MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, son grup toplantısında; ‘Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir’ ifadelerini kullanmıştı.
Yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nezahat Doğan’a konuşarak bu çıkışı şöyle değerlendirdi:
“Tabii Sayın Bahçeli’nin açıklamalarını değerli ve önemli buluyoruz. Ama pratikte atılmış hiçbir adım yok. Batı cephesinde hiçbir değişiklik yok! Bu nedenle toplumda gittikçe artan bir güvensizliğin oluştuğunu görüyoruz. Halkın kafasında “Bizi oyalayarak bu süreci bu şekilde bitirmeye çalışan bir zihniyet” olgusu ve tedirginlik var. Sayın Öcalan’ın başlattığı bu süreci Kürt halkı gerçekten sabırla ve dikkatle izliyor. Anlaşılıyor ki Türkiye, Suriye’deki gelişmelerden dolayı bu süreci ötelemeye, ertelemeye çalışan bir yaklaşım gösterdi. Şimdi Rojava’da bazı konularda uzlaşmalar oldu. Bundan sonra elbette ki bu sürecin hızlanması için, Şubat ve Mart sonuna kadar yasal düzenlemelerin, hukuki düzenlemelerin ortaya çıkması gerekiyor.”
Bahçeli’nin bu çıkışına rağmen kayyım politikasının sürdürülmesini ise Ahmet Türk, “Bu, kayyım politikasının yargıyla ilgisi yok. Cezası kesinleşmeyen hiçbir insan suçlu değildir. Bir masumiyet karinesi var. Şimdi hiçbirimizin cezası kesinleşmiş değil. Cezası kesinleşse de kayyım gelmez, meclis içinden bir arkadaş seçilir. Anti-demokratik bir uygulamayla halk iradesini ortadan kaldırmaya yönelik adımlar söz konusu. Sonuçta Kürtlerin kazanımlarını yok etmeye çalışan bir mantıkla hareket edildi ve bundan dolayı kayyumlar atandı” dedi.
“Kayyım politikası, özellikle Kürt bölgesinde ‘Kürt halkının iradesini tanımıyorum, siz ne yaparsanız yapın, karar verici benim’ mesajıdır” diyen Türk, “Diğer tarafta İstanbul’da da Adana’da da ve birçok yerde yine halk iradesiyle seçilmiş olan belediye başkanları tutuklandı. Bakın Zeydan Karalar yeni tahliye edildi. Bu uygulamalar da siyasi uygulamalar, yani bir gücü, bir siyaseti ortadan kaldırmaya ve halkın gözünde onları lekelemeye yönelik bir süreci başlattılar” diye konuştu.
Türkiye ve Suriye’deki gelişmeler
“Türkiye’de süreçle ilgili somut adım atılmaması Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı mı?” sorusuna Ahmet Türk, şu yanıtı verdi:
“Bana göre Suriye’deki süreci beklediler. Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışan bir anlayışa destek veren bir Türkiye var. Bir tarafta “Kürtler kardeşlerimizdir” diyorlar ama Suriye’deki Kürtlerin bütün kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik HTŞ ve diğer çetelerle adeta birlikte hareket eden bir Türkiye fotoğrafı önümüze çıktı.”
‘Suriye’de henüz hazırlanmış yeni bir anayasa yok’
Şam ile SDG arasında 30 Ocak’ta yapılan anlaşmayı da değerlendiren Ahmet Türk, “Şimdi Rojava’da bir uzlaşma sağlandı. Ve bunu yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirmek lazım. Suriye’de henüz hazırlanmış yeni bir anayasa yok. Hazırlanmış bir Meclis yok. Yerel yönetimlerle ilgili nasıl bir tablonun ortaya çıkacağı konusunda bir düzenleme yok; bütün bunlar beklentilerimiz. Tabii ki bu süreçte Kürt halkı gerçekten büyük bir direniş gösterdi, Rojava’ya sahip çıktı. Kürtlerin kolay bir lokma olmadığını görmeye başladılar bir yerde” diye konuştu.
