Boğalarla tekelerin kanı, günahları ortadan kaldırmaz
Müslüm Yücel 3 Şubat 2026

Boğalarla tekelerin kanı, günahları ortadan kaldırmaz

 “Bence Kürt halkı tarihin kurbanı olmuştur” (Antonio Guterres)

Suriye’de şu an bir masa kurulmuştur, bu masadan bir uzlaşı mı yoksa kesin bir anlaşmanın çıkacağı belli değildir, muğlâktır: Hoşnutsuzlukların reddi ya da kabulü sınırdadır: Geçmişin/kalıntıların yarattığı tahribat daha konuşulmamıştır. Muğlâk, salt dilin özelliği değildir; nesne ve eylemle ilgilidir; bu anlamda muğlâk, belirsizliğin dışındadır. Şu an yürütülen bir Türkiye senaryosudur, Colani oyuncudur, oyun kurucu değildir; ispatı, denetimi altındaki milislere bile söz geçirecek durumda değildir. Siyasette, babası tarafından önlük/ kravat takılıp okula götürülen bir çocuktur, siyasetin, siyasal bilincin dışındadır; bilinç, siyasete bir derinlik verir; Colani, bilinçten yoksundur, şu ana kadar takip ettiğimiz kişi, Türkiye tarafından giydirilip sahneye çıkartılan birisidir, ciddiyeti, içtenlikten; kabiliyeti iradesinden yoksundur, hakeza, partisi de öyledir; epey zamandır, geçici de olsa iktidarlardır ama kılık kıyafetleriyle bile düzensizliği ifade etmektedirler, hala radikal İslamcı bir emirlik görüntüsü içindeler. Bu haliyle Suriye’deki halkları kapsayacak nitelikte değiller; lider, nicelik değildir; Colani nicedir.

Colani, şu an, masada olmasına rağmen, askerleriyle büyük bir toyluklar gösterisi içindedir. Entegrasyon bağlamında Şam’a bağlı iç güvenlik birimleri SDG’nin refakatiyle Heseke’ye geldiler; Kürtler olgundular, sokağa çıkmadılar, yasağa uydular ama gelenler çok toy ve çok kibirliydiler, biri işaret dilini kullanıyordu, taciz ediyordu; askeri bir terbiye ya da uzlaşının bürokratı değillerdi, milis ruhlarını kaybetmemiştiler. El, dışarı uzanan beyindir, gelenlerden bazıları işaret parmaklarını kameralara gösterdiler. Biri annesinin Amudeli olduğunu söyledi, bunu diyen sahici bir düşmandı, şimdi barış için buradaydı ama işaret parmağı gösteren kişi değil düşman, adam bile değildi… Asker değildi, insan değildi, misafirlik adabından yoksun biriydi, aile terbiyesi, din bilgisi ve ahlaki olarak zayıftı: “Yedikleri yoksul eti, içtikleri kan olmuştur.”

Colani/HTŞ muğlâktır, muğlâklığın birincil maddesi milisleridir. Colani/HTŞ milis ruhuna dayanıyor ama devlet terbiyesi içinde hareket edecek, sorunları çözeceklerse bu milis ruhu bir kenara bırakmalıdır.  Yoksa bin yıllık kardeşliğin kilidi, Yunus Emre’nin dediği gibi, “Yani er gelmiş erden, elini çekmez şerden, Deccal kopacak yerden, Ahir zaman olacak.”

Doğrudur: Colani/HTŞ’nin doğum yeri, El Kaide’dir; buradan IŞİD ortaya çıktı. İŞİD’in lideri Bağdadi, Colani’yi 2011’de Suriye’ye gönderdi; El Kaide yerine, El Nusra adı tercih edildi: Allah’ın elçileri! Bir süre sonra Esad, cihatçıları salıverdi, bu Colani’ye hediye gibi geldi, güçlendi; İŞİD, bundan rahatsız oldu, Nusra’yı kendine bağlamak istedi, Bağdadi ve Colani nedense anlaşamadı.  Colani, hem El Kaide, hem İŞİD’le sembolik olarak yollarını ayırdı, fikirsel bir ayrılık söz konusu değildi; bugün bile bu Colani’nin kravat esprisinden öteye gitmiyor. Nedeni şu: Milis ruhu!

