Kent Uzlaşısı soruşturması nedeniyle hapis cezasına çarptırılan seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, “Ben burada CHP’nin değil, AKP’nin belediye başkanı olsaydım bana ceza verirler miydi? Ben Kürt olmasaydım bana ceza verirler miydi? Kürt olmayı terörle eşleştirme mantığıyla, barış süreci, çözüm süreci, başa götürülebilir mi?” diye tepki gösterdi.
“Kent Uzlaşısı” davasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, “Bu kararla çözüm sürecini yürütenler, çözüm sürecine darbe vurmuşlar” dedi.
Özer, “Bir taraftan olmayan bir örgüte üyelikten dolayı Ahmet Özer’e verilen altı yıl üç ay ceza ve beri taraftan da halka, ‘halkımız biz barışıyoruz, kucaklaşıyoruz’. Ben burada CHP’nin değil, AKP’nin belediye başkanı olsaydım bana ceza verirler miydi? Ben Kürt olmasaydım bana ceza verirler miydi? Kürt olmayı terörle eşleştirme mantığıyla, barış süreci, çözüm süreci, başa götürülebilir mi?” sorularını yöneltti.
Ahmet Özer, mahkeme kararına tepki gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de teşekkür etti.
“Kent Uzlaşısı” operasyonuyla görevinden alınan ve yerine kayyım atanan seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, dün Silivri’de yapılan duruşmada 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla ilgili Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı.
Esenyurtlularla bir araya gelen Özer’e CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen partililer ve vatandaşlar destek verdi. Özer yapmış olduğu konuşmada hakkında verilen hapis kararı ile ilgili şunları söyledi:
‘İrade gaspına onurluca, yüreklice direndiniz’
“Sizler 155 gün boyunca ben içerideyken kar kış demeden burada Demokrasi Nöbeti tuttunuz. Halk irade gaspına onurluca, yüreklice direndiniz. Size aşk olsun, selam olsun. Dün bir sürecin sonucunda bir karar yaşadık ve bununla ilgili avukatlarım gerekli açıklamaları yaptı. Sonra Silivri’nin önünde Genel Başkanımız bir değerlendirme yaptı. Bugün ben de konuyla ilgili buradaki basınımıza ve kamuoyumuza Türkiye’ye bu olayla ilgili bilgileri vermek üzere sizi buraya davet etmiş olduk. Ben her şeyden önce mahkeme salonunda bizi yalnız bırakmayan Sayın Genel Başkanımıza il ve ilçe başkanlarımıza ve örgütlerine Aile Dayanışma Ağına, ki dün toplantıları vardı, iptal ettiler, Silivri’ye geldiler. Dilek Hanım’ın ve Suat başkanımın şahsında onların fertlerine teker teker saygılarımla beraber teşekkür ediyorum. Çünkü sadece bu eziyet içeridekilere değil ailelere de yapılıyor. Aileler de dimdik ayakta Allah’ın izniyle ve İstanbul Barosu Başkanı sayın meslektaşım, değerli dostum Profesör Doktor İbrahim Kaboğlu’nun şahsında İstanbul Barosu’na ve bize destek veren bütün barolara şahsınızda teşekkür etmek istiyorum. Değerli kardeşlerim 30 Ekim günü siyasi bir operasyonla tutuklandım. O süreçlerdeki haksızlık ve hukuksuzlukları hepiniz biliyorsunuz teker teker saymayacağım.
