• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Aldar Xelîl: Türkiye süreç bozulmasın diye eski düşmanlıkla hareket etmiyor

Aldar Xelîl: Türkiye süreç bozulmasın diye eski düşmanlıkla hareket etmiyor

Yarın resmen başlayacak SDG-Şam entegrasyonu öncesi konuşan PYD Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, birçok somut adımlar atıldığını belirterek bunların detaylarını paylaştı. Xelîl, Türkiye ile ilişkiler ve İmralı ile görüşme talebi hakkında da önemli mesajlar verdi.

Aldar Xelîl: Türkiye süreç bozulmasın diye eski düşmanlıkla hareket etmiyor
Aldar Xelîl: Türkiye süreç bozulmasın diye eski düşmanlıkla hareket etmiyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 1 Şubat 2026 23:09
  • Güncellenme: 1 Şubat 2026 23:12

PYD Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelil, Rûdaw’dan Dilbixwîn Dara’nın sorularını yanıtladı.

Türkiye ile doğrudan ilişkilerinin olduğunu söyleyen Xelîl, “İnanıyorum ki Türkler bu sürecin bozulmaması için, o eski tarzdaki düşmanlığı ve saldırıları yakınlaştırmak istemiyorlar. Biz de kendi tarafımızdan şunu biliyoruz: Biz Şam ile, Amerika ile, Fransa ile, bölge devletleri ve diğerleriyle ne kadar anlaşma ve uzlaşma yaparsak yapalım; eğer Türk devleti razı olmazsa bazı şeyler sakat kalacaktır, yarım kalacaktır. Bu yüzden her iki taraf da birbirini tamamlayan bir bakış açısıyla, aramızdaki o düşmanlık ruhunu ortadan kaldırmaya çalıştık” dedi.

Öte yandan Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunulduğunu da kaydetti.

Haseke Valiliği için Şam’a bir ismin önerildiğini belirten Xelîl, Kürtlerin haklarının anayasal güvenceye kavuşması için anayasa yazım sürecinde yer almak istediklerini vurguladı.

Haseke Valiliği için Nûreddîn Xanîka’nın (Bavê Omer) Şam’a önerildiğini ve ismin onaylandığını açıklayan Xelîl, Mazlum Abdi’nin Savunma Bakan Yardımcılığı yerine arkadaşını görevlendirdiğini ve bu ismin de Çiya Kobani olduğunu söyledi.

Röportajda konuşmasına, “Rojava bir hakikattir, yok edilemez” sözüyle başlayan Aldar Xelîl, Mücadele süreçleri vardır, zorluklar yaşanıyor, saldırılar var, yok etme girişimleri de oluyor; ama bu mücadele devam ettiği sürece Batı Kürdistan vardır” dedi.

Aldar Xelil’in Dilbixwîn Dara’nın sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde: 

“Kuzey ve Doğu Suriye” artık yok mu?

Aldar Xelîl: Suriye bir bütün olarak kalıyor. Yani bizim projemiz tüm Suriye içindi. Şu ana kadar Kuzey ve Doğu Suriye ile sınırlı kalmıştık ama bu süreçle birlikte projemizi tüm Suriye’ye yayacağız. Yeni bir Suriye, demokratik bir Suriye inşa etmeliyiz ki bu yol ile hem Rojava korunsun hem de demokratik Suriye içinde huzur, özgürlük ve barış içinde yaşayabilelim.

Demokratik bir Suriye’ye inancın var mı? Suriye’nin demokratik bir Suriye olacağına inanıyor musun?

Aldar Xelîl: Suriye’nin tarihi eskiden bütünüyle böyleydi. Suriye özünde medeniyetin beşiğidir. Suriye’nin binlerce yıllık kadim tarihine, orada yaşayan halklara, şu an incelenen kültürlere ve bulunan kalıntılara bakarsan, Suriye’nin ne kadar önemli ve çok kültürlü bir yer olduğunu, tarihin oradan fışkırdığını görürsün. İnanıyorum ki biz Suriye’nin o asaletini geri getirebileceğiz. Suriye’nin kadim demokrasi kültürünü sadece Sykes-Picot ve Lozan sonrası geçen bu son 100 yıla bakarak değerlendirmeyelim. Yani tarihe bakalım, Suriye’nin gerçeği budur ve inanıyoruz ki Suriye’yi o parlak dönemine geri döndüreceğiz.

