İran’da son bir haftadır hızlı ekonomik çöküş ve biriken krizler nedeniyle protestolar ve grevler yeniden alevlendi. 28 Aralık’ta Tahran Çarşısı esnafının kepenk kapatmasıyla başlayan kıvılcım, bugün İran’ın 31 eyaletinin neredeyse tamamına yayılmış durumda.
İşte devrimden bugüne İran’ın toplumsal hafızasına kazınan büyük kırılma noktaları:
Kadınların itirazı (1979 – 1990’lar)

Ayetullah Humeynî, 7 Mart 1979 tarihinde işyerlerindeki tüm kadınlar için zorunlu örtünme emrini verdi ve “çıplak” olarak nitelediği kadınların işyerlerine ve devlet dairelerine giremeyeceğini açıkladı. Kamusal alanlarda başörtü takması ve uzun, bol kıyafetler giymesi zorunluluğuna uymayan kadınlara para ve hapis cezası verilmeye başlandı.
Devrimden sadece iki hafta sonra, binlerce kadın Ayetullah Humeyni’nin zorunlu başörtüsü kararnamesine karşı Tahran sokaklarına döküldü. İran’da iktidarı ele alan Humeynî rejiminin 7 Mart 1979 tarihinde tüm kadınların başını örtme zorunluluğunu getirmesinin ardından 8 Mart 1979 Dünya Kadınlar Günü‘nde İran’ın başkenti Tahran’da bir kadın yürüyüşü düzenlendi.

Başlangıçta Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamak amacıyla organize edilen yürüyüş, yeni rejimin getirdiği örtünme zorunluluğunun ardından kitlesel protestolara dönüştü. 8-14 Mart 1979 tarihleri arasında Tahran sokaklarında İranlı kadınlar Humeynî’nin başörtüsünü ve çarşafı zorunlu kılmasını protesto yaygın şekilde protesto etti. Bu protestolar, alkol yasağı ve kamusal alandaki cinsiyet ayrımına karşı ilk büyük sivil tepkiydi.
Rejim yanlısı grupların şiddetiyle karşılaşan bu hareket, başörtüsünün zorunlu hale getirilmesiyle bastırıldı; ancak bu gerilim 2022’deki Mahsa Jina Emini isyanına kadar sürecek olan on yılların fitilini ateşledi.
Öğrenci hareketleri (1999 – 2003)
Temmuz 1999’da bir gazetenin kapatılması, İran’ı sarsan devasa bir öğrenci hareketine yol açtı. İran’da, 9 Temmuz 1999’da polis ve Hizbullah milislerinin Tahran Üniversitesi öğrenci yurduna düzenlediği saldırıda 1 öğrenci öldü, 20 öğrenci yaralandı. Yurda yapılan saldırı 1979’daki İran İslam Devrimi’nden sonra ülkedeki en büyük sokak gösterilerine yol açtı.
Günler süren çatışmaların ardından çok sayıda öğrenci öldü, yüzlercesi hapse atıldı. Saldırıyla ilgili eski Tahran polis şefi ve 17 polis çıkarıldığı mahkemede suçsuz bulundu. Olaylardan sonra tutuklanan 6 öğrenci liderinden 3’ü “ayaklanma kışkırtmak” suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırıldı, daha sonra bu cezaları 10 ila 15 yıla indirildi, diğer öğrencilere çeşitli hapis cezaları verildi. Dönemin reformist başkanı Hatemi, olayları “isyan” olarak niteleyerek rejime sadakatini tazeledi.

