• Ana Sayfa
  • Kadın
  • DEM Parti Kadın Meclisi: ‘Kadınların tarihsel mücadele birikimi sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir’

DEM Parti Kadın Meclisi: ‘Kadınların tarihsel mücadele birikimi sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir’

DEM Parti Kadın Meclisi, dayanışmayı esas alan demokratik örgütlülüğü güçlendirerek kadın mücadelesini toplumun her kesimiyle buluşturacaklarını belirtti. Sonuç bildirgesinde “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca çatışmaların son bulduğu bir dönemi değil; kadınların eşit ve özgür yaşamının güvence altına alındığı demokratik bir geleceğin inşasını ifade etmektedir. Kadınların tarihsel mücadele birikimi ve özgürlük deneyimi, bu sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir” ifadesi yer aldı.

DEM Parti Kadın Meclisi: ‘Kadınların tarihsel mücadele birikimi sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir’
DEM Parti Kadın Meclisi: ‘Kadınların tarihsel mücadele birikimi sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 12 Temmuz 2026 17:42
  • Güncellenme: 12 Temmuz 2026 18:04

DEM Parti Kadın Meclisi, 10 Temmuz’ta gerçekleştirdiği Kadın Meclisi toplantısının sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, dünyada, emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesinin sertleştiği, savaş ve çatışma siyasetinin küresel ölçekte yeniden tahkim edildiği belirtilerek, “NATO zirvesiyle birlikte silahlanma bütçelerinin artırılması yönünde alınan kararlar, militarizmin önümüzdeki dönemin temel siyasal yönelimlerinden biri haline getirildiğini göstermektedir. Güvenlik politikaları adı altında yürütülen bu süreç, halklara daha fazla savaş, yoksulluk, zorunlu göç ve ekolojik yıkım dayatmaktadır” denildi.

‘Ortadoğu’da süren çatışmalar mperyalist güçlerin çıkar mücadelelerinden bağımsız değildir’

Ortadoğunun yeniden dizayn edildiği hatırlatılan bildirgede şu ifadelere yer verildi:

“Ortadoğu’da süren çatışmalar, İran’a yönelik tehditler ve bölgeyi yeniden dizayn etmeye dönük müdahaleler, emperyalist güçlerin çıkar mücadelelerinden bağımsız değildir. Savaş rejimleri yalnızca silahlarla değil; kadın emeğinin sömürülmesi, yoksulluğun derinleştirilmesi, doğanın talanı, otoriter yönetimlerin güçlendirilmesi ve toplumun militaristleştirilmesi üzerinden de inşa edilmektedir. Bugün yaşadığımız dönem, yalnızca savaşların derinleştiği değil, kadınlara biçilen toplumsal rollerin de yeniden üretildiği bir dönemdir.

Erkek egemen kapitalist sistem; militarizmi, piyasa ilişkilerini ve dijital kültürü kullanarak bireyciliği, rekabeti ve tüketimi kutsayan yeni bir kadın modeli yaratmaya çalışmaktadır. Kadın dayanışmasını ve kolektif mücadele zeminlerini zayıflatmayı hedefleyen bu anlayış, kadın yoksulluğunu, emek sömürüsünü, güvencesizliği ve zorunlu göçü derinleştirirken ekolojik yıkımı da büyütmektedir. Göç yollarında yaşanan şiddet, kadın emeğinin değersizleştirilmesi, yaşam alanlarının talanı ve kadınların kamusal yaşamdan dışlanması aynı erkek egemen sistemin farklı yüzlerini oluşturmaktadır.

Savaşı, militarizmi ve güvenlik politikalarını halkların geleceği pahasına büyüten bu düzene karşı kadınların barış mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz. NATO eliyle derinleştirilen silahlanma yarışına, savaşın kadınların yaşamını, emeğini ve doğayı hedef alan sonuçlarına karşı halkların ortak mücadelesini, kadın dayanışmasını ve enternasyonal kadın özgürlük mücadelesini güçlendireceğiz. Kadınların özgürlüğünü piyasanın dayattığı bireysel başarı anlayışında değil; eşitlikte, dayanışmada ve demokratik yaşamın ortak inşasında görüyoruz. Biliyoruz ki savaş, yoksulluk ve otoriterlik üreten bu kaotik düzeni durduracak yegâne güç; halkların, kadınların ve ezilenlerin ortak direnişi ile demokratik, özgür ve eşit bir yaşamı birlikte inşa etme iradesidir.”

‘Kadınların tarihsel mücadele birikimi  sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir’

Kürt meselesinin çözümü için devam eden sürece de değinilen bildirgede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca çatışmaların son bulduğu bir dönemi değil; kadınların eşit ve özgür yaşamının güvence altına alındığı demokratik bir geleceğin inşasını ifade etmektedir. Kadınların tarihsel mücadele birikimi ve özgürlük deneyimi, bu sürecin en güçlü kurucu dinamiğidir. Biz kadınlar açısından bu süreç, kadına yönelik şiddete, yoksulluğa ve her türlü eşitsizliğe karşı mücadeleyi büyütmenin yanı sıra kadın özgürlükçü paradigmamızın inşasını güçlendirme sorumluluğunu da taşımaktadır” denildi.

