21 Şubat, çok dilli eğitim ve Çerkesler
Kuban Kural 20 Şubat 2026

21 Şubat, çok dilli eğitim ve Çerkesler

“21 Şubat Dünya Anadil Günü” her sene olduğu gibi bu sene de hem dünyada hem de Türkiye’de “kutlanıyor”. Türkiye’ de,  muhtemelen “Sürecin” de etkisiyle bu kez daha fazla etkinlik düzenlendiğini gözlemliyoruz.

Dünya Anadili Günü ortaya çıkış hikâyesini de dikkate alarak “kutlanan” bir “gün” olmakla birlikte bir mücadele süreci olarak ele alınmalı. Özellikle Türkiye’de kaybolmakta olan diller için senede bir güne sıkıştırılan etkinlikler ile anadillerin yaşatılmasını bırakın gündemde tutulması dahi mümkün değil.

21 Şubat’a indirgenmiş kutlamalar, kaybolmakta olan dillerin mensuplarının kendilerini motive ettikleri anlık pozisyon almaların ötesine geçerek politik bir mücadelenin de sürükleyicisi olmalı.

Türkiye’de Kürtçe, Türkçe dışındaki diller içerisinde (demografik, tarihi, sosyolojik ve politik sebeplerle…) en çok konuşulan ve en “iyi” durumda olan dil diyebiliriz. Özellikle Suriye ve Irak’taki özerk yönetimlerin etkisiyle anadil meselesi tüm eksiklerine rağmen büyük ölçüde bir politik hatta girerek bir mücadele pratiği haline gelmiş durumda. Türkiye’de ise Kürt siyasi hareketi ve kültürel alanda faaliyet gösteren organizasyonlar için ciddi bir motivasyon kaynağı olarak politik mücadelenin mihenk taşı Kürtçe…

Kürtçe dışındaki dillerin durumu ise gerçekten açınası halde. Hem bu dillerin mensuplarının çekingen tavırları hem de devletin pozisyon alışı bu dilleri bir zenginlik olmaktan çıkararak görünmezliğe itmiş durumda.

Çerkesler birçok araştırmaya göre Kürtlerden sonra en yoğun nufusa sahip ikinci halk olarak biliniyor. Ancak Çerkesçe’nin durumu bu topraklarda yok olmak üzere. İşin daha da vahimi, nüfuslarının görece daha “yoğun” olduğu anavatanlarında da, Rusya’da Putinizmin son yıllarda hayata geçirdiği politikalarla seçmeli ders statüsüne düşürülen dillerinin durumu gün geçtikçe kötüleşiyor…

Çerkesçe’nin de yok olma tehlikesi altında olduğunun bilinciyle hareket etmesi gereken Çerkeslerin ne örgütsel yapıları ne de toplumsal kesimleri bunun bilincinde gözüküyor. Farklı fraksiyonlardan neredeyse bütün Çerkes örgütlerinin tamamının metinlerini ya da açıklamalarını incelediğimizde (özellikle 21 Şubatlarda) anadilin öneminden, Çerkesçe’nin yok olmak üzere olduğundan bahsedildiğini açık bir şekilde görüyoruz. Ancak rutin bir retorik olmanın ötesine geçemeyen bu söylem maalesef politik bir mücadelenin ve kültürel bir hareketliliğin bileşeni olabilmiş değil.

Çerkesleri devletin “büyük ölçüde” ehlileştirerek asimile ettiğini, sözleşme içi Türkleşmiş bir halk olarak kabul ettiğini ve sorun çıkarmadıkları, politik bir özne olmayı tercih etmedikleri sürece folklorik düzeyde görünür olmalarına müsaade ettiğini söyleyebiliriz. Geniş halk kitlelerini dikkate alarak bunu söylemek mümkünken örgütlü gözüken yapılarının da bu durumdan azade olmadığı tespitini yapabiliriz.

Bu yazıda bu sosyo-politik durumun sebepleri üzerine düşünmekten ziyade kaybolmakta olan bir dil olarak Çerkesçe’nin nasıl nefes alabilir bir dil haline gelebileceği hakkında fikir yürütmeye çalışalım.

