SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, “Rojava gelişmeleri” başlığı altında Ocak 2026’da X’te üretilen söylemi nitel yöntemle inceleyen raporunu yayımladı. “X (Twitter) verisi üzerinden nitel söylem analizi” olarak hazırlanan çalışmada, tweetlerin Suriye’de yaşanan olayları yalnızca bir “saha/harita” olarak değil, haklar rejimi ile güvenlik rejimi arasında gidip gelen siyasal bir alan olarak kodladığı belirtildi.
Raporda, tartışmanın iki kavram etrafında sertleştiği vurgulandı. Buna göre “ateşkes” kimi paylaşımlarda insani koruma, kimilerinde zorunlu manevra, kimilerinde ise tasfiyenin başlangıcı olarak çerçevelendi. “Entegrasyon” ise Suriye Demokratik Güçleri ile Şam arasındaki siyasi uyum ihtimali ile özyönetimin aşınması/tasfiye endişesi arasında tartışıldı. Rapor, bu iki kavram üzerinden kurulan anlamların, Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) deneyiminin meşruiyetini savunan çerçevelerle onun meşruiyetini bozan repertuarları (terör/dış proje/ihanet gibi etiketler) sürekli çatıştırdığını kaydetti.
Çalışmanın kapsamının 6–30 Ocak 2026 tarihleri arasındaki 325 tweetle sınırlı olduğu, veri setinin X evreninin tamamını temsil etme iddiası taşımadığı belirtildi. Rapora göre analiz üç düzeyli bir okuma ile kurgulandı: tematik kodlama, söylem çözümlemesi ve tarihsel-kuramsal çerçeve. Bu çerçevede hak/güvenlik, özerklik/merkez, direniş/teslimiyet gibi karşıtlıkların “doğal” bir ortak akıl gibi dolaşıma sokuluş biçimleri incelendi.
Raporda Ocak 2026 gündeminin özellikle SDG-Şam-
-Halep hattında yoğunlaştığına dikkat çekildi. Şeyh Maksud-Eşrefiye vurgusunun, tartışmayı yalnızca kuzeydoğu idaresiyle sınırlı olmaktan çıkarıp büyük kent dinamikleriyle iç içe bir politik gerçeklik olarak kurduğu ifade edildi. Bu bölümde “harita dili” ile “sivil kayıpları görünür kılan hak temelli dil” arasındaki gerilimin öne çıktığı belirtildi.
Raporun bir diğer bulgusu, uluslararası ve bölgesel aktörlerin tweet söyleminde “pazarlık nesnesi olma” duygusunu besleyecek biçimde yer alması oldu. Metinde aktör haritasının çoğunlukla SDG, Şam, Türkiye ve ABD etrafında kurulduğu; İran ve İsrail göndermelerinin ise daha sınırlı ama sembolik etkisi yüksek bir alanda belirdiği kaydedildi.
“Duygu rejimleri” başlığında ise umut-öfke-yorgunluk tonlarının yalnızca psikolojik bir arka plan değil, siyasal dilin, mobilizasyonun ve meşrulaştırma stratejilerinin parçası olduğu vurgulandı. Rapora göre özellikle “sürekli ateşkes–sürekli ihlal” döngüsü, sivillerin korunmasını zayıflatma ve insani başlıkların gündemden düşmesi riskini büyütüyor.
Risk analizi bölümünde, entegrasyonun güvenlik eksenli bir restorasyon sürecine dönüşmesi, ateşkesin ihlal döngüsü, delegitimasyon dilinin yayılması ve kriz dönemlerinde “hain-kahraman” ikiliğinin tartışmayı boğması başlıca riskler arasında sayıldı. Öneriler arasında ateşkesin bağımsız izlenmesi, ihlallerin şeffaf biçimde kayda alınması, zorla yerinden etme ve keyfi gözaltılara karşı denetlenebilir mekanizmalar ile yerel yönetimlerin ve toplumsal örgütlenmenin korunması gibi başlıklar öne çıkarıldı.
Raporun sonuç bölümünde ise şu vurgu yapıldı: Ateşkes siviller için nefes alma alanı yaratabilir; ancak hakların ve demokratik mekanizmaların korunmadığı bir ateşkes, X’te giderek daha fazla “tasfiyenin zamana yayılması” olarak okunuyor. Entegrasyonun da çatışmayı düşürebileceği, fakat çoğulculuğu ve yerel iradeyi garanti altına almaması halinde “devlet restorasyonu” aracına dönüşebileceği değerlendirmesi paylaşıldı.




