• Ana Sayfa
  • Manşet
  • DEM, DBP ve Demokratik Birlik İnisiyatifi: Suriye’de yeni cephelere değil, cesur bir barışa ihtiyaç var

DEM, DBP ve Demokratik Birlik İnisiyatifi: Suriye’de yeni cephelere değil, cesur bir barışa ihtiyaç var

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Şam yönetimine bağlı güçlerin saldırılarının müzakere zeminini hedef aldığını vurguladı. Demokratik Birlik İnisiyatifi ise Suriye’de Kürtlere dönük saldırıların durdurulması için başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon güçleri ve garantör devletler rollerini oynayamaya çağırdı.

DEM, DBP ve Demokratik Birlik İnisiyatifi: Suriye’de yeni cephelere değil, cesur bir barışa ihtiyaç var
DEM, DBP ve Demokratik Birlik İnisiyatifi: Suriye’de yeni cephelere değil, cesur bir barışa ihtiyaç var
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 18 Ocak 2026 16:59
  • Güncellenme: 18 Ocak 2026 17:01

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, Suriye’de yaşanan son gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

DEM Parti MYK’si sahadaki gelişmelerin çözümü değil, çözümsüzlüğün planlı biçimde derinleştirildiğini ve halkların iradesine karşı silahlı dayatmanın yeniden devreye sokulduğunu gösterdiğini belirtti.

Şam yönetimine bağlı grupların Halep’in ardından Tişrin Barajı, Tabka, Rakka ve Deyrizor’da sürdürdüğü saldırılara değinilen açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin DSG güçlerini Fırat’ın doğusunda yeniden mevzilendirme kararını duyurmasının ardından saldırıların arttığı belirtilerek, bunun müzakere zeminini dinamitlemeye dönük bir girişim olduğu vurgulandı.

Şam yönetiminin bu tutumunun çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet ettiği kaydedilen açıklamada, “Yürütülen karalama kampanyaları ve algı operasyonlarıyla diyalog zemini ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 10 Mart Mutabakatı’nı ihlal eden taraf, taahhütlerine sadık kalmayan Geçici Şam Hükümeti’dir” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada devamla şunlar belirtildi:

“Suriye’de yeni cephelere değil; denenmemiş, cesur bir barışa ve tüm halkların eşit olduğu bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç vardır.

Siyasi çözüm iradesinin ciddiyeti, sözlerle değil pratiklerle ölçülür. Suriye’deki kriz siyasidir, o nedenle sadece halkların kimi haklarını kültürel ve sivil düzlemde tanımakla kalıcı çözüme ulaşılamaz. Kalıcı ve siyasi çözüm kararnamelerle değil anayasal çözümle gerçekleşir. Suriye’de demokratik bir anayasa yapılmalı, halkların ve inançların öz iradeleri tanınmalı ve hakları güvence altına alınmalıdır.

Suriye’nin genelini kapsayan gerçek bir demokratikleşme perspektifi olmalıdır. Alevilerin, Dürzilerin ve Hıristiyanların haklarının tanınmadığı, inanç özgürlüklerinin güvence altına alınmadığı bir sistemde toplumsal barıştan söz edilemez. O nedenle Suriye’nin tamamına demokratikleşme ve âdem-i merkeziyetçi yapının sirayet etmesi ve bunun anayasal güvence altına alınması gerekmektedir. Farklı kimlik ve inançtan insanlar Suriye Arap Cumhuriyeti adı altında yaşamaya zorlanmamalı; Demokratik Suriye’nin onurlu, eşit, özgür birer paydaşı olmalıdırlar. Suriye’de yeni cephelere değil; denenmemiş, cesur bir barışa ve tüm halkların eşit olduğu bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç vardır.

Türkiye’de devlet ve iktidara, Suriye’de tarafları kızıştıran değil uzlaştıran ve bir arada tutan bir aktör olması çağrısında bulunuyoruz

Türkiye’de bir çözüm süreci yürütülürken, aynı dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de izlenen tarafgir politikalar tam bir siyasi riyakarlıktır. Bir yandan barış arayışı sürerken, diğer yandan Kürtlerin kazanımlarını hedef alan politikalar uygulanmaktadır. Bu çelişkili tutum, samimiyeti sorgulatmakta ve sürece zarar vermektedir.

Dışişleri ve Savunma Bakanlığı başta olmak üzere yürütme erkini, Türk-Kürt ilişkilerini zedeleyen politikalardan derhal vazgeçmeye çağırıyoruz. Suriye’de Kürtlerin statüsüne ve demokratik kazanımlarına karşı yürütülen her türlü kirli propaganda ve yaklaşım terk edilmelidir. Sınırın bu tarafında ‘yurttaş’ dediğinize, öbür tarafında ‘düşman’ muamelesi yapamazsınız; bu, halkın hafızasında onarılmaz yaralar açmaktadır. Barış, bütünlüklü bir irade gerektirir; Ankara’da yapıcı, Suriye’de yıkıcı olunamaz. Barış, söylemde değil uygulamada hayat bulur. Suriye politikalarının Türkiye’deki barış iradesiyle uyumlu hale getirilmesi elzemdir.

