Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı gruplar 6 Ocak’ta Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırı başlattı. Halep İç Güvenlik Güçleri’nin açıklamasına göre saldırılarda tank, topçu birlikleri ve insansız hava araçları kullanılarak siviller hedef alındı. Saldırılar sonucu 8 kişi yaşamını yitirdi, 60’tan fazla kişi yaralandı; hastaneler ve yerleşim yerleri de hedef alındı.
Hukukçular, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi’nin Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik saldırılar için acil gündem oluşturması çağrısında bulundu.
Saldırılara ilişkin konuşan, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı Muhittin Muğuç, “Silahlı çatışma ve şiddet, maalesef sivil insanların canlarından, mallarından, değerlerinden olmasına sebebiyet veriyor. Şu an Halep’teki Eşrefiyê ve Şeyh Maksud mahalleleri içinde durum bu. Her ne kadar Suriye Geçici Hükümeti SDG’nin silahlı unsularının hedef alındığını söylese de orada silahlı unsurların olmadığını, daha çok sivillerin olduğunu dünya alem biliyor. Kürt halkının çoğunlukta olduğu bir bölgede nüfus kıyım politikası izleniyor. Bu da açık bir şeklide insan hakları ihlallerine neden oluyor. Bunun kabul edilebilecek bir yanı yok” diye konuştu.
‘Halkların direneceğini bilmeleri gerekiyor’
Muğuç, Suriye Geçiş Hükümeti’nin, Suriye’nin toprağını ilhak eden ve yer yer Şam güçlerine saldırılar düzenleyen İsrail’e masaya oturduğunu, Kürtlerin ve onlarla birlikte yaşanan halkların bir yüzyıl daha statüsüz kalması için diğer devletlerle birlikte nasıl hareket ettiğini gösterdiğini söyledi. Muğuç, “Bunun da kabul edilebilecek bir yanı yok. Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin olmaması için; şiddetse şiddet, kıyımsa kıyım, katliamsa katliam… Her şeyi yapmaya hazır olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Halkların bu konuya direneceğini ve kabul etmeyeceğini bilmeleri gerekiyor” dedi.
‘BM’nin tepki vermesi gerekiyor’
Birleşmiş Milletlerin (BM), Suriye Geçici Hükümeti ile ve SDG arasında diplomasi atakları yapması için çağrıda bulunabileceğini belirten Muğuç, tarafların masa etrafında buluşması noktasında çağrıda bulunmasının elzem olduğunu kaydetti. İnsan haklarının ayaklar altına alınmaması için diplomasinin sağlanması gerektiğini dile getiren Muğuç, “Bunun olmaması durumunda da devletlerin ve uluslararası yapıların açık bir şekilde sivil alanlara yönelik saldırıların kınanması ve buna ilişkin gerekli olan tepkilerin verilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Yaşananların kabul edilemez olduğunu söyleyen Muğuç, “Biz de Türkiye’de yaşayan hukuk kurumu olarak bu hukuksuz durumu kabul etmiyoruz. İnsan haklarına, insanların canına, malına ve yaşam alanlarına yönelik bu saldırın kınanması gerekiyor. Bu tepkimizi her alanda dile getireceğiz” diye belirtti.
‘Esad rejiminin otoriter pratikleri sürülüyor’
Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Baver Mızrak ise enerji kaynakları ve enerji nakil hatları üzerinde denetim kurma hedefi güden egemen devletlerin politikalarıyla şekillenen Ortadoğu ve dünyada yaşanan yeni dizayn sürecine işaret ederek bu durumun uluslararası hukukun temel ilkelerini sınırlandıran, silahlı çatışmaların derinleşmesine ve sivillerin doğrudan hedef haline gelmesine yol açtığını belirtti.
Suriye’de 13 yıldır devam eden iç savaşın yeni dizayn sürecinden bağımsız olmadığını ifade eden Mızrak, şöyle dedi:
“Bu savaşta ağır ve sistematik insan hakları ihlali yaşanmıştır. Bu sürecin sonunda Esad rejiminin yıkılması Suriye halkları açısından BAAS rejiminin merkeziyetçi, tekçi ve baskıcı yönetim anlayışından kurtuluş anlamına gelmiştir. Ancak mevcut tabloda, Esad sonrası kurulan Suriye Geçiş Hükümeti’nin, yönetim anlayışı bakımından eski rejimin merkeziyetçi ve otoriter pratiklerini sürdürdüğü görülmektedir. Bu durum, halkların demokratik taleplerini karşılamaktan uzak olduğu gibi, çatışma dinamiklerini yeniden üretme riskini de beraberinde getirmektedir.”
‘Çatışma otoriter anlayış ve demokratik talepler arasındadır’
SDG’nin buna karşılık adem-i merkeziyetçi, çoğulcu ve demokratik bir yönetim anlayışına dayandığını vurgulayan Mızrak, “Yerel meclisler, farklı etnik ve inanç gruplarının yönetime katılımı ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi ilkeler, bu modelin temel unsurları arasında yer almaktadır. SDG’nin savunduğu bu yönetim tarzı, Suriye’de kalıcı barışın sağlanabilmesi için uluslararası hukukta öngörülen demokratik yönetim ve halkların siyasal iradesine saygı ilkeleriyle daha uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda Halep’te yaşanan saldırılar; otoriter ve merkeziyetçi yönetim anlayışları ile demokratik, ademi merkeziyetçi talepler arasındaki çatışmadır” şeklinde konuştu.
Saldırılarda yaşam hakkı ihlalleri, işkence ve kötü muamele, zorla kaybetme, keyfi tutuklama, zorla yerinden edilme, mülkiyet hakkı ihlalleri başta olmak üzere ağır hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çeken Mızrak, bu eylemlerin Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokoller uyarınca yasaklandığını hatırlattı. Mızrak, saldırıların; koşulların oluşması halinde savaş suçu kapsamında değerlendirilmesi gereken bir nitelik taşıdığını vurguladı.
‘Türkiye’deki çözüm arayışları için ciddi risk oluşturuyor’
Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne işaret eden Mızrak, şöyle devam etti:
“Halep’te yaşanan bu saldırılar, Türkiye’deki diyalog ve çözüm arayışları bakımından da ciddi bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’de toplumsal barışı ve demokratik çözümü hedefleyen bir diyalog sürecinin varlığı, sınır ötesinde sivilleri hedef alan, özellikle Kürt nüfus üzerinde ağır sonuçlar doğuran saldırılara karşı açık, tutarlı ve hukuka dayalı bir tutum alınmasını zorunlu kılmaktadır.”
‘Koruma mekanizmaları devreye sokulmalı’
Mızrak, saldırıların durdurulması ve Suriye’de kalıcı bir barışın sağlanması için ulusal ve uluslararası düzeyde girişimlerin bulunması gerektiğini belirtti. Mızrak, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çatışmaları derinleştiren askeri ve siyasi politikalardan kaçınması, BM Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi’nin acil gündem oluşturması, Halep’teki saldırıların bağımsız uluslararası mekanizmalarca soruşturulması, sivil nüfusun korunması için uluslararası gözlem ve koruma mekanizmalarının devreye sokulması gerekmektedir” şeklinde konuştu. (MA)