‘Düzmece ve boş bir dosya’
Basına medyaya mahkemelerde onları dile getirdik, haykırdık. Ama orada şunu yaptılar dediler ki Ahmet Özer, sen Esenyurt’ta iki kişiden birinin oyunu aldın biz Esenyurt’u kaybettik sen ver Esenyurt Belediyesi’ni, gir içeriye, suçunun ne olduğuna sonra karar veririz diyerek beni içeriye attılar. Meselenin temel mantığı da bu ve sayın Genel Başkanımızın deyimiyle Esenyurt Belediyesi’ne çöktüler Esenyurt Belediyesi’ni işgal ettiler. Niye? Çünkü sizin seçtiğiniz insanlar değil. Bir kayyum marifetiyle Esenyurt Belediyesini işgal ettiler. Oysa demokrasilerde halk iradesi bütün iradelerin üstündedir. Halk iradesinden bahsedenler halk iradesini gasp ettiler. Bir yıl cezaevinde özgürlüğümden mahrum kaldım. Çıktıktan sonra da çok sevinemedim çünkü orada dostlarımı, başta Ekrem Başkan olmak üzere belediye başkanlarımızı, bürokratlarımızı, meclis üyelerimizi içeride bıraktık. Şimdi de gönlümüz, yüreğimiz onlarla atıyor, buradan onlara da selam olsun. Çıktıktan sonra burada bir büro kiraladım. İlçemizde orada bu süre içinde yüz binin üzerinde insan ziyaretime geldi. Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir teveccühle karşı karşıya kaldık. Zaten seçimi kazanmamız da bunun delili ve delaletiydi. Halkımız caddede, sokakta adeta yürünemez olan bana başkanım göreve ne zaman dönüyorsunuz diye kayyumun gidişiyle ilgili tepki gösterdi baskılarını gösterdi. Kendi belediye başkanlarının göreve gelmesini söyledi. Bu talep günden güne büyüdü. Bundan korkanlar dün düzmece ve boş bir dosyayla bana altı yıl üç ay ceza verdiler örgüt üyeliğinden.
‘Devletin tepesindeki insanlar o zaman bir terör örgütü üyesiyle mi görüştüler?’
Şimdi soruyorum size sizler hepiniz beni tanıyorsunuz. Ben yedi ay boyunca gece gündüz demeden çalıştım. Hep beraber sizlerle birlikte meclis üyelerimizle, çalışanlarımızla Esenyurt’un makus talihini değiştirmeye çalıştık. İçerideyken de sadece üzüntüm son sürat Esenyurt’a hizmet ederken bizi Esenyurt halkına hizmet etmekten ayrı koymalarıydı. Bir de belirttiğim gibi bir barış süreci başladı. Ben barışa destek veren biri olarak dışarıda olup destek verecekken içeride olup verememekten dolayı üzülüyordum. Ama bu bizim barışa bizim çözüme kardeşliğe olan bağlılığımız ve icraatlarımız maalesef birileri tarafından yok sayıldı ve dünkü davayla bu sürece büyük bir darbe vurdular. Nitekim ellerinde bu dosyayla ilgili bizi suçlu görecek hiçbir delil yoktur. Neden yoktu? Çünkü olmayan şeyin delili olmaz değerli arkadaşlar. Ben ömrümü barışa, kardeşliğe adamış bir akademisyenim. Sizlerin içinden çıkıp geldim. On binlerce öğrenci yetiştirdim. 42 tane kitap yazdım. Bütün kitaplarımda, bütün televizyon konuşmalarımda hep barışı, kardeşliği, demokrasiyi savundum. Benim bu tarzımı, duruşumu bilenler her fırsatta bundan faydalandılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağırdılar. Meclis Başkanı Çözüm Komisyonu Başkanı. Orada saatlerce sunumlar yaptım. Sadece o da değil çıktıktan sonra da bütün genel başkanları ziyaret ettim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nı da ziyaret ettim. Dün avukatım da olan kızım çok haklı bir soruyu, öfkeyle, isyanla dile getirdi. Şu an devletin tepesindeki insanlar o zaman bir terör örgütü üyesiyle mi görüştüler? O zaman bunu nasıl açıklayacaklar?
‘Bu hukuk mu, adalet mi?’
Peki iddialar neydi? 12 yıl önce İmralı’da benim tarafı olmadığım bir konuşmada, çözüm sürecine katkıda bulunması gereken insanlar arasında benim de adım sayılmış. Ama aynı konuşmada Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un da adı sayılmış. Bundan dolayı ben nasıl suçlu halde ediliyorum? Kaldı ki hepinizin gözü önünde her gün içinde herkesin olduğu heyetler İmralı’ya gidip gelmiyor mu? E peki onlar gidiyor, geliyor, konuşuyorlar suç değil de 12 yıl önce üstelik ben gitmemişim de benim dışımda bir konuşma olmuş ve bundan dolayı ben suçlanıyorum. Şimdi soruyorum Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum. Bu hak mı? Bu hukuk mu? Bu adalet mi? Peki adalet çürürse ne olur? Dün mahkemede de söyledim. Hazreti Ali diyor ki devletin dini adalettir. Adalet zaafa uğrarsa, devlet zaafa uğrar. Zaafa uğrayan bir devletten kime ne fayda gelebilir? Çünkü bizi bir arada tutan temel çimento hukuktur. Hukuk çürürse toplum çürür. Hepimiz bir yana bir tespihin taneleri şeklinde dağılırız. Aidiyet duygularımız zayıflar. O nedenle hukuktan başka sığınacak dalımız yok.
