Barışa adanmış hayatlar
Lokman Ergün 3 Şubat 2026

Barışa adanmış hayatlar

“Bir insan ömrünü neye vermeli?” diye başlıyordu şarkı. Belki de bir insanın yaşadığı müddetçe kendisine en çok sorduğu veya sorması gereken muammayı anlatırken. 

Bu sorunun cevabını bulmuş ve ömrünü bu cevaba adamış altı insanın anıldığı bir etkinlik yapıldı geçtiğimiz cuma akşamı. CHP’nin Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı kapsamında Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Hrant Dink, Orhan Doğan, Tahir Elçi ve Sırrı Süreyya Önder’i anmak amacıyla aileler ve dostları bir araya geldi. Etkinliğe CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. 

Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya, filmleri ve şarkılarıyla hayatımı şekillendirmiş, çocukluğumun ve ilk gençliğimin rol modelleriydi. Yılmaz Güney’in yürüyüşü bile vücut dilimize sirayet etmiş, Ahmet Kaya’nın sesi ve şarkıları yüreğimizin çığlığına tekabül etmişti. Her ikisini de sürgünde yitirdik. 

Sonra bu ülkenin vicdanını temsil eden ve maalesef benzer süreçlerden geçerek, medya linçlerine, hedef göstermelerine maruz kalarak katledilen Hrant Dink ve Tahir Elçi naiflikleri ve acılarıyla hayatlarımıza aksetmişti. 

Bir de yürekleri, sırtlandıkları ağır yükün altında yorulmuş, güzel gülüşlü iki insanın, Orhan Doğan ve Sırrı Süreyya Önder’in kişisel hayatımdaki izdüşümleri. Orhan Doğan’ı kaybettiğimizde Van’da hastanenin önündeydim. Ve hayatının son on yılında yoldaşlık etmek onuruna nail olduğum Sırrı Süreyya Önder’i de bir hastanenin önünde umutla beklerken kaybetmiştim. 

“Barışa Adanmış Hayatlar” adıyla düzenlenen anmada Fatoş Güney, Gülten Kaya, Rakel Dink, Türkan Elçi, Ayşegül Doğan ve Ceren Önder hayat yoldaşlarını ve babalarını anlatan konuşmalar yaptılar. 

Yılmaz Güney’in evrensele uzanan sinema yolculuğundan, Ahmet Kaya’nın sesinin kendi anadiliyle buluşmasına, Tahir Elçi’nin insanı önceleyen hak ve hukuk mücadelesinin, insanlığın ortak mirasını savunurken nihayetlenen serencamından, Hrant Dink’in sevgiyi muştulayan bir Mezmur’a öykünen hayat hikâyesine, Orhan Doğan’ın bir halkın sancısını mecz ettiği gülüşüyle tamamlanan dik duruşuna ve Sırrı Süreyya Önder’in mücadeleyle damıtılmış bilgeliğinden söz etti sevdikleri. 

Sesleri duyulmayanların, ötekilerin, dili ve kimliği yokluğa mahkûm edilenlerin yanında durmak, cesaret belki de en çok asalet gerektiriyordu. Bu cesaretin ve asaletin ilk elden tanıkları, bize onu anlattılar. 

Sevdikleri hayatlarından hoyrat bir el tarafından kanatılarak koparılmış altı kadın, farklı cümleler ve farklı yaşanmışlıklarla bize neredeyse aynı kişiyi anlattılar. 

Bu toprakların kadim tarihinden süzülmüş bir hafızanın, bilgeliğin, diğerkâmlığın, tevazunun ve mutlak iyiliğin vücut bulduğu biriydi anlattıkları. Ve bizim bildiğimiz, sevdiğimiz kişiydi aynı zamanda.

Bizlere okumamızı önerdikleri kitapları okutmuşlar çocuklarına. Bizimle beraber yaşadıkları gibi yaşamışlar sevdikleriyle. İçimizi acıtan şeylere üzülmüşler hep birlikte. Ve o iflah olmaz umudun sarkacında paylaşmışlar sevinçlerini. 

Sanırım hayatım boyunca katıldığım en sessiz toplantı olmuştur o birkaç saat. Özlemenin ağır yükü, mahrum kaldıklarımızın ne olduğunu bilmenin hüznü ve onlara dair hatıralara sahip olmanın yüzümüze yansıyan buruk gülümsemesi asılıydı salonda. 

Bir de aklımızda dönüp duran o soru: “Bir insan ömrünü neye vermeli?”

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.