Kobani’de üç haftadır süren bir kuşatma var. Burada açıkça bir ölüm siyaseti yürütülüyor; burası açıkça siyasetin öldüğü bir yeri anlatıyor, burada hayat bitiyor, insan bitiyor, insani bir felaket var. Burada bir olay yoktur, sürekli oynanan bir oyun, kurulan bir tezgah var. Bu kentte 5 çocuk soğuktan öldü. Burada elektrik yok, su yok, temel ihtiyaç malzemeleri bitmek üzeredir… Bu şehirde ölen, soğukla öldürülen çocukların amcaları, dayıları, teyzeleri Urfa’da yaşar. Silahlar susmuş, bomba yok ama burada açlık ve soğuk var, dip dibe yaşıyor insanlar ve dahası, Rakka, Tabka ve Halep’ten silah zoruyla çıkartılan insanlar da buraya sığınmışlar; değil evler, camiler, okullar da dolmuşlar. Bu insanlar yoksul değiller, bu insanlar kördüğüm olmuş Colani sisteminin acımasızlığıyla kuşatılmışlar.
Birkaç gün önce buraya HTŞ militanları, bugünün bürokratları olarak geldiler, iyi dileklerde bulundular ama buraya bir koridor açılmadı daha; buranın ilişkisi dünyayla kesilmiş, Kürtler istese de, canları yansa da yardım edemiyor. Kobani, Urfa’ya yürüme mesafesinde, 2 saat 15 dakika. Ayrıca Urfa’dan, Suriye’ye açılan üç sınır kapası daha var: Akçakale açık, ama geçit yok; Ceylanpınar açık, ama geçit yok, Mürşitpınar var, o da 2016 yılından bu yana, sadece bayramlarda açık. Allah korkusu diye bir şey vardır, açlık ve soğukta düşman bile düşmanını kapıda bırakmaz. Binlerce yıllık insanlık dağılıyor, cinnet geçiriyor insanlar; tarih, bugün unutulacakmış gibi davranıyor. Ölüler unutur belki ama yaşayan insanlar nasıl unutacaktır? Ölen çocukların yası tutulamıyor. Nasıl bir zulüm bu, nasıl bir göz yumma…
AKP’nin Meclis’te mangal partileri yapan vekillerinin de bu açlık ve soğuk karşısında bir anda gardlarını aldılar, vicdanlarını körelttiler. İçlerinden biri, uzaktan uzağa tanıdığım biri Diyarbakır’dan kalkacak tır kamyonlarının AFAD üzeri gitmesini öneriyor. Bir Diyarbakır vekili, böyle bir şey önermemelidir, böyle bir zamanda partisini ve etiketlerini gerekirse bir yana bırakmalı, insani bir çabanın içersine girmelidir. İkincisi, bir Diyarbakır vekili böylesi bir zamanda “Suriye Hükümeti’yle görüşerek en kısa sürede yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştıralım” dememeli, dese de yutkunmalı. Vekilin Suriye hükümeti diye söz ettiği HTŞ militanları bile kendilerini “geçici” olarak tanımlıyor. Hükümet demek, hukuk demektir. Şu an bir hukuk yoktur, HTŞ’nin yağma siyaseti vardır ki buna ganimet diyorlar; onlara göre Kobani, işgal edilmiştir, burası da İslam devletine intikal etmiştir, beşte birini almaya da yemin etmişlerdir, bunda payları vardır, kendileri pay sahipleridir, gaziler! Bir Diyarbakır vekili, çocukları soğuğa terk edenlere gazi dememelidir, katil demelidir. Bir Diyarbakır vekili, gözlerini kapatsa bile kulaklarını açmalıdır; üstelik Rakka’da bunu aleni bir biçimde yaptılar. Rakka’dan DSG çekilince, devlet kurumlarına ait eşyalar çalındı, yağmalandı sonra sembolik olarak “hükümet” çağrı yaptı, çalınan/ yağmalanan mallar, geri verilsin ya da stadyumda bir yere bırakılsın diye. Bir not vardı: Bunu yapanlar af edilecek! Sayın vekiller, şu ana kadar ganimetten gözaltına alınan bir kişiyle ilgili yalandan bile olsa bir haber aldılar mı? Rakka’da Kürtlerin evlerine girildi, bu evler, talan edildi; köylere girildi, kışlıklar alındı, buğday alındı; Diyarbakır vekilleri dedelerinizin odasına dengbejler gelirdi, kuru ekmeğe ve bir gece gecesi ocak başında yatmaya kılamlar söylerlerdi, büyüklerinizi överlerdi; buğday, kadın göğsü demekti, sizin hükümet dediğiniz bu adamlar, buğdayı çaldı: cihadistler bir de çok sayıda video yayımladı, yaptıklarıyla gurur duydular, görmediniz, doğru, duymak diye bir şey de vardı, kulağınız sağır, kalbinizde mi sağırdı?