‘Hukuk tarafgir ve siyasallaşmış durumda’
Ama hukuk bugün hiçbir dönem olmadığı kadar tarafgir ve siyasallaşmış durumda. İşte bu kararlar da bunun en somut delilidir. Sonra bir taziye telefonundan suç çıkarmaya çalışıyorlar. Her gün herkese taziyede bulunuyoruz. Dün de evvelsi gün bir taziyede bulundum. Taziyede bulunduğum kişiye Allah rahmet etsin anneniz sizin gibi değerli evlatlar yetiştirdi demişim. Meğerse onun bir oğlu içeride yargılanıyormuş kardeşlerim. Van’da, Batman’da, Tatvan’da kardeşi, babası, amcası içeride yargılanmayan biri mi var? Dolayısıyla ben çıktıktan sonra yüz binden fazla insan geldi beni aradı telefonla. Ben onlara GBT mi soracağım? Bir adli işlemin var mı? Ondan sonra konuşalım mı diyeceğim? Böyle bir mantık olabilir. Beni bununla bu telefon ve bu taziye telefonuyla örgüt üyeliğiyle suçluyorlar. Bunu da halkımın vicdanına havale ediyorum.
‘Buraya yedi bölgeden yedi sanatçı çağırdık’
Sonra hepinizin şahit olduğu bir olay, bu meydanda ne yaptık? Kardeş Kültürler Festivali yaptık. Buraya yedi bölgeden yedi sanatçı çağırdık değerli Esenyurtlular. Haluk Levent’inden tut Resul Dindarı’na kadar. Buraya gelenler türkülerini söyledi, horonlarını teptiler. Bunların içinde Rojda isminde bir sanatçı da vardı ki onu ilk defa burada gördüm. O da Kürtçe söyledi. Peki hani kardeşlikten bahsediyoruz? Hani herkes kendi dilinde kendi türküsünü söyleyecek diyoruz. Rojda Şenses burada Kürtçe şarkı söyledi diye ben bundan dolayı örgüt üyeliğiyle suçlanıyorum iyi mi? Ve üstelik bu festivali Esenyurt Kaymakamı Sayın Fatih Çobanoğlu’yla beraber açtık. Buraya her partiden milletvekili, eski bakanlar, AKP’den, CHP’den ve diğer partilerden insanlar geldi on gün devam etti. Bu büyük ve 40 bin civarında insanın katıldığı konserde üç beş kişi Öcalan adına slogan atmışlar. Ben hiç duymadım. Kaldı ki de atmış olabilirler. Bundan ben niye sorumlu oluyorum? Yani bu akıl mı? Bu mantık mı? Bu hukuk mu. İşte benim suçlandığım gerekçeler bunlar. Size festival yapmam. Barış ve kardeşlik kentini inşa etmem. Peki o günlerde ben bunları yapıyordum şimdi zaten denilen bu değil mi? Hadi barış ve kardeşlik inşa edelim diyorlar.
‘Kitap yazdığım içim ceza verdiler’
İşte bu garabetlerle örgüt üyeliğiyle suçlanıyordum. Bir de başka ne var biliyor musunuz? Ben yazdığım kitaplar arasında romanlar da var. Bir romanımın adı ‘Dağ Sancısı’ aslında bir aşk romanı ve bu roman aynı zamanda barış ve kardeşliği ifade ediyor. Hiçbir şey bulamayınca dosyaya her şeyi boca etmeye çalıştılar. Ama mahkeme yazı yazdı. Bu romanla ilgili herhangi bir yasaklama toplama kararı yok. Bundan dolayı ben örgüt üyesi olarak suçlanıyorum. Yani 21’inci yüzyılda kitap yazdığım için bana altı yıl ceza verdiler değerli kardeşlerim. Şimdi sadece bu da değil. Süpürge parası, elektrik süpürgesi almışız parasını göndermişiz. Süpürge parası diye yazılmış. Kurban parası kardeşime göndermişim. 150 lira bir kitap almışım. Kitabı alan aldığım adam 32 yıl önce bir adli işlem geçirmiş. Sonra beraat etmiş onu da dosyaya şüpheli örgüt üyeliğine delil olarak koymuşlar. Böyle ipe sapa gelmez vicdanları yaralayan, hukukla ilgisi olmayan birtakım isnatlarla, boş iddialarla yargılandım ve cezalandırıldım.
