“Türkiye’de “Kürt halkı” diye ayrı bir siyasal özne yoktur. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır.”
Dere tepe düz gittik yine en başa döndük…
Bu cümleyi iki ay önce, ülkeyi demokratikleştireceğini vaad eden CHP’ye katılmış, çiçeği burnunda partili ve aynı zamanda Türk “Kökenli” siyasetçi Ümit Dikbayır kurmuş. X’de yaptığı paylaşımda daha neler dememiş ki;
Bizi de unutmamış sağ olsun, şöyle demiş;
“Nasıl ki: Gürcü kökenli, Laz kökenli, Çerkez kökenli, Arnavut kökenli, Boşnak kökenli vatandaşlarımız varsa, Kürt kökenli vatandaşlarımız da bu milletin ayrılmaz bir parçasıdır.”
Düzeltmeye başlayalım;
Öncelikle kökenli değiliz. Siz nasıl Türk iseniz, bizler de Çerkes’iz, Kürd’üz, Boşnak’ız, Arnavut’uz… Önce adımızı sanımızı doğru düzgün ifade edeceksiniz. Açık söyleyelim haddinizi bileceksiniz. Ülkeyi yönetmeye aday bir partide siyaset yapıyorsanız, bu ülkenin vatandaşlarını birey ve toplum olarak kabul edip, şu arkaik milliyetçi hezeyanlardan kurtulacak, adımızı doğru düzgün ifade ederek başlayacaksınız sayın vekil. Seçim bölgenizdeki Çerkesler, nasıl kökenli değillerse, onların bir adı sanı varsa Kürdün de bir adı sanı var…
“Halk” ve “millet” kavramları siyasal egemenlik çağrışımı taşır. Bu nedenle bilinçli olarak kullanılır, bilinçli olarak dayatılır.” Dikkatinizi çekerim “dayatılır”mış. O dayatmalar sebebiyle bugün Kürt meselesini konuşuyoruz sayın vekil…
Hamasetle devam eden cümlelerin üzerini ezberlerle de donatmış Sayın Türk “Kökenli” siyasetçi; “…Asıl mesele: Kürtler üzerinden kurulan emperyalist hesap. Bugün “Kürt meselesi” diye önümüze konan tablo, Kürtlerin kendi iradesinden doğmuş bir tablo değildir. Daha çarpıcı bir gerçeği söyleyelim: PKK’nın kurucuları Kürt değildir…” doksanlı yıllarda kahve köşelerinde sarf edilen cümleler değil bunlar, daha yeni, iki gün önce X’de paylaşıldı.
Geliyor sihirli kelime; “Bu mesele bir Kürt meselesi değildir. Bu mesele: Kürt kökenli vatandaşları araçsallaştıran, Kürt kökenli vatandaşları öne sürüp bedeli onlara ödeten, Bölgeyi ve Türkiye’yi hedef alan emperyalist bir projedir…” Emperyalizmi, Kürt sorunu tartışılırken hatırlayan, onu da yanlış anlayan milliyetçi tedrisatın göründüğü yerdeyiz. Ancak MHP’nin dahi bıraktığı bu söylemi sahiplenenin büyük bir şaşaa ile partiye kabul edilen Ümit Dikbayır olması sadece üzücü değil hazinde aynı zamanda…
Hangi CHP’yi dikkate alalım?
En son Ümit Dikbayır’da vücut bulan “yüz yıllık ezberleri mi” CHP olarak değerlendireceğiz yoksa “Kürt’lere ülke vaat ediyorum” diyen Özgür Özel’in CHP’sini mi?
Yâda Bursa Spor – Soma Spor maçının ardından, Kürtler ve Türkiye için sembol isimlerden Leyla Zana’ya yapılan hakaretlerin ardından Ümit Özdağ ile Uludağ Gazoz resmi paylaşma yarışına giren CHP’li siyasetçileri mi dikkate alacağız yoksa “Kürt meselesi benim meselem” diyen parti yöneticilerini mi. Yâda parti programında “Özerlik” (AB özerlik şartını eksiksiz uygulayacağını vaat eden CHP Parti programı) getireceğim diyen partiyi mi dikkate alalım yoksa meclise sunduğu raporun ancak iki sayfasını Kürt meselesine ayırabilen partiyi mi?
CHP karar verirse seçmen de karar verecek…
Neden CHP
Sürekli neden CHP’yi eleştiriyoruz sorusu bıkmadan usanmadan sorulmaya devam ediliyor. Çünkü CHP iktidar adayı, iktidar adayı partiyi eleştirmeyeceğiz de AKP’den medet mi umacağız. Yâda Cumhur ittifakının demokratlaşmasını mı bekleyeceğiz. Muhalif siyaset aynı zamanda iktidarı zorlamayı gerektirir. İktidarı zorlamak ise ondan daha cesur daha demokrat olmakla mümkündür. CHP böyle bir ileri iki geri demokratik adımlar atarak bunu yapamaz.
Meseleyi hala , “kökenli”, “emperyalist proje” vb. gibi kavramlarla, sürekli Kürtleri aşağılayan, onları yönetilecek kitle olarak gören, özne olmadıklarını iddia eden “dayatmacı” siyasetçi profilleriyle bırakın demokrasiyi getirmeyi “AKP’yi aratır” bu ülkeye…