Yeşil Hareket (2009 – 2010)
Mahmud Ahmedinejad’ın tartışmalı bir şekilde yeniden seçilmesi, İran tarihinin en büyük kitlesel protestosuna yol açtı. Milyonlarca İranlı, sembolik yeşil renklerle “Oyum nerede?” sorusunu sordu. 2009 yılında eylemler Tahran’dan başlamış ve daha çok orta ve orta-üst sınıftan, gelir ve eğitim düzey yüksek kişilerin desteğini almıştı.
Felsefe öğrencisi Nida Aga Sultan’ın sokak ortasında vurulma anı, hareketin uluslararası sembolü oldu. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, 2009 yılında seçim usulsüzlükleri iddialarıyla ilgili soruşturma başlatılması talimatı verdi. Hamaney ayrıca İngiliz hükümetini “şeytan” olarak nitelendirdi ve Batılı devletlerin bu süreçteki takındığı tutumu kınadı.
O dönem birçok üst düzey yetkili de yabancı güçleri yaşananlardan sorumlu tutan açıklamalar yaptı. Ancak Hamaney, her ne kadar eylemlerin önceden planlanmış olduğu yönünde “kuşku bulunmamasına” karşın muhalefet liderlerinin yabancı casuslar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.Rejim bu hareketi “fitne” olarak adlandırıp bastırırken, İran internet kısıtlamalarıyla (Facebook, Twitter ve YouTube yasakları) tanıştı.

2009’daki eylemlere liderlik eden isimlerden biri de reformcu aday Mir Hüseyin Musavi olmuştu
Ekonomik çöküş ve protestolar (2017 – 2019)
2017 yılının Aralık ayında Meşhed’de başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestoların merkezinde ekonomik talepler vardı. Meşhed’de başlayan protestolar, 100’den fazla şehre yayılarak doğrudan rejimi hedef aldı. Ancak en büyük patlama Kasım 2019’da, akaryakıt fiyatlarına yapılan yüzde 200’lük zamla yaşandı. 15 Kasım 2019’da hükümetin benzin fiyatlarını bir gecede artırması, İran tarihinin en kanlı protesto dalgalarından birini tetikledi. Günler içinde onlarca kentte protestolar büyürken, devlet interneti büyük ölçüde kesti ve ülkede fiili bir bilgi karartması uygulandı.

Uluslararası insan hakları örgütlerine göre yüzlerce kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateşle katledildi. Binlerce kişi gözaltına alındı, işkenceye uğradı. Bu süreçte hiçbir yetkili hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi, cezasızlık politikasını kalıcılaştırdı. 2019, İran toplumunda “ekonomik gerekçelerle sokağa çıkanların topluca hedef alınabileceği” gerçeğini acı biçimde ortaya koydu ve sonraki isyanların psikolojik eşiğini belirledi.
Uluslararası kaynaklara göre bu süreçte ölü sayısı bin 500’e kadar ulaştı. Bu süreçte dikkat çeken nokta, protestoların yalnızca büyük kentlerle sınırlı kalmaması, İran’ın çevre bölgelerinde de yaygınlaşması oldu. Sloganlar hızla rejimi hedef alırken, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi çok sayıda gözaltı ve ölüme yol açtı.
Mahsa Jina Emini Ayaklanması: Kadın, Yaşam, Özgürlük (2022 – 2023)
13 Eylül 2022’de ahlak polisi tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltına alınan Jîna Emînî’, üç gün sonra devlet gözetiminde yaşamını yitirdi. Jîna’nın Emînî’nin ölümü, yıllardır biriken öfkenin ülke çapında patlamasına neden oldu. Kürt kadın hareketinden doğan “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı, kısa sürede İran genelinde ve dünya çapında direnişin ortak dili haline geldi.
Protestolarda kadınlar ön saflarda yer aldı; zorunlu örtünme dayatması, devlet şiddeti ve cezasızlık politikaları hedef alındı. Mahsa Emini’nin gözaltında ölümü, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla küresel bir harekete dönüştü. Sadece başörtüsü zorunluluğu değil, kişisel özgürlüklerin kısıtlanması ve ekonomik çöküş de protesto edildi.
Devletin yanıtı yine şiddet oldu. Güvenlik güçleri protestolara ateş açtı, yüzlerce kişi katledildi, binlercesi gözaltına alındı. Öldürülenlerin aileleri tehdit edildi, yas tutmaları dahi engellendi. 20 binden fazla tutuklama ve halka açık idamlar, bu dönemin en karanlık yüzü oldu.

2026: Yeni Dalga
2026 yılına gelindiğinde, İsrail ve ABD ile yaşanan bölgesel gerilimlerin gölgesinde ekonomi daha da kötüleşti. Mahsa Amini sürecinden bu yana çözülemeyen yapısal sorunlar, Tahran Çarşısı’ndan başlayarak ülkeyi yeniden bir yol ayrımına sürükledi.