Peki Heval Aldar, şunu da bilmek istedim; Rojava kalıyor dedik. Peki, Rojava’yı kim idare edecek? Siz mi idare edeceksiniz yoksa Şam mı idare edecek?

Aldar Xelîl: Bu iki taraflıdır. Birincisi; bir coğrafya olarak Rojava gerçeğini, tüm bileşenleri ve hakikatleriyle zaten hiç kimse inkâr edemez ve yok edemez. Ne kadar yok etmeye çalışırlarsa çalışsınlar, yok olmaz. Ama biz Suriye’den, Şam’dan ayrı değiliz. Bir yandan kendi özerk kimliğimizi koruyarak, diğer yandan Şam ile birlikte çalışacağız. Belki şu anki Şam yönetimi gönlümüze göre olmayabilir, belki onlara eleştirilerimiz olabilir, belki bazı şeyler henüz düzelmemiştir; henüz Suriye anayasası yazılmadı, henüz bir seçim yapılmadı, henüz çağdaş bir hükümet oluşmadı… Bunların hepsi önümüzdeki süreçlerde gündeme gelecek ve bunlar üzerine çalışmalar yapılacak. Yani özgürlük aradığında, haklarını elde etmek istediğinde her şey bir gecede olup bitmez. Ama olayları birbirinden koparamazsın da. Rojava’yı Suriye’den tamamen kopuk ele alırsan, Rojava’nın anlamı çok etkilenir ve zayıflar. Ancak Rojava gerçeği ile Şam ve birleşik Suriye varlığı birleşip demokratik bir Suriye oluştuğunda, o zaman Rojava da Suriye’de demokratik kültürün öncülüğünü yapan bir güç olabilir.

Şam ile bir anlaşma imzaladınız. İnsanların kafasında birçok soru oluştu. Gerçekten Suriye hükümet güçleri Rojava’ya giriyor mu? Emniyet güçleri giriyor mu? Artık askeri ve emniyet yönetimi sizin tarafınızdan mı yapılacak yoksa gerçekten Suriye hükümet güçleri, istihbaratı ve emniyeti Rojava şehirlerine girecek mi?

Aldar Xelîl: Şimdi durum nasıldır biliyor musun! O Şam’dakiler ki “buraya gelecekler” deniliyor, onlar kim? Suriyeli değil mi? E biz de Suriyeliyiz! Öyle değil mi? O zaman dışarıdan birileri, başka bir ülkeden birileri gelmeyecek; biz birlikte çalışacağız. Biz “entegrasyon” diyoruz, “indimac” (kaynaşma/birleşme) diyoruz. “İndimac” dediğin zaman, kurulan kurumlar bu bölge halkından oluşur, devleti temsil eder. Devletin yürüttüğü bürokratik ve rutin işleri yürüten bir devlet kurumudur ama orada yer alanlar bu bölgenin çocuklarıdır, bu bölgenin insanlarıdır. Onlar işlerini yürütürler. Bunun da iki yönü var: Bir yönü devletin resmi kurumlarıdır ki Şam ile ilişkili olmak zorundadırlar. Şam ile iletişim halinde olmak için bir sistem kurulur, bir iletişim mekanizması oluşturulur. Diğer yanında ise özgürlüklerin ve demokrasinin temel zeminini oluşturan toplumun kendisi vardır. Toplumdur asıl olan, devlet sistemi değil. Devlet sistemi bazı işlerin yürütüldüğü bir yönetim sistemidir. Ama senin toplumun, sahada örgütlenmiş olan o toplumdur.

Siz vali, kaymakam, bölge müdürleri, asayiş ve emniyet sorumluları belirliyorsunuz. Haseke Valiliği için şu anki adayınız kim?

Aldar Xelîl: Şu an bölge halkından yurtsever isimler, tanınan şahsiyetler var. Gerek bakanlıklarda gerek valiliklerde gerekse diğer birimlerdeki temel görevler üzerine Şam ile bazı şeyler tartışıldı. Bazı konuları da şu an siyasi partilerle, sahadaki güçlerle ve birlikte yaşadığımız bileşenlerle, özellikle de Kürt partileriyle tartışıyoruz. Hepsiyle bir diyalog yürütülüyor. Yani nasıl birlikte çalışabiliriz üzerine çabalar var. Bize göre esas olan sadece yönetimi yapacak kişi değil, genel olarak sistemdir. İçinde yer alan kişiler, bu işi yürütecek güç, toplumun bunu ne kadar kabul edip etmediği, yardımcı olup olamayacağı önemlidir. Yani sadece bir şahsı belirlersen ve toplum onu kabul etmezse ne faydası olur?