Çerkeslerin Van Ahlat’tan, İzmir Ödemiş’e, oradan Uzunyayla’ ya, Samsun’a, Hatay’a, Düzce’ye ve Anadolu’nun bir çok bölgesine dağınık yerleştirildiklerini, şehirleşme ile birlikte metropollerde yoğunlaşan Çerkes nüfusun daha da dağınık hale geldiğini net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Böyle bir demografik dağınıklık içerisinde “Çerkesçe nasıl yaşar?” ya da “Çerkesçe ne işe yarar?”… Bu soruları çoğaltmak mümkünken cevaplarını bulmak hem zor hem de kolay…

Çerkes örgütlerinin yıllardır kendi imkânlarıyla açtıkları dil kurslarının (dil kursu derken derneklerde açılan gayri resmi dil derslerinden bahsediyorum) talep yetersizliği ve ilgisizlik sebebiyle kapatıldığı bir realite olarak karşımızda duruyor. Bunun sebepleri üzerine Çerkes aydınlarının ve örgütlerinin ciddi şekilde kafa yormadıkları kanaatindeyim. Politikleşmemiş, anadil hassasiyetini anadil mücadelesine evirememiş bir halkın Çerkesçe hassasiyeti de kadük kalıyor haliyle.

Anadilinde eğitimi (kendisi -en azından şimdilik- kullanamayacak halde dahi olsa…) temel bir hak olarak kabul eden ve çok dilli eğitim modelleri gibi kavramlar üzerine kafa yoran, dünya örneklerini de dikkate alarak Türkiye’ye öneriler sunan bir entelektüel birikimi görünür kılması, Çerkeslerin bu konuda ciddi bir farkındalık yaratmalarına sebep olur.

“Bizde varız” demenin en demokratik ve insani yolu başkasıyla birlikte var olduğunu kabul etmekten geçiyor. Bu sebeple Çerkesler gibi dilleri yok olma tehlikesi altında olan halklarla (Lazlar, Pomaklar, Romanlar vb…) ortaklaşmaları da ciddi bir etki yaratacaktır.

Dünya’da çok dilli eğitim perspektifiyle bir çok yerel dilin yaşayabilir (en azından nefes alabilir..) hale geldiğini biliyoruz. Lüksemburg’tan, Lübnan’a, Afrika ülkelerinden ABD’ye, İsveç’e, Irak’a, Britanya’ya, Suriye’ye kadar bir çok ülkeye zarar vermeyen, hatta o ülkeleri zenginleştiren çok dillilik ve çok dilli eğitim perspektifinin neden Türkiye’de sorun olduğunu sorgulayarak başlayacak bir zihniyet berraklaşması, kaybolmakta olan dil mensupları için olmazsa olmaz bir gereklilik.

Bu talepler ya da konular gündeme geldiğinde başta Çerkeslerin kendi iç kamuoyları olmak üzere Türkiye’nin genelinde karşımıza çıkan soru “ Çerkeslerin böyle bir talebi mi var?” oluyor. Çerkeslerin kitlesel bir talebinin olup olmadığından bağımsız olarak bu meseleye temel bir hak olarak bakmadığımız için Çerkeslerin talepleri de yok aslında. Bunu bir hak olarak görmedikleri ve kültürlerinin sürekliliğini sağlayacak en önemli enstrüman olan dillerinin kavgasını vermek yerine hassasiyetlerini sessizce dillendirdikleri için bugün “Çerkesçe diye bir dil mi var?  “ sorularıyla dahi karşılaşabiliyoruz.

Türkiye’de devlet imkânlarının anadilde eğitimin gerçekleştirilmesinden tutunda bütün yerel dilleri gündemine alan çok dilli eğitim politikalarına kadar birçok alanda yeterli olduğunu biliyoruz. Kim, hangi bahanenin ardına saklanırsa saklansın bunu kaldıracak ekonomik sermayede, entelektüel güçte bu coğrafyada mevcut. Ancak politik basiret sahibi demokratik perspektif eksik…

Çerkesler, dil hassasiyetlerini anadil hakkı mertebesine çıkardıkları takdirde bahsettiğim politik basiretin oluşumuna da en büyük katkıyı yapacaklardır. Üstelik yalnız başlarına da olmayacaklar, kendileri gibi, tanımadıkları bilmedikleri çok halk ve çok dil var bu coğrafyada…

Çerkes zihni, devletin yanından yamacına uzaklaşabilse bunları düşünmeye başlayabilecek aslında. Ancak bunun için ciddi bir özgüven ve mücadele azmi gerekiyor…

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.