‘Yalanları tek tek çürüttüm’
Tabii ki bütün bunların altı boş olunca bu sefer bir gizli tanık garabetine başvurdular. Bu gizli tanık bizim yargımızın kalbine saplanmış paslı bir bıçaktır. Ülkemizi başka yerlere yanlış yerlere götürecek bir şeydir. Diğer arkadaşlarımızın davalarında da kullanıyorlar. Benimle ilgili o tanık sadece benim dosyamda değil değerli kardeşlerim. 800 dosyada gezdirilerek lazım olduğu yerde ifade vermiş. Ne zaman? 2019 yılında, biri 2020 yılında. Beş yıl boyunca benden bahsetmişler mi etmemişler. Peki madem bir bilginiz var idiyse beş yıl niye susmuşsunuz? Ben adayken bahsetmişler mi? Bahsetmemişler. Peki ben belediye başkanı olduktan sonra bahsetmişler mi? Bahsetmemişler. Etmemişler çünkü yalan söylüyorlar. Çünkü iftira atıyorlar. Çünkü maalesef kurumlar kendi vatandaşına tuzak kuruyor. Bana tuzak kurdular kumpas kurdular ve kendi o yalan beyanlarını tek tek çürüttüm.
‘Ahmet Özer tertemizdir’
Sadece ben değil değerli kardeşlerim. Bakın basın mensuplarına bunun belgelerini dağıttım. Mahkeme müzekkere yazdı. Dedi ki Ahmet Özer’le ilgili bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti belgelerinde terörle ilgili terör üyeliği ilgili tek bir kanıt var mı varsa gönder. Gelen yazıyı tek bir kanıt yok Ahmet Özer tertemizdir. Mahkeme kendi kendini tekzip etti. Aynı zamanda mahkeme yazdı ki Ahmet Özer hakkında bugüne kadar itirafçı olmuş binlerce kişi var. Herhangi bir ifade var mı? Onun hakkında herhangi bir söz söyleyen var mı? Gelen cevapta yoktur. Dolayısıyla mahkeme bu verdiği cezayla kendi kendini tekzip etti. Belki bu ceza neyin cezası değerli kardeşlerim? Bu ceza Esenyurt rantlarına kayyum yoluyla devam telaşıdır. Ama devam ettirmeyeceğiz değerli kardeşlerim. Öyle kolay değil öyle halk iradesi gaspı kolay değil. Sizin iradenizin gaspına asla izin vermeyiz. Neden biliyor musunuz? Bir, benim açtığım bir dava var Anayasa Mahkemesi’nde. Dokuzuncu idare mahkemesi kayyum anayasaya aykırıdır diye bizim talebimizi kabul etti ve şu anda orada onların önünde. Eğer o dava lehimize sonuçlanırsa kayyum olayı sadece Esenyurt’ta değil bütün Türkiye’de iftar olacak ve kayyum buradan çekip gidecek. Sizin iradeniz iş başına gelecek.
‘Kayyımın ortadan kalkması bütün partilerin üzerinde anlaştığı bir konudur’
Daha yakın bir zamanda benzer bir şekilde yargılanıp ceza alan Van Bahçesaray Belediye Başkanı bir dava açtı. O davayı kazandı bizimle aynı benzer bir dava. Göreviyle ilgili olmayan konularda yargılanmış olsa, ceza almış olsa bile görevinden uzaklaştırılamaz diye. Şimdi bekliyoruz onun görevine iadesi emsal teşkil edecek. Üç zaten bu sürecin sonucunda kayyımın ortadan kalkması bütün partilerin üzerinde anlaştığı bir konudur. Hatırlarsanız Ekrem Başkan içeri girmeden önce mecliste bütün partileri ziyaret edip bu konuda bir kanun tasarısı sunmuştu. Şimdi onun tekrar güncelleşmesi için başta Genel Başkanımız ve partimiz olmak üzere bütün partiler iş birliği içinde hareket edecekler. Zaten önümüzdeki süreç içerisinde 21’inci yüzyılda bu kayyum ayıbının kayyum garabetinin artık sürdürülemeyeceği halk iradesinin sizlerin buna izin veremeyeceğine herkes inanıyor zaten.