Sayın Abdullah Öcalan ile 17 Ocak tarihinde yapılan görüşmede Suriye’deki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Sayın Öcalan, Suriye’de devam eden çatışmaları Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni baltalama çabaları olarak değerlendirmiştir. Suriye’deki sorunların diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğine vurgu yapmış, bu konuda sorumluluğu alma noktasında net irade beyanı ortaya koymuştur. Sayın Öcalan gidişattan son derece endişeli olduğunu belirterek tüm taraflara sağduyu çağrısında bulunmuştur. Sayın Öcalan’ın bu kritik süreçte daha aktif rol oynayacağı koşullar acilen yaratılmalıdır.”

Açıklamada, DEM Parti’nin sorunun çözümüne dair önerileri de paylaşıldı:

“Rojava’ya yönelik saldırıların bölgesel barışı tehdit eder duruma geldiğinin altını çiziyoruz. Suriye’nin yeniden inşası için sorumluluk alan devletler başta olmak üzere, tüm bölge devletleri Suriye’de Kürt-Arap, halklar-inançlar barışının sağlanması için katkı sunmalıdır.

Türkiye’de devlet ve iktidara, Suriye’de tarafları kızıştıran değil uzlaştıran ve bir arada tutan bir aktör olması çağrısında bulunuyoruz.

Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik kuşatmanın kaldırılmasını, Dêr Hafir, Tişrîn Barajı, Tabqa, Reqa ve Dêra Zor bölgelerindeki saldırıların derhal durdurulmasını, diyalog ve anayasal çözüm yolunun yeniden işletilmesini talep ediyoruz.

Suriye’de barışı savunmak, aynı zamanda Ortadoğu halklarının eşitliğini ve ortak geleceğini savunmaktır. Biz bu çizgide ısrar edeceğimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.”

DBP: Gün kazanımlara sahip çıkma günü

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara karşı ilan edilen genel seferberliğe ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Rojava’yı savunmak, Ortadoğu halklarının ortak geleceğini savunmaktır” başlıklı açıklamada, Suriye’de 2011 yılından bu yana süren savaş ve krizin, bir iç çatışmanın ötesine geçerek bölgesel ve küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda halkların geleceğini ipotek altına alan çok boyutlu bir yıkıma dönüştüğüne dikkat çekildi.

Bu süreçte milyonlarca insanın yerinden edildiği, kentlerin yıkıldığı, halklar ve inançların yok oluş tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı kaydedilen açıklamada, “Bu sürecin en ağır bedelini ise statüsüz yaşatılmak istenen Kürt halkı ödemektedir” denildi.

Açıklamada şunlar yer aldı:

“Bugün Suriye’de Kürt halkının tarihsel ve siyasal kazanımlarını tasfiye etmeyi hedefleyen yeni bir savaş konsepti devrededir. SDG’nin yapılan anlaşma gereği çekilmekte olduğu bölgelerde gerçekleştirilen yoğun saldırılar, 10 Mart Mutabakatı’na bağlı kalarak diyalog ve müzakerelere açık tutum sergileyen SDG’yi savaşa çekme provasıdır. IŞİD’den devşirilen HTŞ ve ÖSO benzeri çete yapıları eliyle yürütülen bu plan; Kürt halkının yanı sıra Alevi, Süryani, Arap, Dürzi, Türkmen başta olmak üzere tüm Suriye halklarını hedef almaktadır.”

‘Çözümü savaşta değil; diyalogda, ortak akılda ve halkların iradesinde yatmaktadır’

Çözümün savaşta değil diyalogtan geçtiğine işaret edilen açıklamada şunlar da ifade edildi:

“Rojava’ya yönelik saldırılar, bir güvenlik politikası değil Kürt halkının demokratik iradesini tasfiye etmeyi amaçlayan topyekun bir konsepttir ve bu yaklaşım Türkiye’de demokratik çözüm ihtimalini de sabote etmektedir. Sayın Öcalan, İmralı Heyeti ile yaptığı son görüşmede sorunun çatışma zemininden çıkarılması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu söylemiştir. Sayın Öcalan’ın tüm bölgeyi ateş altına alacak çatışmaları durdurabilecek ve barışçıl bir zemine çekebilecek tek aktördür.  Suriye ve Rojava’da Kürtlerin hedef alınması, Türkiye’de demokratik çözüm ihtimalini de doğrudan tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle Kürt ulusal birliği ve bölge halklarının ortak demokratik mücadelesi hayati önemdedir. Sayın Öcalan’ın da vurguladığı gibi Suriye’deki sorunların çözümü savaşta değil; diyalogda, ortak akılda ve halkların iradesinde yatmaktadır.