‘Kadınların toplumu yerelden ördüğü örgütlenmeleri güçlendireceğiz’

Türkiye’de derinleşen ekonomik krizin savaş politikalarının ve otoriter yönetim anlayışının kadınların yaşamını her geçen gün daha fazla kuşattığı vurgulanan bildirgede şu ifadeler yer aldı:

“Güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaşırken kadın emeği görünmez kılınmakta, bakım yükü bütünüyle kadınların omuzlarına bırakılmaktadır. İktidarın içeride ‘Aile Yılı’ adı altında kadınları ve LGBTİ+’ları hedef alan, toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden ve yaşamı geleneksel cinsiyet rolleri üzerinden yeniden düzenlemeye çalışan politikaları ile NATO’nun güvenlik eksenli savaş siyasetini aynı anda meşrulaştıran yaklaşımı; kadınların ve LGBTİ+’ların haklarını evrensel bir ilke olarak değil, siyasal ihtiyaçlara göre araçsallaştırdığını göstermektedir. Biz kadınlar, içeride cinsiyetçi ve heteroseksist politikaları, dışarıda militarizmi besleyen bu erkek egemen anlayışa karşı eşitlikten, özgürlükten, barıştan ve demokratik toplumdan yana mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. İçinden geçtiğimiz dönem, kadınların yaşamın her alanında daha güçlü örgütlenmesini ve toplumsal bağlarını yeniden güçlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Mahallelerden köylere, üniversitelerden işyerlerine, fabrikalardan dijital alana kadar kadınların ortak sorunlarına birlikte çözüm ürettiği, dayanışmayı büyüttüğü ve demokratik toplumu yerelden ördüğü örgütlenmeleri güçlendireceğiz.

Genç kadınların, emekçi kadınların, engelli kadınların, göçmen kadınların, farklı halklardan, inançlardan ve kimliklerden kadınların deneyimlerini ortak mücadelemizin ayrılmaz bir parçası haline getireceğiz. Engelli kadınların maruz bırakıldığı çoklu ayrımcılığa, sağlamcı politikalara ve erişilebilirlik engellerine karşı mücadeleyi kadın özgürlük mücadelesinin temel başlıklarından biri olarak ele almaya devam edeceğiz. Yerelin ihtiyaçlarından beslenen, kadınların doğrudan söz ve karar sahibi olduğu, dayanışmayı esas alan demokratik örgütlülüğü güçlendirerek kadın mücadelesini toplumun her kesimiyle buluşturacağız.”

Kadın özgürlük mücadelesi, kadınların haklarını savunma mücadelesinin yanında aynı zamanda eşit, özgür, demokratik ve ekolojik bir yaşamın inşa mücadelesidir. Bugün savaş politikalarına, militarizme, erkek egemenliğine, kadın yoksulluğuna, emek sömürüsüne, doğanın talanına ve her türlü ayrımcılığa karşı en güçlü yanıt kadınların örgütlü dayanışması ve ortak iradesidir.

Önümüzdeki dönemde kadınların ortak mücadelesini daha da güçlendirerek demokratik toplumun inşasında kurucu rolümüzü büyüteceğiz. Halkların ortak yaşamını, kadınların eşit yurttaşlığını, özgür geleceğini ve demokratik siyaseti kadın dayanışmasıyla birlikte savunmayı sürdüreceğiz. Biliyoruz ki demokratik toplum, kadınların örgütlü iradesiyle; kalıcı barış ise kadınların eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle hayat bulacaktır. Bu inanç ve kararlılıkla, kadınların ortak mücadelesini büyütmeye, demokratik toplumu kadın özgürlükçü paradigma doğrultusunda örmeye ve onurlu barışı kadınların öncülüğünde inşa etmeye devam edeceğiz.”

Kongre çağrısı

Bildirgede 20 Eylül’de gerçekleştirilecek 5. Büyük Olağan Kongre için de çağrı yapıldı:

“Bu inanç ve kararlılıkla 5. Büyük Olağan Kongremize yürüyoruz. ‘Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Demokratik Topluma’ şiarıyla gerçekleştireceğimiz bölgesel konferanslarımızda kadınların sözünü, deneyimini ve ortak aklını büyütecek; 20-21 Ağustos’ta gerçekleştireceğimiz Merkezi Kadın Konferansımızda yeni dönemin mücadele ve kurucu siyasetini hep birlikte öreceğiz. 20 Eylül’de gerçekleştireceğimiz 5. Büyük Olağan Kongremizi ise kadınların iradesi, coşkusu ve örgütlü gücüyle karşılayacağız.

Kadınların kurucu özne olduğu demokratik toplumu birlikte inşa edecek, barışı kadın özgürlük mücadelesiyle büyütecek, dayanışmamızı her mahallede, her kentte ve yaşamın her alanında örgütleyeceğiz. Tüm kadınları, farklı halklardan, inançlardan ve kimliklerden bütün kadınları; sözünü büyütmeye, mücadeleyi ortaklaştırmaya ve Kongremizi kendi rengi, sesi ve iradesiyle örmeye çağırıyoruz.”