New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin yemin töreni konuşması

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin yemin töreni konuşması
  • Yayınlanma: 3 Ocak 2026 10:00

Çeviren: Kıvanç Eliaçık

Yeni bir çağ başlıyor!

“Demokratik sosyalist olarak seçildim ve demokratik sosyalist olarak yöneteceğim. Radikal denilmesinden korkup ilkelerimi terk etmeyeceğim. Asıl radikal olan, bu kadar az kişiye bu kadar çok verip bu kadar çok insana hayatın temel gereksinimlerini çok gören bir sistemdir.”

“New Yorklularla yan yanayım. Çelik burunlu botlarıyla inşaat işçilerinin, bütün gün çalışmaktan dizleri ağrıyan seyyar satıcıların yanında duruyorum. Bu şehrin devasa kaynaklarını onu yuva bilen işçilere geri vereceğiz.”

Sevgili New Yorklu hemşehrilerim, bugün yeni bir çağ başlıyor. Bu kutsal yemini etme ayrıcalığının verdiği duyguyla karşınızdayım; bana duyduğunuz güven karşısında mahcubum, New York City’nin 111. ya da 112. belediye başkanı olarak hizmet etmekten onur duyuyorum. Ama karşınızda tek başıma durmuyorum.

Bugün sizinle yan yanayım. Aşağı Manhattan’da burada toplanan on binlerinizle, ocak ayının ayazına karşı yeniden harlanan umut ateşiyle ısınarak buradayız. Flushing’de daracık mutfaklardan, Doğu New York’taki berberlerden; LaGuardia’da park hâlindeki taksilerin torpidolarına yaslanmış telefonlardan; Mott Haven’daki barlardan ve El Barrio’daki, uzun zamandır ihmal edilen kütüphanelerden bizi izleyen sayısız New Yorkluyla yan yanayım. Çelik burunlu botlarıyla inşaat işçilerinin, bütün gün çalışmaktan dizleri ağrıyan seyyar helal yemek satıcılarının yanında duruyorum.

Koridordaki yaşlı çifte bir tabak yemek taşıyan komşuların, aceleleri olsa da yabancıların bebek arabalarını metro merdivenlerinden yukarı taşıyanların, her gün imkânsız gibi hissettirse bile bu şehri yuvası bilmeyi seçenlerin yanında duruyorum. Neredeyse iki ay önce bu günü mümkün kılmak için oy veren bir milyondan fazla New Yorklunun yanında duruyorum. Ve aynı kararlılıkla, oy vermeyenlerin de yanında duruyorum.

Bu yönetime kuşkuyla ya da küçümsemeyle bakanların, siyasetin onarılamaz biçimde bozulduğunu düşünenlerin olduğunu biliyorum. İnsanların fikrini ancak eylem değiştirir; ama size şunu vaat ediyorum: Eğer New Yorkluysanız, ben sizin belediye başkanınızım.

Aynı fikirde olsak da olmasak da sizi koruyacağım; sizinle sevineceğim, sizinle birlikte yas tutacağım ve bir an bile sizden saklanmayacağım. Bugün burada bulunan sendika ve toplumsal hareket liderlerine, bu tören biter bitmez New Yorklular için mücadeleye dönecek aktivistlere ve seçilmiş temsilcilere, yetenekleriyle bize armağan sunan sanatçılara teşekkür ediyorum. Vali Hochul’a teşekkür ederim.

Belediye Başkanı Adams’a da teşekkür ederim. Dorothy’nin oğlu, Brownsville’li bir oğul, bulaşık yıkamaktan başlayıp şehrimizin en yüksek makamına yükseldi; bugün burada oluşu da anlamlı. Aramızda pek çok anlaşmazlık yaşandı; ama asansörde kapalı kalacak olsam, yanında kalmayı en çok isteyeceği belediye başkanı adayı olarak beni seçmesi beni her zaman duygulandıracak.

Eyalet Meclisi üyesiyken Kongre’de beni temsil etme ayrıcalığına sahip olduğum iki dev isme, Nydia Velazquez’e ve harika açılış konuşmacımız Alexandria Ocasio-Cortez’e teşekkür ederim. Bu ana giden yolu siz açtınız. Liderliğini en çok örnek almak istediğim ve bugün yeminimi ettiren kişi olan Vermont Senatörü Bernie Sanders’a da minnettarım.