“Kürtlerin Rojava’da kazanımları Ortadoğu’nun demokratikleşmesine çok önemli katkılar sunar” diyen Türk, şunları da ifade etti:
“Suriye çok kimlikli, çok kültürlü bir yapı. Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Aleviler ve Dürziler ve birçok kesimin bir arada, birlikte yaşadığı bir ülke. Bu ülke geçmişten bugüne kadar demokrasiye kavuşmuş değil. Şu andaki Şara yönetiminin de nereden geldiğini biliyoruz. Böyle bir anlayışın demokratik bir Suriye yaratması konusunda endişelerimiz var. Ama sonuçta uluslararası ilişkiler ve ulusların bu konudaki samimi yaklaşımı belki bazı konularda adımların atılmasına neden olabilir.”
‘Kürtlerin bazı kazanımları kalıcı olarak masaya gelebilir’
‘Kobanê halen kuşatma altında. İlacın kalmadığı, yardımların ulaşmadığı bir noktada. Diğer bölgelerde Haseke’den tutun Kamışlo’ya ve Cezire mıntıkasına kadar çetelerin oraya konuşlandırıldığını gördük. Şimdi böyle bir anlayışla çok doğru demokratik bir sistem oluşacak gibi bir beklenti bizi yanıltmasın. Orada da dikkatli olmak lazım. Kürtlerin mücadelesinde uluslararası ilişkiler ve gerçekten vicdanın öne çıktığı, sorumlulukla bu meseleye bakan bir anlayışla Kürt ve Arap çatışmasının önüne geçebilir. Kürtlerin bazı kazanımları kalıcı olarak masaya gelebilir diye düşünüyorum.”
Abdullah Öcalan’ın bugüne kadar her dönemde sorunları diyalog ile çözülmesinde ısrarlı olduğunu söyleyen Türk, şunları ifade etti:
“Sayın Öcalan bir Arap-Kürt çatışmasını ve Kürtlerin bir katliamla karşı karşıya kaldığını gördü. Sayın Öcalan geçmişten bugüne kadar her dönemde diyalogla, uzlaşı ile sorunların çözülmesi konusunda ısrarlı oldu. 27 Şubat’ta aslında Ortadoğu’daki gelişmeleri ve kaosu fark ederek halkların birbirini katletmesini engellemeye yönelik çok güçlü bir adım attı ve burada da demokratik toplumu esas alan bir yaklaşımı gösterdi. Demokratik toplum olmadan, demokratik cumhuriyet olmadan, demokrasi olmadan hiçbir sorunun çözülmeyeceğini söyledi. Dünyanın en iyi ideolojileri bile olsa, eğer içinde demokrasi olmazsa o ülke, o yapı çökmek zorundadır. Mesela Sovyetler’den örnek verdi, Çin’den örnek verdi. Real sosyalizmin nasıl çöktüğünü ifade etti.”
“İmralı Heyeti’nin açıklamalarına göre Abdullah Öcalan, Suriye’de çözümün diyalog ve mutabakatla sağlanması gerektiğini vurguladı. Bu mesajın Suriye sahasındaki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise Ahmet Türk şu yanıtı verdi:
“Elbette ki bundan daha fazlasını biz biliyoruz. Görüşme heyetlerine Rojava ile ilgili gereken mesajlarını iletti. Rojava’daki sürecin bu noktaya gelmesinde Sayın Öcalan’ın çok büyük etkisi ve katkısı oldu. Yani sadece Türkiye’deki gelişmelerle ilgili duruşuyla değil, Rojava’daki duruşuyla da yine ne kadar demokratik bir toplumu arzuladığını ve halkların kardeşliğine zarar vermeyecek bir sürecin başlaması konusundaki tavrını ortaya koydu. Rojava’da önemli müdahalelerde bulundu, mesajlarını gönderdi ve demokratik toplumun yaratılması konusunda onlardan uzlaşıcı bir tavır sergilemelerini istedi.”
‘Kürtleri aldatmaya yönelik bir anlayış olursa bu kimsenin lehine olmaz’
Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreçle ilgili Ahmet Türk, “Ortadoğu’da bir kaosun sürdüğü bir dönemde hem Suriye’de hem Irak’ta hem İran’da hem Türkiye’de birçok sorunun çözümlenemediği bir süreçte eğer bir oyalama politikası ile Kürtleri aldatmaya yönelik bir anlayış olursa bu kimsenin lehine olmaz. Ne Türkiye’nin ne Kürtlerin ne de diğer halkların lehine olur” ifadelerini kullandı.