Kimdir o belirlediğiniz şahsiyet? Herkes merak ediyor. Kek Aldar, bu röportaj bugün yayınlanıyor; vali kim olacak?

Aldar Xelîl: İsimlere girmek istemiyorum, her ne kadar basın düzeyinde bazı isimler yayılmış olsa da.

O isimler doğru mu?

Aldar Xelîl: O isimler doğrudur.

Kimdir? Mesela…

Aldar Xelîl: Bağışla, elimden geldiğince konuyu şahıslar üzerinden tartışmak istemiyorum. Neden? Yani bu bölgeden yurtsever birisi, tanınan, fedakârlığıyla ve halkın değerlerine bağlılığıyla bilinen biri olsun dediğimizde, bu ölçülere sahip olan biri artık şahıs olarak sorun olmayacaktır. Vali için de, kaymakam için de, diğer görevler için de…

Nûreddîn Xanîka (Bavê Omer) ismi geçiyor, değil mi?

Aldar Xelîl: Doğrudur.

O mu Haseke Valisi olacak?

Aldar Xelîl: Şu an biz o ismi sunduk ve anladığımız kadarıyla o isim onaylandı.

Şam onun vali olmasını kabul etti mi?

Aldar Xelîl: Doğrudur.

Sözünü kesiyorum bağışla, çünkü gerçekten biliyorsun neden; birçok soru var, çok soru sormak istiyorum. Savunma Bakan Yardımcısı kim olacak?

Aldar Xelîl: Şimdi, onun için de isimler sunduk ya da daha net söyleyeyim; Heval Mazlum (Mazlum Abdi), DSG Komutanı olarak komutanlıktan bir arkadaşın ismini sundu. Çiya Kobani arkadaşın ismi sunuldu.

Şam bu ismi kabul etti mi?

Aldar Xelîl: Bu konu… Bak, sen isimleri soruyorsun. Neden ben söylemiyorum? Çünkü Heval Mazlum’un bizzat yürüttüğü bu görevlerin kapsamına girmeyi, onun adına konuşmayı kendimde hak görmüyorum; bunu onun söylemesi gerekir. Gördüğün gibi bizim bir kültürümüz var. Ama biliyorum ki bu isimleri o sundu. Çünkü Şam’dakiler bizzat onun (Mazlum Abdi’nin) bu görevi yapmasını istiyorlardı. O ise “Hayır” dedi ve bir arkadaşını görevlendireceğini belirtti. Kendi komutanlığından bazı isimler sundu. Onaylandığına inandığım isim Çiya Kobani’dir.

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olacak yani. Sizin yer alacağınız veya yardımcılar atayacağınız başka bakanlıklar var mı?

Aldar Xelîl: Biliyorsun, bazı şeyler anlaşma maddelerinde var. Bazı şeyler ise anlaşmayı uyguladığında ve birlikte çalıştığında ortaya çıkar. Bu öfke ve rahatsız edici iletişim ortadan kalktığında, silahlar sustuğunda ve biz de gerçekten Şam’ın başkentimiz olduğunu hissedip rahatça gidip gelebildiğimizde; onlar da buraya gelmek istediklerinde izin istemeye gerek olmadığını veya bir kontrol noktasının onları durdurmayacağını hissettiklerinde… Bu sağlandığında sadece bakanlıklar değil; Şam’daki yönetimler, merkezler ve mevcut çalışmalar da dahil olur. Zaten oturmuş bir sorun var; herkes sadece birinci derece görevi soruyor. Ama onun altında ve ona bağlı olarak işin esasını yürüten birçok çalışma var. Birinci derecedeki kişi onu temsil eder ama onunla çalışanlar iyi çalışmazsa o bakanın işi başarıya uzmanız.

Türkiye ile ilişkileriniz nasıl son zamanlarda? Eskiden iyi olmadığını biliyorum, son zamanlarda ilişkileriniz nasıl?