Milis, silahlı sivildir, düzensizdir; kimi zaman inceltilir, muhafız denilir buna. Kurtuluş savaşlarında milis, dikkat çeker ama kurtuluş sonrası milis güç varlığını korur ve sürdürürse, buna kontrgerilla denilir; mahalle kabadayıları, küçük, büyük mafya örgütleri buna dâhildir, adı vatan müdafaası, yaptığı kanunsuzluktur. Türkiye’de bunun sağlam bir birikimi vardır. Bu arada bir not, Nükhet İpekçi’yi anmam gerekir, babasının kanlı gömleğini hala taşır, hala bu kanlı gömlekle çıktığı bir TV programı belleklerimizdedir… Şimdi babasının katilleri birer kahraman, şimdi babasının katilleri hakkında filmler yapılıp pop kültüre dahil edilmektedir. Bunu en iyi Kürtler bilir, Kurtlar Vadisi’yle büyüyen bir nesil yaratıldı; Kürt iş adamlarını öldüren kimseler, kahraman diye lanse edilmedi mi?

Evet, herkes biliyor Colani/ HTŞ buradan geldi, milisten: Colani/HTŞ, 2011’den 2017’e kadar İdlib’te örgütlendi, kenti eli geçirdi; Kürt ve Hıristiyan azınlığı göçe zorladı; 2015’ten itibaren gelişen, bugün açık görülen Rusya, İran ve Türkiye rekabetini fırsata çevirdi; radikal İslamcı gurupları etrafında topladı, Türkiye’den de açık bir destek aldı; 2019’da, İdlip onlara kaldı, hiçbir örgüt, din ve milliyetle ilişkisi olmayanları bile ya öldürdüler ya göçe zorladılar; onların deyimiyle, burada bir kale kurdular.

İdlip’te istediğini öldürme ve yaşatma yetkisini ellerini aldılar; Şeriat Mahkemeleri kurdular, istediklerini öldürdüler, istediklerini hapse attılar; 19 kişiyi işkenceyle öldürdüler. Kadın ve çocuk ayrımı yapmadılar. Tutuklu yakınları karşı çıktığında işkence yaptılar, hapse atılar. İdlip, Nazi kampına döndü. Köylülerin ekip biçtiklerinden, esnafın gelirinden haraç aldılar, vermeyenlerin ekinleri yağmaladılar, ya da zorla aldılar, hırsızlıkla halkı bastırdılar. Halk şikâyetçi oldu, tanık olmayınca, suç da ortadan kayboluyordu, suçlu oldular.

Böylece Colani, kentin ekonomisini ele geçirdi; bir banka (El Şam) ve bir de petrol şirketi (Vatad) kurdu…

En önemlisi de Bab El Heva Sınır Kapısı’ydı; Türkiye sınırındaydı, bu kapıdan vergi almaya başladı. Bu kapıya kısa bir süre sonra Zeytin Dalı Operasyonu’yla Efrin eklendi. Colani, haraç, zeytin ağacı ve yağı ve kaçak petrolle ekonomik olarak güçlendi. Buna girdiği köy ve kasabaların ganimetleri de eklenince mafyatik yapı yerli yerine oturdu; dostlar edindi, uluslararası bir dizi ilişki önüne serildi… Birçok mafya filminde olduğu gibi kaçakçılık ve ganimet işleri bir yere gelince aileyi legalize etme derdine düştü; arada bir Rusya, İdlip’e girmek istedi ama bu da sihirli bir el tarafından hep engellendi. Hatırlanacaktır, hepimiz çok izledik: Sedat Peker, 8’inci videosunda (Fırtınayla Büyüyen Fidanlar Rüzgârlarla Yıkılmazlar) Suriye’de yapılan ticaretten söz ediyordu: “Öyle bir iki kamyonluk ufak işler” değildi bunlar, “milyon dolarlık” işlerdi; bunlar, “kaçak ham petrol, çay, şeker, ikinci el araba vs.” idi…

Çok geçmiyor, Colani’ye kravat takıyorlar, takım elbise giydiriyorlar, törenler yapıyorlar, geçici de olsa tanımlıyorlar: Cumhur. Küçük nüanslar da yapılıyor; sadece Suriye denilmiyor, milliyetçi bir ayak gerekiyor; milliyet burada dini önceleyen bir figür olarak işliyor: Arap Cumhuriyeti, Arap Ordusu… Bu İŞİD ve El Kaide bağlantılarını örtme aracı olarak da dikkat çekiyor.

Kürtlere de bu arada bir rol veriliyor: Kurban.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, bunu şöyle dile getirdi “Bence Kürt halkı tarihin kurbanı olmuştur. Ancak bir ölçüde bunun gerçekleşmesi için bir araya gelmek ve koşulları yaratmak da zorluklar içeriyor. Ancak biz Kürt halklarının çıkarları nerelerde olursa olsunlar savunmaya son derece bağlıyız.”