Açıklamada uluslararası kamuoyunada çağrı yapıldı:

2Bu çerçevede uluslararası kamuoyuna çağrımızdır; Kürt halkını hedef alan savaş politikalarına karşı açık tutum alınmalıdır. Çeteci yapılara verilen doğrudan ya da dolaylı destek derhal sonlandırılmalıdır. Rojava’da inşa edilen demokratik model tanınmalı ve korunmalıdır. Suriye’de çözüm, halkların eşit temsiline ve demokratik diyaloğa dayalı olmalıdır. Demokratik Bölgeler Partisi olarak bir kez daha vurguluyoruz: Suriye’de ve Rojava’da halklara karşı sürdürülen savaş politikalarına karşı demokratik çözümde ısrarcıyız. Kürt halkının kazanımları, Ortadoğu halklarının ortak geleceğidir. Bu geleceği savunmak, demokratik toplumu ve insanlık onurunu savunmaktır.”

 ABD ve koalisyona saldırıları durdurma çağrısı: Rolünüzü oynayın

Demokratik Birlik İnisiyatifi de açıklama yaptı. BAAS rejiminin çöküşünden sonra Suriye’nin tüm bileşenlerinin bugün hala kritik bir aşamadan geçtiğine dikkat çekilen açıklamada, ya yeni Suriye’de herkes için demokratik bir sistemin inşa edileceği ya da BAAS rejimi HTŞ şahsiyetinde kendini yeniden hayata döndüreceği belirtildi.

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Dünyanın gözü önünde Dürzilere, Alevilere ve Kürtlere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, barışçıl ve demokratik bir gelecek umudunu ortadan kaldırmaktadır. Şam’daki geçici hükümet, halkların talepleri ve sorunları karşısında demokratik araçları kullanmamakta, sürekli ‘askerî seçeneğe’ başvurmaktadır. Tüm tarafları uyarıyoruz: savaşta ısrar ve askerî tercihlerle Suriye’de ortak bir gelecek inşa edilemez; bundan sonra da edilemeyecektir.

 Suriye Kürtlerinin diplomatik çabalarına ve iyi niyet adımlarına rağmen, Şam Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların saldırıları sürmektedir. Kürtlere yönelik saldırılar nedeniyle IŞİD yeniden canlanmakta ve bazı bölgesel devletlerin müdahaleleriyle Rojava’nın demokratik sistemine çok yönlü bir saldırı yürütülmektedir. HTŞ rejimi ve bazı bölgesel güçlerin korkusu, Rojava’da halklar tarafından inşa edilen sistemin demokratik bir örnek haline gelmesidir.

 Tabka, Rakka ve Deyrizor’a yönelik saldırılar kabul edilemezdir ve bu saldırılarla tüm anlaşmalar bir kez daha ihlal edilmektedir. Kürt halkının kazanımlarının hedef alınmasıyla birlikte, Şam Hükümeti ve bazı bölgesel güçler bölge halkları arasında etnik ve inanç temelli çatışmaları körüklemek istemektedir. Bu saldırıların sonuçları başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm garantör devletler tarafından ciddi biçimde değerlendirilmelidir.”

 ‘Garantör devletler rollerini oynamalı’

“HTŞ sistemi ve zihniyetinde halkların ve inançların hiçbir hakkı, hiçbir ekonomik kazanımı güvende değildir. Diyalog çağrılarına ve 10 Mart Anlaşması’nın uygulanması taleplerine rağmen Rojava’ya yönelik vahşi saldırılar durdurulmamaktadır. Tüm dünya halkları bilmektedir ki Rojava halkı, vahşi IŞİD’e karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele etmiş ve insanlık onurunu savunmuştur. Bu nedenle insanlığın görevi Rojava etrafında kenetlenmek ve Rojava devrimine ve sistemine sahip çıkmaktır.  Şam’daki Geçici Hükümet’e ve HTŞ’ye bağlı radikal gruplara Rojava’ya yönelik saldırılara son verme çağrısı yapıyoruz. Aynı zamanda başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon güçleri ve garantör devletler rollerini oynamalı, ihlaller ve saldırılar karşısında adil ve somut adımlar atmalıdır. Türkiye de Kürt halkının hak ve kazanımlarına karşı izlediği olumsuz tutumunu değiştirmeli ve yapıcı bir rol üstlenmelidir.

 Japonya’dan Amerika’ya, Mahabad’dan Hewlêr’e ve Amed’e kadar Rojava tüm Kürtlerin kırmızı çizgisidir.” (MA)