Aldar Xelîl: Şimdi, Sayın APO 27 Şubat’ta bir sürece başlayıp barış ve demokratik toplum için bir çağrı yaptıktan sonra, Türklerin tutumu yavaş yavaş değişmeye başladı. Çünkü bir süreç başlamış durumda, onlar da bazı şeyleri gözden geçirmek zorundalar. Yani bölge değişime gidiyor. İsrail’in durumu değişiyor, Lübnan’ın durumu değişiyor, Irak’ın durumu değişiyor, Suriye’nin durumu değişti, İran’ın durumu gündemde ve hem Kürtlerin hem de Kürt hareketinin Türklere karşı durumu ve bazı faktörler değişiyor. İnanıyorum ki Türkler bu sürecin bozulmaması için, o eski tarzdaki düşmanlığı ve saldırıları yakınlaştırmak istemiyorlar. Biz de kendi tarafımızdan şunu biliyoruz: Biz Şam ile, Amerika ile, Fransa ile, bölge devletleri ve diğerleriyle ne kadar anlaşma ve uzlaşma yaparsak yapalım; eğer Türk devleti razı olmazsa bazı şeyler sakat kalacaktır, yarım kalacaktır. Bu yüzden her iki taraf da birbirini tamamlayan bir bakış açısıyla, aramızdaki o düşmanlık ruhunu ortadan kaldırmaya çalıştık.

Doğrudan görüşmeler var mı? Yani aracısız?

Aldar Xelîl: Var.

Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmeleriniz var mı?

Aldar Xelîl: Şimdi henüz öyle doğrudan olmadı ama bunun için girişimler var. Türklerden talep edildi; arkadaşlarımızın İmralı’ya gitmesi, onu görmesi, mevcut durumu paylaşması ve onun görüşlerini alması istendi. Yani bu yönlerde bazı çabalar var.

Peki, burada  Kamışlo’da bir Kürt heyeti oluşturulmuştu. Şam ile görüşmeler var, makamlar belirleniyor, vali belirleniyor, savunma bakan yardımcısı belirleniyor; bu heyet nerede kaldı? Şu anki rolü nedir?

Aldar Xelîl: Şimdi biz Şam’dan şunu istedik; Kürt davasına ilişkin veriler için o heyetin Şam’a gelmesini söyledik. Şimdi biz de onlardan bir cevap bekliyoruz. Şam’dakiler de eğer gerçekten huzur istiyorlarsa ve savaş ile çatışmaların tekrar çıkmamasını istiyorlarsa Kürt meselesini, Kürt davasını ele almak zorundadırlar. Şu an yapılan bu anlaşmanın amacı sadece bir ateşkesin sağlanması ve bölünmenin ortadan kalkması için entegrasyon konusunu gerçekleştirmektir; ama bu Kürt davasının çözüldüğü anlamına gelmez. İşte bu Kürt heyetinin önümüzdeki dönemdeki görevi, esas görev olacaktır ve buna göre hareket etmeliyiz.

Peki, DSG ve partiniz dışındaki diğer partiler, mesela ENKS ve ENKS içindeki partiler, gelecekteki Suriye hükümetinde herhangi bir makam alacak mı?

Aldar Xelîl: Olabilir, bu sorun değil. Şu an öyle bir süreçteyiz ki; diyoruz ki Kürt heyetimiz bir konferansta oluştu ve o konferans onu temsil etmesi için bu heyeti çıkardı. Uzlaştığımızda, örneğin “bir iş için şu kadar kişiye ihtiyaç var” denildiğinde normal bir şekilde kendi aramızda tartışacağız. Yani biz varız, ENKS var, başka partiler de var; yıllardır birlikte çalıştığımız partiler var. O partiler de, ENKS de, Süryaniler de ve hatta bölgede Kürtlerle birlikte çalışmış Arap bileşenleri de… Sonuçta hepimiz bir bölgede yaşıyoruz.

Ama siz bu işleri onlar olmadan yapıyorsunuz.