‘Jin jiyan azadî’den bugüne
Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu Koordinasyon Konseyi üyesi Basi Şamari, kadınların İran’daki protestolarda belirleyici rol oynadığına dikkat çekti. Jinha’ya konuşan Basi Şamari, İran’da yeni bir protesto dalgasının başladığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“İran’da yeniden protestolara tanıklık ediyoruz; bu dalga pazardan başladı. İran tarihinde pazar her zaman siyasetin termometresi olmuştur. Pazar durduğunda toplumun ateşi yükselir. Pazar grevi ne bir güvenlik projesidir ne de bazı yorumcuların iddia ettiği gibi iktidar oligarkları tarafından tasarlanmıştır. Aksine, ilk günden itibaren bunu iktidar içinden bir rejim değişikliği projesi olarak yorumlayanlar da oldu. Oysa pazar, rant ağlarının ilk kurbanıdır.”
Basi Şamari’ye göre, İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından, rejimin temel direkleri olarak görülen kesimlerin ekonomik imkânları ve güvenlikleri giderek azaldı. Önceden daha çok alt sınıflarda hissedilen korkunun, orta sınıflara da yayıldığını belirten Basi Şamari, “Bugün bu gelecek kaygısını pazarda açıkça görebiliyoruz. Enflasyon, alım gücünün çöküşü ve ekonomik güvensizlik, bir termit gibi güven sütunlarını kemirdi. Pazarın tepkisi bu aşınmaya verilen doğal bir yanıttır” dedi. Basi Şamari, “İktidarın bir kesiminin pazarı siyasi hedefler için kullanma girişimleri de sonuçsuz kaldı; çünkü daha önce sermaye güvenliği sağlanan varlıklı kesimler bile artık geleceklerinden endişe duyuyor” dedi.
Açık baskı mı, siyasi kontrolün çöküşü mü?
Protestoların pazardan başlayarak rüzgârda yayılan bir alev gibi diğer kentlere sıçradığını belirten Basi Şamari, bu sürecin gündelik yaşamın gerçek ağları içinden şekillendiğini ifade etti:
“Tedarik zincirlerinden ulaşıma, atölyelerden işçilere, öğretmenlerden hemşirelere kadar… Pazar durduğunda diğer çarklar da durur. Bu yüzden mesleki talepler bir toplumsal harekete dönüşebilir; çünkü hoşnutsuzluk zaten birikmişti.”
Basi Şamari’ye göre iktidarın verdiği yanıt bir kriz yönetimi değil, çıplak baskı oldu. Özellikle Zagros bölgesinde, Melikşah’ta uygulanan şiddetin çok ağır olduğunu söyleyen Basi Şamari, Kürt kentlerinde silahsız protestoculara doğrudan ateş açıldığını, yurttaşların öldürüldüğünü ve yaralandığını, güvenlik güçlerinin hastanelere girerek yaralıları kaçırmaya çalıştığını hatırlattı.
Basi Şamari, “Bunlar güç göstergesi değil; siyasi kontrolün çöktüğünün işaretidir. Hastanelere saldırmak, iktidarın siyasetin araçlarını kaybettiğini ve yalnızca zor kullanabildiğini itiraf etmesidir” diye belirtti.
Basi Şamari, bu dönemi tarihsel bir dönemeç olarak nitelendirerek, iktidar geçişinin mantığının doğru okunması gerektiğini vurguladı. Venezuela gibi örneklerin gösterdiği üzere, alternatif güçlerin meşruiyetinin ancak gerçek bir toplumsal taban ve halk desteğiyle mümkün olduğunu ifade eden Basi Şamari, “Siyaset sahada yapılır, önceden senaryosu yazılmış stüdyolarda değil” dedi.
Bu çerçevede, geniş bir toplumsal ekonomiye dayanmayan akımların—monarşi yanlıları dâhil—İran’ın geleceğinde bir yeri olmadığını savunan Basi Şamari, son protestolarda bu çevrelerin adlarının öne çıkarılmasının ve görüntü manipülasyonlarının, siyasi bir alternatif yaratmaktan çok, toplumsal güven yaralarını derinleştirdiğini ve halklar ile farklı toplumsal güçler arasındaki birliği zayıflatmayı hedeflediğini söyledi.