Meclis’ten kampanyaya, geçiş ekibinden şimdi City Hall (Belediye Sarayı)’nda başkanlık etmekten heyecan duyduğum ekibe kadar tüm ekiplerime teşekkür ederim. Beni büyüttüğünüz, bu dünyada nasıl var olunacağını öğrettiğiniz ve beni bu şehre getirdiğiniz için anneme ve babama, Mama ve Baba’ya teşekkür ederim. Kampala’dan Delhi’ye uzanan aileme teşekkür ederim.

Ve eşim Rama’ya… En yakın arkadaşım olduğun ve gündelik şeylerin içindeki güzelliği bana her zaman gösterdiğin için teşekkür ederim. Ve elbette, her şeyden çok New York halkına teşekkür ederim. Böyle bir an nadiren yaşanır.

Böylesine dönüşme ve yeniden icat etme fırsatı çok seyrek karşımıza çıkar. Daha da nadiri, değişimin kumanda kollarına bizzat halkın elinin uzandığı anlardır. Yine de geçmişimizde, büyük imkânların doğduğu anların çoğu kez dar bir hayal gücüne ve daha da küçük bir hırsa hemen teslim edildiğini biliyoruz.

Vaat edilenin peşine düşülmedi. Değişebilecek olan aynı kaldı. Şehrimizin yeniden kurulmasını en çok isteyen New Yorklular için hayat giderek zorlaştı. Sırtımızdaki yük bir türlü hafiflemedi.

Bu konuşmayı yazarken bana, bunun beklentileri “sıfırlama” vesilesi olduğu, New York halkını az istemeye ve daha da azını beklemeye teşvik etmem gerektiği söylendi. Böyle bir şey yapmayacağım.

Sıfırlamak istediğim tek beklenti, küçük beklentilerdir. Bugünden itibaren şehri geniş bir ufukla ve cüret ile yöneteceğiz. Her zaman başaramayabiliriz; ama asla denemeye cesaret etmedik diye suçlanmayacağız.

“Büyük devlet dönemi bitti” diyenlere şunu açıkça söylüyorum: City Hall artık New Yorkluların hayatını iyileştirmek için gücünü kullanmaktan çekinmeyecek. Çok uzun zamandır büyüklüğü özel sektörde aradık; kamuya hizmet edenlerden ise sıradanlığı kabullendik.

Devletin rolünü sorgulamaya başlayan, yıllar süren kayıtsızlığın demokrasiyi aşındırması yüzünden inancı zedelenen kimseyi suçlayamam. Bu güveni başka bir yoldan yürüyerek geri getireceğiz: Devletin artık yalnızca zorlananlar için son çare olmadığı, mükemmelliğin artık istisna olmadığı bir yoldan. Bin çeşit baharatı ustalıkla kullanan aşçılardan, Broadway sahnesine adım atanlardan, Madison Square Garden’daki oyun kurucumuzdan nasıl büyüklük bekliyorsak…

Aynısını devlette çalışanlardan da isteyelim. Sokaklarımızın adlarının bile ev sahipliği yaptıkları sektörlerin yenilikçiliğiyle anıldığı bir şehirde, “City Hall” sözünü hem kararlılığın hem sonucun eş anlamlısı yapacağız. Bu işe girişirken, her kuşağın sorduğu o soruya yeni bir yanıt getirelim:

New York kime ait? Tarihimizin büyük bölümünde City Hall’dan gelen yanıt basitti: Sadece zenginlere ve bağlantılı olanlara; iktidardakilerin dikkatini çekmek için asla kendini zorlamayanlara.

Çalışan insanlar bunun sonuçlarını yaşadı: tıklım tıklım sınıflar, kamu konutu siteleri ve sürekli arızalı asansörler… Çukurlarla dolu yollar ve yarım saat geç gelen, hatta hiç gelmeyen otobüsler… Artmayan ücretler ve tüketiciyi de çalışanı da soyan şirketler…

Yine de kısa, gelip geçen anlar oldu; denklem değişti. On iki yıl önce Bill de Blasio, bugün benim durduğum yerde durup şehrimizi ikiye bölen ekonomik ve toplumsal eşitsizliklere son verme sözü verdi.

1990’da David Dinkins, bugün benim ettiğim yemini ederek New York’un o muhteşem mozaiğini, hepimizin insanca bir yaşamı hak ettiği bir şehri, kutlayacağını vaat etti. Ondan neredeyse altmış yıl önce Fiorella LaGuardia, açlar ve yoksullar için çok daha büyük ve güzel bir şehir inşa etme hedefiyle göreve başladı. Bu belediye başkanları birbirinden farklıydı; ama ortak bir inançta birleşiyorlardı: New York, ayrıcalıklı birkaç kişiden fazlasına ait olabilirdi.