Aldar Xelîl: Hayır, henüz kişilerin belirleneceği çalışmalar yapılmadı. Şu an sadece Heval Mazlum’dan talep edilenler var. DSG adına ve komutanlık adına ondan bazı isimleri belirlemesi istendi. Mesela ona “Sana bir bakanlık verelim” dediler; o “Yapmayacağım” dedi ve bir arkadaşını göndereceğini söyledi. “Tamam” dediler, “Sana valiliği de verelim” dediler; o yine “Bir arkadaşımı belirleyeceğim” dedi. Ama diğer konular şüphesiz üzerinde tartışılacak konulardır.

Peki, General Mazlum Abdi resmi bir makam almazsa görevi ne olacak? Ne iş yapacak?

Aldar Xelîl: Devrimcidir, hepimiz devrimciyiz. Biz bu milletin fedaisiyiz, bu milletin hizmetkârıyız. Ne ben, ne o, ne de diğer arkadaşlarımız… Bu devrime başladığımız gün bu tür şeyleri düşünmedik.

Sen bir makam almayacak mısın? Hükümet içinde yer almak istemiyor musun?

Aldar Xelîl: Örgütüm bana görev verdiğinde, “Sana bu görevi veriyoruz, git bu işi yap” dediğinde, örgütümün bir görevi olarak bunu yaparım. Heyet içinde toplandığımızda heyet bana “Sana bu görevi veriyoruz, sen yapacaksın” derse “Hayır” demem. Yani bu bir görevdir. Ama bizim böyle bir arayışımız yok. Rojava devrimine başladığımızda da “ne olacağız” demedik. Sadece şunu dedik; zaten hiçbir şeyimiz yok, özel hiçbir şeyimiz yok; ne yaşamsal olarak ne mülk olarak ne de başka yönlerden… Biz bu halkın fedaisiyiz, bu halkımız için çalışıyoruz ve sonuna kadar da bunun için çalışacağız.

Peki; Rojava’daki okul, üniversite ve enstitülerin diplomalarını Şam hükümeti tanıyacak mı? Önümüzdeki süreçte artık resmi olarak Kürtçe eğitimi verilecek mi? Üniversite ve okullar resmiyet kazanacak mı?

Aldar Xelîl: Şimdi, şu ana kadar uzlaşılan konu; mevcut diplomaların, özellikle 2014’ten bu yana -yani özerk sürecin oluşumundan bu yana- olanların hepsinin kabul edildiğidir. “Tamam” dediler. Bundan sonrası nasıl olacak? Bu konu, Eğitim’den bir komisyon ile Bakanlık’tan bir komisyonun birlikte oturup bu verileri tartışmasına bağlıdır. Bunun iki yönü var: Birincisi; bu komisyon nasıl bir öneri sunacak? İkincisi; o bakanlık tek başına karar veremez. Nedir ikinci yönü? Suriye’nin böyle bir şeyi kabul etmesini anayasaya koymalıyız. Yani şu an anayasada böyle bir şey yoksa, ne bir bakan ne de bir başkası kendi başına bir şeyi değiştiremez. Ama yaklaşım budur. Halkımızın yaşamına dair tüm detayları, yazılacak olan bu anayasaya nasıl yerleştireceğimize bakmalıyız. Bunun için de dedim; kendimizi sadece Rojava veya Kuzey ve Doğu Suriye sınırları içinde bırakmıyoruz. Şam’da yetki sahibi olmalıyız. Yeni inşada, özellikle anayasa yazım komisyonunda yer almalıyız ve temsilcilerimiz orada olmalı ki bu taleplerimizi ve değerlerimizi anayasada güvence altına alalım.

Peki; bir tümen içinde üç tugay oluşturulacak, bir tugay da Kobani’de olacak. Sayıları ne kadar olacak?

Aldar Xelîl: Bu artık askeri bir sorudur, askeri güçler buna cevap verebilir. Savunma Bakanlığı ile DSG arasındaki bu mesajı gördün; 4 tugaydır. 3’ü Cezire tarafında, biri Kobani tarafındadır. Ama sayı olarak doğrusu ben de senin kadar biliyorum.

O tümenin ve o tugayların komutasını kim yapacak?

Aldar Xelîl: Yine DSG komutanlarıdır.

Yani Suriye Hükümeti müdahale etmiyor mu?

Aldar Xelîl: Hayır, bu DSG’dir. DSG Komutanlığı zaten mevcuttur.

DSG kalıyor mu yani?

