• Ana Sayfa
  • Manşet
  • İran’da protestolar 24’üncü gününde: En az 26 bin gözaltı

İran’da protestolar 24’üncü gününde: En az 26 bin gözaltı

İran’da yoğun güvenlik önlemleri, gözaltılar, internet kesintileri devam ediyor. Son raporlara göre en az 5 bin kişi hayatını kaybetti, 26 binden fazla kişi gözaltına alındı.

İran’da protestolar 24’üncü gününde: En az 26 bin gözaltı
İran’da protestolar 24’üncü gününde: En az 26 bin gözaltı
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 20 Ocak 2026 13:44

İran genelindeki protestolar 24’üncü gününe girerken ülkede ağır güvenlik önlemleri, yaygın internet kesintileri ve baskı yoğun biçimde sürüyor. Bu durum sokakların büyük ölçüde boşalmasına yol açsa da, protestolar sınırlı bir şekilde hala devam ediyor.

Yoğun güvenlik atmosferi ve kent merkezlerinin güvenlik ve emniyet güçleri tarafından adeta kuşatılması, geniş çaplı sokağa çıkma kısıtlamalarıyla birlikte sokaklara çıkılması engelliyor.

Jinha’nın haberine göre rejim güçleri iki kişilik en küçük buluşmaları dahi dağıtıyor ve gözaltına alıyor.

HRANA: Can kaybı en az 4 bin 29

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’daki protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bin 29’a yükseldiğini duyurdu.

Ajans, İran’da yıllardır süren gösteriler ve huzursuzluklar boyunca, ülke içindeki aktivistlerden oluşan bir ağa dayanarak, bildirilen tüm ölümleri doğruladı.

İranlı yetkililer net bir ölü sayısı vermemiş olsa da İran’ın dili lideri Ayetullah Ali Hamaney cumartesi günü protestolarda “birkaç bin” kişinin öldüğünü söyledi ve ölümlerden ABD’yi sorumlu tuttu.

Gözaltılar ve yaralılar

Ajans, protestolar sırasında en az 5 bin 811 kişinin ağır yaralandığı, toplam gözaltı sayısının ise 26 bin 15’e yükseldiği bildirdi.

Çeşitli kentlerde yoğun güvenlik önlemleri sürerken, yaygın gözaltılar ile birlikte medya ve istihbarat odaklı önlemlerin de artırıldığına dikkat çekildi. Bu kapsamda Tahran merkezli Ham-Mihan gazetesinin yayınlarının askıya alındığı, ayrıca iletişim kısıtlamalarının devam ettiği belirtildi.

İran, 7 Ocak’tan bu yana iletişim karartması altında. Tüm sabit telefon hatları ile ülkenin dış dünyayla bağlantısını sağlayan internet erişimi, teokratik yönetim tarafından engellendi.

Bu tam iletişim yasağı, başkent Tahran başta olmak üzere İran’ın büyük kentlerinde hükümet karşıtı protestoculara yönelik sert bir müdahaleyle aynı döneme denk geldi.

Karartmanın başlamasından birkaç gün sonra İran’dan tekrar tekrar telefonla arama yapılabildi. Sınır ötesine ulaşan görüntüler, güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından yerde yatan çok sayıda cansız bedeni gözler önüne serdi.

Bazı haber kaynakları ve insan hakları örgütleri, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının 12 bini aştığını tahmin ediyor. Hükümet ise bu rakamları “durumu dramatize etmek” ve siyasi gündemlere hizmet etmek amacıyla “fazlasıyla abartılmış” olarak nitelendirerek reddediyor.

Protestolarda 33 kadın katledildi

İnsan hakları kaynakları ve sivil aktivistlerden gelen bilgilere göre, protestolarda hayatını kaybeden kadınların sayısı artıyor. Kimliği tespit edilen en son 13 kadınla birlikte, katledilen kadınların toplam sayısı 33’e yükseldi. Yeni belgelere göre, ülkenin farklı kentlerinde çok sayıda kadın şiddetin hedefi oldu. Gilan’da Reşt, Lahican ve Lengerud’dan Sara Behbudi, Sanam Pourbabai ve Şule Setude’nin isimleri yaşamını yitirenler listesine eklendi. Bu kadınlardan birinin hamile olduğu bildirildi. Ayrıca Tahran, Nişabur, İsfahan, Şiraz ve Sevadkuh’ta Aida Aghili, Ziba Dastjerdi, Arzu Abedi, Maede Moradi-Kia, Nestren Zare’menş, Sonya Salehi-Rad ve Ghazal Aghaei-Lindi’nin kimlikleri doğrulandı. Dikkat çeken vakalardan biri, kemancı ve keman eğitmeni olan Sanam Pourbabai’nin doğrudan güvenlik güçlerinin ateşiyle öldürülmesi oldu.