Metrolarımızı işletenlere, parklarımızı temizleyenlere; bize biryani de yediren, köfte de; picanha da, çavdar ekmeğinde pastırma da… Ve onlar biliyordu ki, devlet en çok çalışmaya cesaret ederse bu inanç gerçeğe dönüşebilirdi. Önümüzdeki yıllarda yönetimim bu mirası yeniden diriltecek. City Hall güvenlik, erişilebilirlik ve bolluk gündemini hayata geçirecek; yönetim temsil ettiği insanlar gibi görünecek ve yaşayacak; şirket açgözlülüğüne karşı mücadelede asla geri adım atmayacak; başkalarının “aşılmaz” dediği zorluklar karşısında sinmeyecek. Dostlarım, Madiba’ya ve Güney Afrika Özgürlük Bildirgesi’ne bakabiliriz.

New York, içinde yaşayan herkesindir. Birlikte şehrimizin yeni hikâyesini yazacağız. Bu, yalnızca yüzde 1’in yönettiği tek bir şehir masalı olmayacak; zenginle yoksulun karşı karşıya geldiği “iki şehir” masalı da olmayacak.

Bu, 8,5 milyon şehrin masalı olacak: Her biri umutları ve korkuları olan bir New Yorklu; her biri bir evren; hepsi birbirine örülmüş. Bu hikâyenin yazarları Peştuca ve Mandarin, Yidiş ve Kreol konuşacak. Camilerde, sinagogda, kilisede; gurudwaralarda, mandirlerde ve tapınaklarda dua edecekler.

Ve birçoğu hiç dua etmeyecek. Brighton Beach’te Rus Yahudisi göçmenler olacak; Rossville’da İtalyanlar, Woodhaven’da İrlandalı aileler olacak; çoğu buraya daha iyi bir hayat hayalinden başka bir şey olmadan gelmiş, ama o hayal zamanla solup gitmiş. Marble Hill’de, metro geçtiğinde duvarları titreyen dar apartman dairelerinde yaşayan gençler olacak.

St. Albans’ta siyah ev sahipleri olacak; evleri, düşük ücretli emekle ve ayrımcı konut/kredi uygulaması (redlining) yüzünden geçen on yıllara karşı kazanılmış zaferin manevi bir tanıklığı gibi duran… Bay Ridge’te Filistinli New Yorklular olacak; evrenselcilikten söz edip sonra onları istisnaya dönüştüren bir siyasetle artık uğraşmak zorunda kalmayacaklar. Bu 8,5 milyonun çok azı tertemiz ve kolay kutulara sığacak.

Hillside Avenue ya da Fordham Road’dan seçmenler de olacak; bana oy vermeden bir yıl önce Başkan Trump’ı desteklemiş olanlar… Partilerinin “kurulu düzeni” tarafından yüzüstü bırakılmaktan yoruldukları için. Çoğunluk, etki sahibi olanlardan beklediğimiz “dil”i kullanmayacak. Bu değişimi memnuniyetle karşılıyorum.

Çok uzun zamandır “kibar konuşmanın diline” hâkim olanlar, nezaketi zulüm gündemlerini saklamak için kullandı. Bu insanların birçoğu hayal kırıklığına uğradı; ama bizim yönetimimizde ihtiyaçları karşılanacak. Umutları, hayalleri ve çıkarları devlette açıkça görülecek.

Geleceğimizi onlar şekillendirecek. Ve eğer bu topluluklar çok uzun zamandır birbirinden ayrı yaşadıysa, bu şehri birbirine daha da yaklaştıracağız. Katı bireyciliğin soğukluğunu kolektivizmin sıcaklığıyla değiştireceğiz. Kampanyamız dayanışmayı özlediğimizi gösterdiyse, bu yönetim onu büyütsün.

Çünkü ne yediğiniz, nasıl dua ettiğiniz ya da nereden geldiğiniz fark etmeksizin bizi en çok tanımlayan iki kelime hepimizin paylaştığı kelimelerdir: New Yorklular. Uzun zamandır bozuk olan emlak vergisi sistemini New Yorklular düzeltecek. Ruh sağlığı krizini ele alacak, güvenlik alanında yapılması gereken işi hakkıyla yapacak yeni bir Toplum Güvenliği Dairesi’ni New Yorklular kuracak.

Kiracılarına kötü davranan fırsatçı ev sahiplerinin karşısına New Yorklular dikilecek; şişkin bürokrasinin prangalarından küçük işletme sahiplerini New Yorklular kurtaracak. Ve ben de o New Yorklulardan biri olmaktan gurur duyuyorum.