Aldar Xelîl: Bu güç korunuyor. Şu ana kadar bu gücü yöneten komutanlar, yine bu gücün komutanlarıdır. Ama bu güçte sadece şöyle bir değişiklik oluyor: Resmen Suriye ordusunun çatısı altında olacaklar. Yani kimlikleri DSG olarak değil, Suriye Ordusu Cezire Bölgesi Tümeni olarak bilinecek. Komutanlar zaten belirlenmiş. DSG Komutanlığı bakanlığa isimleri verdi ve “Komutanlarımız bunlardır” dedi. Bunların içinde kadın güçlerine özel Kadın Taburları (Foca Jin) gibi bölümler de var, genel olanlar da var. Tek fark şudur; şehirlerin içinden çıkıyorlar, şehirlerde kalmıyorlar. Mesela diyeyim; Haseke’deki güç şehirde kalmayacak, Kevke Dağı’na gidecek ya da Vezir sahasına veya belirlenen başka bir yere gidecek. Askeri gücün kalacağı adres buralar olacak ve olağanüstü bir durum çıktığında, ihtiyaç duyulduğunda; valinin, muhafızın veya ilgili mercilerin emriyle hareket edecekler. Onun dışında yerlerinde kalacaklar.

Efrîn’in durumu ne olacak? Yani Efrîn halkı bilsin ki onları unutmadık ve siz de unutmadınız. Koban, kuşatması ne zaman kalkıyor?

Aldar Xelîl: Sadece Efrîn değil; Efrîn ve Serêkaniyê de… Buralar işgal edilmiş bölgelerdir. Bunlar da tartışıldı. Serêkaniyê için acımızı belirttik. Onlar (Şam) şunu söylediler; henüz kendileri de oraya gitmiş değiller. Yani resmen orayı onlar yönetmiyor. Sadece oraya gidip geldiklerini söylüyorlar ama yönetim hala Türklere bağlı güçlerin elindedir. Yani mesaj şudur: Türkler oradan çekildiğinde, orası resmen Suriye devletine bağlı bir yer olur. O zaman Serêkaniyê ve Efrîn için de dediğim gibi, sınırlar kalkar. Yani “bu kontrol noktası senin, bu bölge benim” durumu kalmaz. Efrîn halkı normal bir şekilde köyüne ve şehrine döner. Oraya döndüklerinde zaten halkın tamamı bizim halkımızdır; kendi meclislerini kurarlar, kendi asayişlerini oluştururlar. Suriye kimliği altındadır ama oranın halkıdırlar. Yani dışarıdan ve başka bir şehirden biri gelip Efrîn içinde asayiş sorumlusu olmaz. Dışarıdan biri gelip bölge yöneticisi olmaz. Oradakiler kendi içlerinden birini seçecekler. Bu temelde zaten bu bölgelerin tamamı doğal bir şekilde aslına rücu eder.

Kobani üzerindeki kuşatma?

Aldar Xelîl: Kuşatma bugün kalkmalı.

Kuşatma bugün kalkıyor, bu çok önemli.

Aldar Xelîl: Yani anlaşmaya göre bu kuşatma kalkmadan entegrasyon adımları da gerçekleşmez. Mesela entegrasyonun gerçekleşmesi için Şam’dan bazı kişilerin, bir grubun gelmesi lazım. Bir grup Kobanê’ye, bir grup Haseke’ye, bir grup Kamışlo’ya gitmeli. O güvenlik kareleri, rejimin eskiden içinde olduğu o güvenlik yerleri için…

Yarın mı geliyorlar?

Aldar Xelîl: Yarın geliyorlar.

Her üç bölgeye de yani Kobani, Kamışlo ve Haseke’ye yarın Suriye hükümet güçleri girecek mi?

Aldar Xelîl: Bu işin koordinasyonunu yapmak ve yürütmek için bazı grupları gelecek. Yani entegrasyon nasıl sağlanacak… Entegrasyon bir günlük iş değildir, bir ay sürer. Bu bir ay içinde hazırlıkları yapılır. Yani artık biz Suriye’den ayrı değiliz. Onlar da “İşte buralar da bizim bölgelerimiz, biz biriz” diyorlar. Mesela Asayiş buradadır. Bu asayişin sayısı kaçtır, nerede konuşlanıyorlar? Eskiden Özerklik (Xweserî) temelinde kendimize göre oluşturmuştuk ama şimdi Suriye sisteminin bir parçası oluyorsun. O zaman koordinasyon kurmak zorundayız. Koordinasyon olmadan nasıl olur? Sadece “entegrasyon oldu” deyip onlar da “oldu” dese ama gelip tartışmasalar, birlikte planlama yapmasalar olmaz. Ayrıca bazı küçük veriler de var; örneğin bu üyelerin maaşları, ihtiyaçları, sağlık ihtiyaçları… Eskiden Özerk Yönetim karşılıyordu ama bundan sonra hepsi Şam’a bağlanacak.