İsfahan’da ise Mona Hosseini’nin “Gharazi” Hastanesi’ne kaldırıldıktan sonra yaşamını yitirdiği bildirildi. Yanında bulunan kızı ve damadı da gerçek mermiyle ağır yaralanarak yoğun bakıma alındı.

Gözaltına alınanların akıbeti bilinmiyor

Ülkede gözaltına alınanların akıbetleri de bilinmiyor. Dehgolanlı, evli ve bir çocuk babası olan 40 yaşındaki Kürt bir sivil aktivist, Sine’de güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü. Söz konusu kişinin daha önce de iki kez gözaltına alındığı bildirildi. Yine Merivan’da yaşayan bir Kürt ise, kentin bir sokağında güvenlik güçlerince gözaltına alındı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Öte yandan geçtiğimiz akşam Kirmaşah’daki Taq-e Bostan bölgesinden yoğun çatışma ve silah sesleri duyuldu. Daha sonra güvenlik güçlerinin, protestocuların görüntülerini elde etmek amacıyla iş yerleri ve kamu kurumlarındaki kameraları topladığı bildirildi.

Şehirler kuşatıldı, cenazeler gece gömülüyor

Birçok kentte askeri ve güvenlik güçlerinin konuşlandırılması, mahallelerin kontrol noktalarına dönüştürülmesiyle sokaklar tam bir güvenlik hakimiyeti altına alındı. Yaygın gözaltılar, hızlı yargılamalar ve idam tehditleri, toplumda korku yaratmanın başlıca araçları olarak kullanılıyor. İran rejimi uygulamalarını “isyancılara karşı” olarak sunsa da, sahadan gelen bilgiler bunun sistematik şiddet ve siyasal kontrolün örtüsü olduğunu gösteriyor. Gece yarısı gözaltıları ve hızla hazırlanan dosyalar, toplum üzerinde baskı kurmak için devreye sokuluyor. Birçok kentte aileler, güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmemek için yakınlarını gece vakti toprağa vermek zorunda kalıyor. Bazı aileler, defin sırasında hakarete ve baskıya maruz kaldıklarını, normal bir yas töreni yapmalarına izin verilmediğini aktardı.

560 Beluc gözaltına alındı

Gözaltılar sürerken, sahada görüntü ve video kaydetmeye çalışan sivil aktivistler ve yurttaşlar da tehdit, darp ya da gözaltıyla karşı karşıya kalıyor. Ülke genelindeki protestoların başlamasının ardından Dezap, Pahre, Çabahar ve Saravan’daki Beluc yurttaşların da eylemlere katıldığı, şu ana kadar bu bölgelerde en az 560 Beluc’un gözaltına alındığı bildirildi.

Eylemlerle fiyatlar daha da arttı

Ocak ayındaki protestolarla birlikte temel gıda fiyatlarındaki artış, hammadde kıtlığı ve ekonomik durgunluk, toplumu çok katmanlı bir güvenlik-ekonomi krizine sürükledi. Bu kriz, özellikle aileler üzerindeki günlük yaşam baskısını artırdı. Üç haftalık ayaklanma sürecinde et, pirinç ve ilaç fiyatlarında eşi görülmemiş artışlar yaşandı. Bazı aileler bir kilo et alabilmek için günlük gelirlerinin iki katını harcamak zorunda kaldıklarını, hayati ilaçların fiyatlarının ise üç katına çıktığını belirtti. Yakıt ve hammadde eksikliği, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin faaliyetlerini durdurmasına ve iş piyasasında ciddi bir durgunluğa yol açtı. Daha önce görece istikrarlı olan orta sınıf, artık temel ihtiyaçlarını karşılama kaygısıyla karşı karşıya. Bu geçim baskısı, toplumsal hoşnutsuzluğu derinleştirerek, sosyal direnişin sürmesi ve yeniden üretilmesi için önemli bir zemin oluşturuyor.