Geçen haziranda ön seçimi kazandığımızda, bu hedeflerin ve onları taşıyanların “yoktan” çıktığını söyleyenler çoktu. Oysa birinin “hiçbir yer” dediği şey, bu hareket için 8,5 milyon “bir yer”den çıktı: taksi duraklarından Amazon depolarına; Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) toplantılarından kaldırım kenarı domino oyunlarına… Güç sahipleri bu yerlere uzun zamandır ya bakmıyordu ya da varlıklarını bile bilmiyordu.

Bu yüzden onları “hiçbir yer” diye küçümsediler. Oysa beş ilçemizin her köşesinde güç varken, bu şehirde “hiçbir yer” yoktur; “hiç kimse” de yoktur. Sadece New York vardır; sadece New Yorklular vardır.

Sekiz buçuk milyon New Yorklu bu yeni çağı var edecek. Gürültülü olacak. Farklı olacak.

Sevdiğimiz New York gibi hissedilecek. Bu şehri ne kadar zamandır yuva bildiğiniz fark etmez; o sevgi hayatınızı şekillendirdi. Benimkini şekillendirdiğini biliyorum.

On iki yaşında Razor (scooter)’ımla mahallede hız rekorları kırdığım şehir burasıydı. Hayatımın en hızlı dört bloğu. (AYSO) gençlik futbol ligi maçlarının devre aralarında donut yediğim ve muhtemelen profesyonel olamayacağımı anladığım şehir.

Coronet’s Pizza’da iki kocaman dilimi afiyetle indirdiğim; Ferry Point Park’ta arkadaşlarımla kriket oynadığım; “1” numaralı trene binip BX10’a aktarıp yine de Bronx Science’a geç kaldığım şehir. Bu kapıların hemen dışında açlık grevine gittiğim şehir. Atlantic Avenue’dan hemen sonra N hattında arızalanıp kalan bir trende nefessiz kalırcasına oturup, babamın 26 Federal Plaza’dan çıkmasını sessiz bir korkuyla beklediğim şehir.

İlk randevumuzda McCarren Park’a ilk adımı attığım; Pearl Street’te Amerikan vatandaşı olmak için başka bir yemini ettiğim şehir. New York’ta yaşamak, New York’u sevmek; dünyada eşi benzeri olmayan bir şeyin emanetçileri olduğumuzu bilmektir. Başka nerede steel pan (çelik davul) sesini duyabilir, sancocho kokusunu içine çekebilir ve 9 dolara kahve içebilirsiniz? Başka nerede benim gibi Müslüman bir çocuk her pazar bagel ve lox (somon füme) yiyerek büyüyebilir?

Gündemimizi hayata geçirirken rehberimiz o sevgi olacak. Yeni Düzen (New Deal) dili bu şehirde doğdu; şimdi bu şehrin devasa kaynaklarını onu yuva bilen işçilere geri vereceğiz. Sadece her New Yorklunun bu şehri yeniden sevmesini mümkün kılmayacağız; çok kişinin hissettiği yalnızlığı da aşacak, bu şehrin insanlarını birbirine bağlayacağız.

Çocuk bakımı maliyeti genç yetişkinleri aile kurmaktan caydırmayacak; çünkü en zengin azınlığı vergilendirerek çoğunluk için evrensel çocuk bakımını sağlayacağız. Kira kontrollü evlerde yaşayanlar bir sonraki kira artışından artık korkmayacak; çünkü kiraları donduracağız. Bilet zammı endişesi olmadan, varacağınız yere zamanında ulaşıp ulaşamayacağınızı düşünmeden otobüse binmek artık küçük bir mucize sayılmayacak; çünkü otobüsleri hızlı ve ücretsiz yapacağız.

Bu politikalar yalnızca bazı giderleri sıfırlamakla ilgili değil; hayatlarımızı özgürlükle doldurmakla ilgili. Şehrimizde özgürlük çok uzun zamandır yalnızca onu satın almaya gücü yetenlere aitti. City Hall bunu değiştirecek.

Bu vaatler hareketimizi City Hall’a taşıdı; şimdi de bizi kampanyanın sloganlarından yeni bir siyasetin gerçekliğine taşıyacak. İki pazar önce, kar usulca yağarken Astoria’daki Museum of the Moving Image (Sinema Müzesi)’nde 12 saat geçirdim; her ilçeden New Yorkluları dinledim, kendilerine ait olan şehri anlattılar. Van Wyck Expressway’de inşaat saatlerini, gıda yardımı kartı (EBT) şartlarını, sanatçılar için erişilebilir konutu ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) baskınlarını konuştuk.