Yani Özerk Yönetim çalışanları artık maaşlarını Şam’dan mı alacaklar?

Aldar Xelîl: Dosyalarının tamamı devlete bağlanıyor. Maaşlarını buradan alırlar ama resmiyette bu işin merkezi bu devlete, Şam’a bağlıdır. Tüm işler ise valilikte yürütülür. Yani bir yerel yönetimdir, ama devletin resmiyeti dışı değildir. Şu ana kadar bu Özerklik çalışanlarının, Asayiş çalışanlarının, savunmacılarının, emekçilerinin… hiçbirinin kayıt ve sicilleri Şam’da yoktu. Yani Şam’da resmiyetleri yoktu. Ben bu anlamda söylüyorum. Ama bundan sonra resmiyet Şam’da oluşacak.

Peki, Şam tarafından aranan birçok kişi vardı; kayıp olanlar var, onların tazminatı, aranmaları… Şam ile bunları konuştunuz mu?

Aldar Xelîl: Yani nasıl? Buranın dışından olup burada kaybolanlar mı?

Hayır, mesela bizim Rojavalı insanlarımız Şam’da kaybolmuşlar, bazıları zindanlarda, gidiş-gelişlerde engeller çıkarılıyor, hükümetin elinde esir savaşçılar var. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de gördük, Deyr Hafir’de gördük, Rakka’da, Tabka’da…

Aldar Xelîl: Evet, şimdi esirler konusu temel bir konudur. İlk andan itibaren üzerine tartışmalar yapılıyor. Onlar da dediler ki; dengeli bir şekilde, birlikte adımlar atıldığında zaten aramızda sorun kalmaz, düşmanlık da kalmaz. O zaman neden esir tutasın? Eğer sizin yanınızda da (hükümet askerleri) varsa siz neden tutasınız? Gerçekten de öyledir. Deyr Hafir’de bir kalleşlik yaptılar bildiğiniz gibi. Ateşkes anlaşmamız 48 saatti ama ilk saatte saldırdılar. DSG gücü o hazırlıkta değildi. Yani kendilerini ateşkese göre hazırlamışlardı ve birçok kişi o zaman esir düştü. Şimdi onlarla konuşuldu ve hepsini bırakacaklarını söylediler. Son zamanlarda “misafirimizdirler” diyorlar. E iyi, bırakın o zaman! Bu yüzden bazen bazı şeyler, her iki taraf arasında güven inşası için biraz hassasiyet taşıyor.

Sizin yanınızda da onların esirleri var mı?

Aldar Xelîl: Esirler… Tüm verileri bilmiyorum.

Bunun askeri bir soru olduğunu söylemek istiyorsun.

Aldar Xelîl: Hem güvenlik hem de askeri bir sorudur ama varsa şüphesiz değişimler olacaktır.

Son soruyu sorayım. Mesela bazı makamlardan bahsettik; vali, bakan yardımcıları… Bunları her zaman siz mi belirleyeceksiniz yoksa ileride o dosya Şam’ın eline mi geçecek?

Şimdi, her zaman bu bölge yapmalı. Hatta bizim önerilerimiz de var; biliyorsun anayasayı birlikte yazalım diyoruz. Anayasada öyle yapacağız ki buranın özerkliği sadece böyle değil, daha da pekişmiş olsun. Bu bir mücadeledir.

“Özerklik” mi dedin?

Aldar Xelîl: Özerklik nedir?

Yani Özerk Yönetim kalmıyor mu?