‘Türkiye’de adil yargılanmadan söz etmek mümkün değil’
Türkiye’de adil yargılanmadan söz etmek mümkün değil. Bizim mahkememizde iki defa hakim değişti. Bir tane savcı değiştirildi. Diğer mahkemelerde de Ekrem Başkanın mahkemesi başta olmak üzere lehe karar vermekten yana olan veren insanlar değiştiriliyor. Peki bu durumda hakim teminatı ne olacak? Bu durumda hukuk güvenliği ne olacak? Biz hakkı, hukuku nerede arayacağız? Yani bir hakim çıkıp da arkadaş bu yanlıştır bu iddialarla ceza verilemez dediği zaman ya da sanığın lehine bir karar verdiği zaman sürülürse bu diğerlerine de sakın lehe karar verme mesajı demek değil midir. O zaman biz adaleti mahkeme salonlarında aramayıp da nerede arayacağız? Dolayısıyla bu da Türkiye’de maalesef hukukun ne kadar siyasallaştığını bir yerlerden talimat aldığını hukukun tarafsızlığının bağımsızlığının bugün ortadan kalktığının bir delilidir. Bunu ben söylemiyorum halk söylüyor. Nereden biliyoruz? En çok güveneceğimiz kurum olması gereken hukuk kurumuna bugün güven yüzde 20’nin altına düşmüşse bu büyük bir garabettir. Bu Türkiye Cumhuriyeti için üstünde durulması ve giderilmesi gereken çok önemli ve acil bir durumdur.
‘Bu kararla çözüm sürecine darbe vuruldu’
Bu davayla ilgili, yani bu Kent Uzlaşısı davasıyla ilgili bize verilen bu cezanın aslında nedeni ve etkileri var. Bu kararla çözüm sürecini yürütenler, çözüm sürecine darbe vurmuşlar. Bir taraftan kendini fesheden bir örgüt dikkatinizi çekmek istiyorum ortada bir örgüt yok kendini feshettiğini söylüyor. Öte taraftan kendini feshetmiş bir örgüte üye olduğumu iddia edilerek bana cevap ve ceza veriliyor. Ben çözüm süreci olduğu için beraatımı istemiyorum. Zaten bir örgüt üyesi olmadığım için dosyamda buna dair tek bir delil olmadığı için, ak ve pak olduğum için istiyorum. Bir taraftan dediğim gibi kendini fesheden bir örgüt öte taraftan olmayan bir örgüte üyelikten dolayı Ahmet Özer’e verilen altı yıl üç ay ceza ve beri taraftan da halka ‘halkımız biz barışıyoruz kucaklaşıyoruz’. Size şimdi iki tane soru soracağım: Ben eğer burada CHP’nin değil, AKP’nin belediye başkanı olsaydım bana ceza verirler miydi? Ben Kürt olmasaydım bana ceza verirler miydi? Kürt olmayı terörle eşleştirme mantığıyla, barış süreci, çözüm süreci, başa götürülebilir mi?
‘Geldiğim günden beri barış ve kardeşlik şehri dedim’
Ben burada kardeşlik ve barış festivali yaptım. Geldiğim günden beri barış ve kardeşlik şehri dedim. Şimdi kendini belediye başkanı sanan vekil buraya geldiğinde Türk bayraklarını astı. Türk bayrakları hepimizin bayrağıdır. Benim Çanakkale’de iki dedem şehit oldu. Onunla bir tür bölücülük kendisi yapmıyor mu? Kimin Türk bayrağı bir sorunu var ki bunu yapıyor? Dolayısıyla halkın sinir uçlarıyla oynamasınlar. Halkı aptal yerine koymasınlar ve halk iradesinin dışında işlere de kalkışmasınlar. Bugün yasalara ve anayasaya aykırı davranan yarın mutlaka bunun hesabını hukuk önünde verecekler. Çünkü anayasa 127 diyor ki halk tarafından onay almayan biri halk adına asla karar alamaz. Anayasa maddesi ihlal ediliyor. Burada kayyum halkın mallarını kendine göre peşkeş çekiyor. Bu sizin mallarınız. Beş tane lise efendim on dönüm arsa yüzlerce dükkan sen kimin malını kime peşkeş çekiyorsun? Bu halk sana yetki verdi mi? Kendi hakkınıza, hukukunuza sahip çıkmaya sizi davet ediyorum ey Esenyurt halkı.