Halkın yapısal protestoları: Baskı siyaseti ve monarşist araçların iflası
Basi Şamari’ye göre, yıpranmış bir sistemden çıkış arayan bir toplum, sorunun parçası olan bir geçmişe geri dönemez. Basi Şamari konuşmasına şöyle devam etti:
“Şah ve Şeyh ikiliği yıllardır halk arasındaki birliği bozmak için kullanılan bir araçtır. Hem sermaye sistemi hem de İran’daki iktidar, bu ayrımı toplumsal güvenin ve dayanışmanın oluşmasını engellemek için kullanıyor.”
İran dini lideri Ali Hamaney’in 12 günlük savaş sonrasındaki açıklamalarına değinen Basi Şamari, iktidarın hâlâ baskı ve tehdit yoluyla meşruiyetini korumaya çalıştığını, protesto hakkını sözde tanıyıp fiilen bastırmasının ise hükümetin ne meşruiyeti ne de hazır bir çözümü olduğunu gösterdiğini söyledi.
“Protesto ile ‘kargaşa’ arasında yapay bir ayrım yaratmak, halka yönelik şiddeti meşrulaştırma çabasıdır,” diyen Basi Şamari, mevcut taleplerin geçici değil yapısal olduğunu, bölgesel koşullar—güvenlik üslerinin ve stratejik müttefiklerin zayıflaması—nedeniyle iç baskının da arttığını vurguladı.
Bağımsız ve yatay hareket: Protestoların gasp edilmesine karşı kalıcı örgütlenme
Basi Şamari, “arka cephe boşaldığında sokak daha gür konuşur” diyerek, toplumun sermaye-güvenlik sistemi içindeki iktidar devirlerinin tekrarlanmasını nasıl engelleyebileceği sorusunun kritik olduğunu belirtti. Son protestoların, ekonomi ile siyasetin açık biçimde birbirine bağlanmasının zorunlu olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Yatay ve yerel örgütlenmenin; pazar, işçiler, öğrenciler ve sağlık emekçileri arasındaki koordinasyonun ve şeffaf karar alma süreçlerinin uzun vadeli direnişin temel sütunları olduğunu söyleyen Basi Şamari, bunun iktidarın liderlere ulaşmasını da zorlaştırdığına dikkat çekti. Basi Şamari, hareketin rantçı elitlerden ve toplumsal tabanı olmayan muhalefetlerden bağımsız olması gerektiğini, aksi hâlde halkın taleplerinin çarpıtılacağını ve bölünmeler yaratılacağını ifade etti.
Bölgeler ve halklar arası dayanışmanın hayati olduğuna dikkat çeken Basi Şamari, “Zagros’ta, Kürdistan’da, Huzistan’da ya da Belucistan’da yaşanan baskı yerel bir mesele değil; ulusal bir zincirin halkasıdır ve kolektif yanıt gerektirir” dedi.
Basi Şamari, son devrim sürecinde öne çıkan “Jin jiyan azadî” sloganının, mezarlıklarda devrimci ruhlarını çocuklarına aktaran anne ve babaların mücadelesinin devamı olduğunu belirtti.
Basi Şamari’ye göre bugün İran’daki protestolar yalnızca ekonomik değil; sistemin meşruiyetini sorgulayan derin bir hareketin yeni aşamasıdır. “Baskı güç değil, yıpranmanın göstergesidir,” diyen Basi Şamari, toplum örgütlü hareket etmez ve kolektif bir alternatif yaratmazsa, iktidarın bir azınlıktan başka bir azınlığa devredileceği uyarısında bulundu.
Son olarak Basi Şamari, “Halkın uyanıklığı belirleyici olacaktır. Yatay, dayanışmacı, sermayeden ve iktidardan bağımsız protestolar yalnızca İslam Cumhuriyeti’ni değil, yukarıdan iktidar üretiminin tüm mantığını sorgulayabilir ve tarihin dönüm noktası olabilir” ifadelerini kullandı. (Kaynak: BBC/Al Jazeera/MA)