‘Garantör ülkelerin olması lazım’
“Şimdi bu gibi süreçlerde önemli olan garantör ülkelerin ortaya çıkmasıdır” diyen Ahmet Türk, bunun önemi ise şu şekilde açıkladı:
“Bakın biz yıllar önce Oslo’da bir toplantı yapmıştık. Sırplarla Boşnaklar katliamlarının yaşandığı o dönemlerde izleme komitesinde yer alan bir profesör, ‘Bir ülkede izleme komisyonları, komiteleri oluşmadan bu süreçlerin doğru gitmesi çok zor’ demişti. Biz izleme komisyonu olarak oraya gittiğimizde başta iki taraf da bizi kabul etmedi, ‘İstemiyoruz’ dediler. Ama sonuçta belli bir noktaya geldiğinde iki taraf da ‘Aman aman şurada bir sıkıntı çıktı, lütfen müdahale edin’ demeye başladılar. Şimdi bu gibi süreçlerde önemli olan garantör ülkelerin ortaya çıkmasıdır. Bugün Fransa buna hazır olduğunu söylüyor ama anti-emperyalist ülkelerin garantör olarak devreye girmesi lazım. Mesela İsveç, Norveç gibi ülkeler, hatta Kanada gibi garantör ülkelerin olması lazım. İkincisi uluslararası bir izleme komisyonunun Suriye’de görevlendirilmesi gerekiyor. Böyle bir talepte bulunulması gerekir. O zaman bu sürecin nasıl gittiğini çok daha iyi anlarsınız.”
‘Kürtlerin uluslararası bir izleme komitesi talebinde bulunması lazım’
2013-2015’teki çözüm süreci dönemini de hatırlatan Ahmet Türk, ‘Önceki çözüm süreci çok iyi hatırlarsınız ki sonuçsuz kaldı. Kürtler ‘Erdoğan masayı devirdi’ dedi. Erdoğan ‘Kürtler yanaşmadı’ dedi. Ama bir izleme komitesi olsaydı, kimin masayı devirdiği çok açık bir şekilde ortaya çıkardı. Bu nedenle uluslararası ve halklar arasındaki görmek istemediğimiz çatışmalarda mutlaka bir izleme komitesinin oluşması lazım sürecin sağlıklı yürümesi için. Ortadoğu’yu kendisine biat ettirecek devletlerin dışındaki garantör ülkelerin ortaya çıkması lazım. Bence bu çok önemli. Kürtlerin uluslararası bir izleme komitesi talebinde bulunması lazım” diye konuştu.
‘Kongreden önce bir ulusal konferans yapılabilir’
Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda Kürtlerin birlik içinde hareket etmesinin önemine de dikkat çeken Ahmet Türk, “Bizi çok mutlu eden bir gelişme. Dört parça Kürtlerin ve siyasetçilerin Rojava’ya sahip çıkması çok önemli. Bir ulusal ruh, bir ulusal duygu ortaya çıktı. Tabii müdahalelerle karşı karşıya olduğumuz bir coğrafyada yaşıyoruz. Elbette Kürtlerin bir ulusal kongreye gitmesi lazım. Biz geçmişte de bunun için çok çabaladık. Hatta arkadaşlarla birlikte bir aya yakın Erbil’de kaldım. Bütün siyasi partilerle görüşmeler yaptık, belli bir noktaya getirdik ama sonuçta olmadı. Bunun nedeni, Federe Kürdistan üzerinde diğer ülkelerin baskılarıydı. Biz onu gördük” ifadelerini kullandı. Ahmet Türk şunları da söyledi:
“Kongreden önce bir ulusal konferans yapılabilir. Burada Kürtlerin bu süreçte izlemesi gereken politikaların üzerinde durmak lazım. İdeolojik olarak bütün siyasi partiler birbirinden farklı olabilir. Ama ulusal meselelerde herkesin ortaklaşabileceği bir nokta vardır. İşte bu noktalar üzerinde yoğunlaşmak lazım.”