‘Bu karar aynı zamanda Esenyurt rantlarına çökenlerin bunu sürdürmeyi düşünme rüyalarıdır’
Dolayısıyla bu karar aynı zamanda Esenyurt rantlarına çökenlerin bunu sürdürmeyi düşünme rüyalarıdır. Ama kimse bu hayale kapılmasın halkın iradesi mutlaka galibe çalacaktır ve hak yerini mutlaka bulacaktır. Böyle bir dosyada, böyle bir kararın çıkmasının aynı zamanda başka bir anlamı var. O da şudur. Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok. Bu bana şunu hatırlattı hatırlar mısınız Ekrem Başkan feveran ediyordu. Ey ahali diyordu bugün benim diplomama çökenler yarın sizin tapularınıza, dükkanlarınıza, mallarınıza, şirketlerinize de çökecekler nitekim çöktüler de. Ben de şimdi söylüyorum size ey ahali bugün boş bir dosyayla sırf kayyumdan dolayı bana ceza verenler yarın size de benzer durumda cezalar verebilirler. Çünkü hukuk güvenliği hepimizin teminatıdır. Çünkü biz hukuktan başka inanacağımız, güveneceğimiz bir dalımız yok. Ama hukukta birilerinin elleri içinde eğer siyasallaşmışsa ne yapacağız? Size soruyorum. Bu karar hukuki bir karar değil tamamen siyasi bir karardır ve hukuk tamamen siyasallaşmış ve iktidarın emrine girmiştir. Bu davadan mutlaka beraat edeceğime inanıyorum. Bunun bir istinafı var bunun bir Yargıtay’ı var. Bu zaten halkın vicdanında mahkum olmuştur sağıyla, soluyla, bütün halk bu karar halkın mahşeri vicdanında yok hükmündedir demiştir hiç kimse buna inanmamakta. Bu da benim için en önemli karinedir. Önemli olan halkın vicdanıdır. Çünkü en büyük terazi, en büyük hukuk halkın vicdanıdır.
‘Mutlaka hak, hukuk tecelli edecek’
Mutlaka hak, hukuk tecelli edecek, hak hukuk yerini bulacak ve halkın iradesi tecelli edecek. Sizler de iradenize kavuşacaksınız. Demokrasiyle, özgürlükle, eşitlikle, adaletle buluşarak hep birlikte yola devam edeceğiz. Dün akşam başta bir sözle başlamıştım. Özgür başkanım bana gönderdiği bir mektupla bitirmek istiyorum. Mektupta diyordu ki ‘Sevgili başkanım demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi, bir insanın en onurlu mücadelesidir. Ama böyle dönemlerde ağır bedelleri oluyor. Bu bedelleri ödemekten geri durmayanların sayesinde umutlarımız hep diri kalıyor’ o zaman mutlaka şunu düşünün. Bazen mevzi de geçici de olsa haksızlık garabe çalabilir. Hukuksuzluk garip gelmiş gibi görünebilir. Ama dönün tarihe bakın. Tarihte hep haklılar kazanmıştır. Biz de haklıyız kazanacağız. Ben bu duygu ve düşüncelerle tekrar hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum”
Konuşma sonrası gazetecilerin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin karara tepki göstermesi soruldu. Özer şunları söyledi:
“Sayın Bahçeli’nin bu beyanına teşekkür ediyorum. Tabii ki gerçeği söylemiş. Tabii ki bu dosya bomboş. Bunun ne sayıkla verildiğini bizatihi iktidarın ortağının ağzından bunun tescilidir. Ama beklentimiz şu. Sayın Bahçeli’de Sayın Fethi Yıldız da zaman zaman hukuka dair hepimizin de altına imza atacağı doğruları söylüyorlar. Ama biz artık icraat bekliyoruz. Biz artık bunun uygulamalarını bekliyoruz. O nedenle bunları tabii ki bir önemsiyoruz. Bundan dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz. Ama ittifak ortaklarına da artık bu haksızlıklara, hukuksuzluklara son verebilmeleri için adım atmalarını bekliyoruz”