Diyarbakır vekili diyor ki, “Toplanan yardımlar Kızılay ve AFAD aracılığıyla teslim edilsin.”
Depremlerden AFAD’ı bilmeyen var mı? AFAD, güvenli bir kurum mu yoksa bir rant yeri mi? Vekillerin AFAD’ın özel hesap harcamalarından haberleri var mı? Örtülü fon Türkiye gündemine AFAD’la girmedi mi? AFAD’ın bir de, Suriye sicili yok mu; mültecilere para yerine alış veriş kartları veriliyor ve bu kartlar da bir tek BİM’lerde geçiyor. Diyarbakır vekili AFAD’ı adres gösteriyor, beğeniyor. Kim neyi biliyor ki? Bildiğim ölüm diye bir şey varsa haram yiyen kimseler yoksulların boğazlarından geçemeyeceklerdir…
Kobani’nin açlık ve soğuk günlerinde iki DEM Partili vekil, Dilan ve Adalet dikkatimi çektiler, ikisini de pek tanımam. Bu vekiller sınırda beklediler. Girişimlerde bulundular. Diyarbakır- Urfa arasında gidip geldiler. Diyarbakır’ın AKP’li vekili diyor ki, “bunlar şov yaptılar.” Nedenini de şöyle açıklıyor: “Mürşitpınar Sınır Kapısı henüz merkezi hükümete devredilmemiş… Devredilmediği halde Türkiye de facto olarak açma hakkına sahip değil. Şam hükümetiyle biz bu kadar hasat ve dostane bir ilişki yürütürken biz adamların sınır kapısını adamlara sormadan de facto açacağız, daha kendileri teslim almadan…”
İnsanlar eğitim durumlarıyla vurmak ayıptır. Ergenler gibi bilmediği kelimeleri kullanıp söz söylemek bugün için sadece ayıptır. Diyarbakır vekili bilmeden konuşuyor. HTŞ bir hükümet değildir, merkezi hükümet hiç değildir; hükümet, devletin yönetimidir ve şimdi, şu an HTŞ, cihadist gömleğini daha çıkartmamış bir parti kabilindedir. Ülke olarak da Suriye’nin doğru dürüst elçilikleri bile yoktur, aldığım kimi duyumlara göre AKP’li bir hukukçu vekil, onlara yeni bir anayasa yazmaktadır. Dahası Kürtlerle, Dürzilerle, Hıristiyanlarla daha anayasal bir zeminde buluşmamıştır.
Tut ki kabul ettik, Diyarbakır vekili kabul ettiği için kabul ettik… Vekilimiz “de facto” diyor, yani “uygulamada biz kapıyı açamayız” demek istiyor, yani kanuni bir şey yoktur… Durum bu ise niçin merkezi hükümet diyorsun? Merkezi hükümet varsa, sen de vekilsen, derdin kapıyı açmak olmalıdır. Diyarbakır vekilinin tek derdi sadece konuşmaktır… Yoksa, Mürşitpınar’dan olmasa bile Urfa’da iki kapı daha vardır; vekillerimiz birleşir Hakan Fidan’ı ararsa, bu kapıların üçü de bir saat içinde açılır; vekilimizin dediği Suriye hükümeti de hazır ola geçer. Colani, Şam valimiz değil mi zaten?