‘Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açın’
Kobani kuşatmasına tepki gösteren Ahmet Türk, şunları vurguladı:
“Açıkçası kardeşlikten söz eden bir iktidarın, oradaki çocukların ölümünü, açlığı, ilaçsız olan hastaların durumunu görmezden gelmesi ve buna el uzatmayan bir anlayışına karşı toplumda ve hepimizde bir tepki var. Hani ‘kardeşlik projesi’ diyordunuz? Peki, bu çocukların ne günahı var? Sivil insanları niye böyle ölüme ve açlığa mahkûm ediyorsunuz? Kardeşseniz o zaman bu Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açın. Yardım TIR’ları Mürşitpınar Sınır Kapısı’na kadar gitti, oradan sokulmadı. Şimdi Diyarbakır ile Kobani arası 220-300 kilometre. Diyorlar ki; burada 1200 kilometrelik bir dönüş yapsın çetelerin içinden geçsin. Yani çeteler o giden TIR’lardan istedikleri malı alsın, öyle içi boş olarak göndersin. Şimdi bu kabul edilecek bir durum değil. Bu konuda daha ısrarcı olmalıyız. Partimizin görüşmeleri, benim de kapının açılması konusunda bazı siyasilerle diyalogum da oldu. Ama sonuç olarak bunu gündemden hiç düşürmemek lazım, gece gündüz.”
Ahmet Türk, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasını önemini ise şöyle anlattı:
“Direniş ne kadar güçlüyse Kobani’deki kapının açılması o kadar önemlidir. Bunun sağlanması konusunda gerçekten burada uyarıcı olmak ve gerekirse ‘Bu bizim kırmızı çizgimizdir’ demek lazım. Bu olmazsa tamamen bir güvensizliğin oluşacağı konusunda mesajların verilmesi lazım. Güzel açıklamalar oluyor, ama pratikte bir adım yok. Şimdi pratikte ilk öncelik Kobanê meselesidir, siyasi tutsaklar meselesidir, onların hakkı meselesidir. Kimliksel, kültürel bazı haklar konusundaki düzenlemelerdir. Bugün bunların hiçbirisi ortada yok. Bu kapının aralanmasını, yolun açılmasını önemsemek lazım. Pratik adımların bir an önce atılması konusunda duyarlı olmamız lazım. Bu konuda iktidarın ve hükümetin de bundan sonrası için ne düşündüğünü açık bir şekilde ortaya koyması lazım.”
‘Samimiyet testidir’
“Mürşitpınar Sınır Kapısı bir samimiyet testidir. Türkiye’nin bu samimiyet testinden geçmesi lazım. Bundan geçmediği takdirde Kürtlere asla güven vermeyeceklerdir. Nasıl Rojava bizim kırmızı çizgimiz ise Kobani’de Türkiye’nin bu kapıyı açmaması ve bu kardeşlik hukukunu doğru işletmemesi bizim kırmızı çizgimiz olarak öne çıkıyor. Bu kadar direnen halk Mürşitpınar Kapısı’nda da direnmeli diye düşünüyorum.”
‘Türkiye’de yürütülen sürecin henüz hiçbir meyvesini almış değiliz’
Kürt meselesinin kalıcı ve demokratik çözümüne dair atılması gereken adımlar hakkında ise Ahmet Türk şu ifadeleri kullandı:
“Zorluklarla dolu bir süreç. Dediğimiz gibi eğer insan bir demokrasiden nasibini almamışsa bu süreçleri hemen farklı bir noktaya taşıyabilirler. Tabiri caizse masayı her an devirebilirler. Başında da söyledik, halkın bu konuda rehavete kapılmaması ve dikkatle izlemesi gerekiyor Türkiye’de yürütülen sürecin ki henüz hiçbir meyvesini almış değiliz. Bu sürecin artık ete kemiğe bürünmesi ve bazı adımların atılması gerekiyor. Beklentiler geciktikçe toplumda bir tepki oluşuyor, hem bir güvensizlik oluşuyor. Bu güvensizlik ve tepki yarın farklı sorunlar yaratabilir. Bunun için hızlandırmak gerekiyor. Toplum artık nelerin yapılacağını görmek istiyor ve bu konuda her gün bize eleştirilerini getiriyor. 27 Şubat’ın üzerinden bir yıl geçti. “Bunlardan hiçbir şey çıkmaz. Bunlar samimi değil. Bunlar Kürtleri oyalıyor gibi” adeta bizi bombardımana tutan bir halkla karşı karşıyayız. Rojava konusunda da aynı şey. Şimdi Bakur’da demokratik bir gelecek için; adalet, eşitlik, demokratik bir toplumun yaratılması konusunda nasıl bir beklenti varsa Rojava’da da insanlar bu beklenti içinde.”