TJ adlı bir adamla konuştum; birkaç yıl önce bir gün, ne kadar çalışırsa çalışsın burada asla ilerleyemeyeceğini fark edince kalbinin kırıldığını söyledi. Pakistanlı teyze Samina’yla konuştum; bu hareketin insanların kalbinde çok nadir bir şeyi, yumuşaklığı, büyüttüğünü söyledi. Bana Urduca şunu dedi: “İnsanların kalbi değişti.”

8,5 milyonun içinden 142 New Yorklu… Ama karşımdaki her bir kişiyi birleştiren şey şuydu: Bu an, yeni bir siyaset ve güce yeni bir yaklaşım istiyor. Biz de her gün çalışarak, bu şehrin bir gün öncesine göre daha fazla insana ait olmasını sağlayacağız. Bu sabah arkamdaki binaya taşınan yönetimden ne beklemenizi istediğimi söyleyeyim:

City Hall’ın kültürünü “hayır”dan “nasıl yaparız”a dönüştüreceğiz. Demokrasimizi satın alabileceğini sanan hiçbir milyardere ya da oligarka değil, tüm New Yorklulara hesap vereceğiz. Utanç duymadan, çekinmeden; inandıklarımız için özür dilemeden yöneteceğiz.

Demokratik sosyalist olarak seçildim ve demokratik sosyalist olarak yöneteceğim. “Radikal” denilmesinden korkup ilkelerimi terk etmeyeceğim. Vermont’tan o büyük senatörün dediği gibi: Asıl radikal olan, bu kadar az kişiye bu kadar çok verip bu kadar çok insana hayatın temel gereksinimlerini çok gören bir sistemdir.

Her gün, hiçbir New Yorklunun bu temel gereksinimlerden tek birinden bile fiyatlar yüzünden mahrum kalmaması için çalışacağız. Ve tüm bunlar boyunca, Jason Terrence Phillips’in, Jadakiss (ya da Jada Mwah) olarak bilinen ismin sözleriyle “dışarıda” olacağız; çünkü bu, New York’un New York tarafından New York için hükümetidir.

Bitirmeden önce, yapabilen herkesten, ister burada olun ister bir yerden izliyor olun, benimle birlikte ayağa kalkmasını istiyorum.

Şimdi ve ardından gelen her gün bizimle birlikte durmanızı istiyorum. City Hall bunu tek başına başaramaz. New Yorkluları, kendilerine hizmet etme ayrıcalığına sahip olanlardan daha fazlasını talep etmeye teşvik ederken, sizden de kendinizden daha fazlasını talep etmenizi isteyeceğiz. Bir yıldan fazla önce başlattığımız hareket seçimle bitmedi.

Bugün öğleden sonra da bitmeyecek. Birlikte vereceğimiz her mücadelede yaşayacak. Birlikte göğüsleyeceğimiz her tipi ve her selde yaşayacak. Her mali zorluğu birlikte, kemer sıkmayla değil cesur hedeflerle aşarken yaşayacak. Değişimi çalışan insanların aleyhine değil, çıkarları doğrultusunda birlikte kovaladığımız her adımda yaşayacak.

Artık zaferi “haberleri kapatmak” için bir bahane saymayacağız. Bugünden itibaren zaferi basitçe şöyle anlayacağız: Hayatları dönüştürme gücü olan; ama her birimizden her gün emek isteyen bir şey.

Birlikte başardıklarımız beş ilçenin ötesine uzanacak ve çok daha uzaklarda yankılanacak. Bizi izleyen çok kişi var. Sol yönetebilir mi, görmek istiyorlar. Kendilerini yoran dertler çözülebilir mi, bilmek istiyorlar. Yeniden umut etmenin doğru olup olmadığını bilmek istiyorlar.

O hâlde, amaç duygusunun rüzgârı arkamızdayken, birlikte durarak New Yorkluların herkesten iyi yaptığı bir şeyi yapacağız: Dünyaya örnek olacağız.

Sinatra’nın dediği doğruysa, herkesin New York’ta, hatta her yerde, başarabileceğini kanıtlayalım. Bir şehir halka ait olduğunda, karşılanamayacak kadar küçük ihtiyaç olmadığını kanıtlayalım. İyileştirilemeyecek kadar hasta kimse olmadığını… New York’un evi olduğunu hissedemeyecek kadar yalnız kimse olmadığını…

Mücadele sürüyor. Mücadele devam ediyor.

Mücadele, dostlarım, daha yeni başladı. Teşekkür ederim.