Hegel’den bu yana bütün insanlık tarihi doğru okunmak zorundadır; çünkü tarih, ulusların mutluluğunun, devletlerin bilgeliğinin ve bireylerin erdemlerinin kurban edildiği bir mezbaha taşı değildir artık… Tut ki Kürtler, kurbandır; soru, Hegel üzerinden şudur: Kürtler hangi son ereğe kurban olarak sunulmuşlardır? Soru/yanıt: Kurban barbarlık ve cehalet değil midir? Colani ya da HTŞ, bugüne kadar barbarlığın ve cehaletin bir adım ötesine geçtiler mi? Batı, safını kadın ve çocukları öldürmekle kalmayan güruha müsamahakâr görünmenin yerini adalette değil de, neden, kabul de buluyor? İsrail’e Golan verildi diye midir bu suskunluklar? Hem siz kimi kime kurban ediyorsunuz? İnsanın yükümlülüğü kendi yaşamıdır, başkasının yaşamı üzerine böyle bir tasarruf hakkını (kurban) size kim veriyor! Kurban, benden olmayanın, benim için, benim hayrıma olması değil midir? Bu, çokluk için, azın elden çıkarılmasından başka ne anlama geliyor? HTŞ’nin refahı, benim kurban olmamla mı gerçekleşecek? Sen kimsin, o kim; sen, eğer o değilsen, bana niçin kurban diyorsun… Temelsiz, bir topluma, beni kurban ederek, ona bir köken bulma, bir kazanım olacak mı? Göğe rüşvet bile değildir bu, toprağa ve insana yapılacak en büyük hakaret, en büyük zulüm… Sizin dininiz, şunu söylemez mi: “Boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldırmaz” (İbranilere mektup). Bu pagan döngüsü içinde bir şeyi unuttunuz: Kürtler, kurban değiller, yalnızca adaletin, eşitliğin, özgürlüğün bu yüzyıldaki tek temsilcileridirler…

Ancak şu da var: Colani, eğer Kürtlere ve Kürtlerle birlikte yaşayan Hıristiyanlara, Alevilere kötü davranır, milis ruhunu bir yana bırakmazsa, geldiği gibi gider. Köleler, efendilerine bağlı kaldıkları için köledirler. Arada efendileriyle çarşı pazara çıkmaları onları asla efendi etmez…

Kürtlerin, Rojava üzerinden çok önemli bir birikimleri var. Bu birikimi de çalışarak, büyük bir emek vererek oluşturdular. Rojava tarımdan, hayvancılığa, petrolden su kaynaklarına kadar her alanda başarılı oldu, kazanımlarını halkla paylaşarak insanlığa, küçük ama verimli bir ülke imajını vermekle kalmadı, bunu kanıtladı: Tıp, mühendislik, kimya ve ziraat alanında çok önemli üniversiteleri hayata geçirdi. Dilini, komşu dillerini inkâr ederek değil, onlardan beslenerek ileri bir yere taşıdı, eğitim ağları kurdu; bilimsel ve edebi bir müfredat oluşturdu ki halen, Suriye’de böyle bir müfredat yoktur… Kültür sanat ve spor alanında da boş durmadı. Yerelde, halkla birlikte kent yönetimleriyle dikkat çekti. Kadınlara dönük, belki de dünyanın en büyük atılımları burada oldu: Kadın Devrimi.

Bu devrim bin bir emekle yoğruldu; köy ve kasabalarda örgütlenen kadınlar dünyada ilk kez kadın özerkliğini dile getirdi; eğitim, sağlık, ekonomi, öz savunma, adalet, diplomasi, yerel yönetimler, ekoloji, medya, kültür, sanat gibi yaşamın bütün alanlarını içine alan özgün ve özerk örgütlülüğüydü bu…

Şimdi, bir noktaya geldik, kanın durması herkesin istediği bir şeydir… Ancak mutabakat metninden emin olacak kadar saf değil kimse… Colani, 17 Ocak’ta anadil, eşit yurttaşlık gibi temel haklardan söz ediyor. Ancak hiçbir şey anayasal güvence altında değildir; hukuku daha oluşmamış bir ülke var. İmza atılmış, silahlar susmuştur ama Colani’nin Kürtlere karşı silahı bırakıp bırakmadığı belli değildir daha… Heseke’ye giriş yapan ve işaret parmaklarını ha bire gösterenler de devletin askeri değillerdir, kontrgerilladırlar. Her an ateşkesi bozacak bir şeyler yapabilirler… Kürtler provokasyona gelmemelidirler, çünkü kurban değiller, yarının mimarı, yarından sonrasının özgür ve eşit bireyleridirler…

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.