İlke TV’de konuk ettik onları. Üniversitelerden ihraç edilmelerinden 10 yıl sonra. Bu topraklarda kan dökülmesin, silahlar sussun çatışmalar sona ersin, insanlar barış içinde yaşasınlar diye büyük bedel ödediler.
Kürt halkını, anadilde eğitim talebini, eşit vatandaşlık hakkını görmezden gelmeyi tercih etmediler. Barışın yolunu Kürt sorununun demokratik çözümünde gördüler. İnsan hakkı ihlallerine itiraz ettiler.
İşlerini kaybettiler bu yüzden, yokluğa itildiler, üniversitelere sokulmadılar, daha beteri öğrencilerinden edildiler. Kimi sürgün yolunu tuttu mecburen, kimi üniversiteye dönemeden hayatını kaybetti. “Mezarda adalet” garabetinin kapıları da böylece açılmış oldu. Yetmezmiş gibi kanlarıyla duş almakla tehdit edildiler.
Açıkçası, “Konuşma Zamanı” programına katılan hocaları amfide ders dinler gibi dinledim. Yorum analiz yapmak gerekmedi hiç, sadece sorular sormakla yetindim. Bu yazıda da yorum/analiz gerekli değil bence. Barış akademisyenlerinin, her biri manşet değerinde olan sözlerinden kısa bir seçki bırakmak yeterli benim için. Bir kez daha ve duymayanlar için, 10 yıl sonra duyulsunlar diye:
• 10 yıl sonra, evet bugün, barışa mecbur bir ülkeyiz.
• Savaş veya çatışma politik bir ölüm sebebidir. Bilim savaşa karşı çıkar, onu durdurmak için mücadele eder.
• Gelinen yerde Türkiye’de üniversiteler vardır ama akademi maalesef yoktur.
• Barış talebi aynı zamanda akademik özgürlük talebidir, özerkliktir.
• Üniversitede özerkliği savunurken baskıda özerklik yaşadık, normatif olmayan bir hukuk sistemiyle yüz yüze geldik.
• Üniversitede ilerleyip profesörlük unvanı alabilirsiniz. Bunu kaybedebilirsiniz. Ama toplumsal barış unvanı almak onurdur bizim için.
• Atılmamız da siyasiydi dönüşümüz de siyasi olur, biz saf mıyız?
• (10 yıl sonra bugün) Değdi mi, neler kaybetti bu ülke?
• Mahkeme kararıyla üniversiteye döndüğümde, döndüğüm yer bıraktığımız yer değildi.
• Doğruyu söyleyemeyeceksem varın çalıştırmayın beni. Dünyadaki sınırlara karşıyım örneğin, devlete sadakatmiş, ne yapacaksın beni? Ülkeme ve insana sadakat önceliğim, ben var oluşu seçiyorum.
• Ne Süreç Komisyonundan ne de partilerden bize davet geldi.
• Anayasa Mahkemesi kararları uygulansa sürece güven artar.
• Komisyon ortak bir rapor yazacaksa umarız barış akademisyenlerine de yer verir.
• Mağdur değil muhatabız, barışın tarafıyız.
• Barışın gereklerinden biri de hakikatle yüzleşmektir.
• Mesele sadece Komisyon değil, barışın toplumsallaşması ve bilimsel özgürlük için bulunduğumuz her yerde çalışıyoruz.
Hocaları dinledikten sonra kafamda bir büyük soru: Adına henüz sadece “süreç” denebilen ve bir yılı geride bırakan bu yeni barış denemesinde, barış akademisyenleriyle kucaklaşamayanlar barışla nasıl kucaklaşacak?