Aldar Xelîl: Hayır, hayır. Özerklik; yani senin bir özelliğinin/kimliğinin olmasıdır. “Xweserî” özelliktir. Yani senin bir özelliğin olsun. Süveyda’nın bir özelliği var, Sahil’in bir özelliği var, buranın da bir özelliği var; Kobani’nin, Efrîn’in bir özelliği var. Onlar özerktirler (xweser), yani bir özerklikleri var. Suriye anayasasında Kürt bölgelerinin nasıl olacağı yazılmalı. Tamam, parçalanmasını kabul etmiyorsunuz, “Kürdistan” ismine karşı hassasiyetiniz var; ama özelliklerinin korunması gerekir. Yani bu bölge diğer bölgeler gibi değildir.

Coğrafi olarak mı, idari olarak mı yoksa siyasi olarak mı korunmalı?

Aldar Xelîl: Şimdi coğrafi olan daha ön plandadır. Çünkü Rojava diğer bölgeler gibi değildir. Güneyde Zaho, Duhok ve Erbil’den ta Halepçe ve Süleymaniye’ye kadar her yere git, orada belki çok az sayıda Arap vardır; ya misafirdirler ya da iş için gelmişlerdir. Burası öyle değil. Burada, doğru, belki çok eski tarihte böyle değildi ama şu anki realitede diyorum; şu an köylerimiz iç içedir, mahallede komşuyuz, birbirimizden ayıramayız. “Coğrafi” dediğimizde belki daha iyi olur. “Coğrafi” diyelim; artık biz ve bu bölgenin halkları birlikte kendimiz için bir sistem kuralım, özelliğimizi koruyalım. Biz Kürt’üz; kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz… Her şeyde özgür olalım ama aramızda düşmanlık olmasın.

Sêmalka’dan geçtiğimde petrol kuyuları vardı, çalışıyorlardı; ama bu kez gaz kuyularının da olduğunu gördüm, hepsi durmuştu. Bu gaz ve petrolün tamamı Şam’ın eline mi geçecek yoksa sizin payınız mı olacak? Bu dosya çok önemli, nasıl çözülecek?

Aldar Xelîl: Biliyor musun Dilbixwîn! Birkaç yıl önce yine basında bir görüşmem olmuştu, orada şunu söylemiştim. Belki 8 ya da 10 yıl önceydi. Petrol, havaalanları, sınır kapıları gibi bazı ulusal servetler vardır; bunlar geneldir, kamuya aittir. Bunları sadece bir bölgeye bağlayamazsın. Bunlar doğal olarak… Bizim “sadece bölgemiz için istiyoruz” gibi bir gözümüz yok. Biz “Suriye’nin tamamının huzuru ve varlığı bizim için önemlidir” dediğimizde, o zaman “bunlar da Suriyelidir” diyeceğiz. Ama gelirlerinden bölgenin payının olması da önemlidir. Yani bu o bölgeden çıkıyor; Suriye’nin genel bütçesinde bu bölgenin payının olması zaten önemli ama petrol oradan çıktığı için bir özelliğinin, bir özerkliğinin görülmesi gerekir. Bu konularda birçok veri ve konu var, şimdiden tüm detaylara girmek istemiyorum. Ama halkımızın şunu bilmesini istiyorum: Haklarımızı ve kazanımlarımızı korumak için, bir adım bile geri atmadan bunun mücadelesi veriliyor.

Peki, şimdi buradan Başûr’a döneceğiz Heval Aldar. Sêmalka’da Suriyeli Arap memurları mı göreceğiz yoksa Kürtleri mi göreceğiz sınırda?

Aldar Xelîl: Hayır, geldiğinde kimleri gördüysen yine aynı kişileri göreceksin. Hiçbir değişiklik olmayacak. Ama belki Şam’dan 2 veya 3 kişi bir heyet olarak gelir ve onlar da orada oturup odada gözlem yaparlar. Tıpkı Erbil Havaalanı’nda hatırladığım gibi; geldik, pasaportumuzu verdiğimizde bir çalışan pasaportu inceledi, bazı işlemler yaptı; kalktı ve sonra başka biri gelip yerine oturdu. Bilmiyorum bu sizin de başınıza geldi mi, bazen iki kişi oluyorlar. Sordum neden iki kişi diye, “biri Bağdat temsilcisidir” dediler. Yani bazı işlemleri onlar yapıyor. Şam temsilcisinin de yanımızda olması normal bir şeydir ama çalışanlar ve sistem olduğu gibi kalacaktır.