Sınır kapılarının kilitleri cihadistlerde mi olacak?
Müslüm Yücel 9 Şubat 2026

Sınır kapılarının kilitleri cihadistlerde mi olacak?

Sınır, bütün dünya dillerinde aşağı yukarı aynı anlama gelir; Türkçe ve Kürtçe, sınıra serhat denir. Başka dillerde sınır komşu, sınırdaş, sırdaştır. Arapçada ise sınır, hudut anlamındadır; hudut, hadden geliyor: Haddini bildirmek, haddini bilmek.

Şu an Suriye sınırı boyunca Kürtlerle sırdaşlık, sınırdaşlık ve komşuluk ilişkisi kurulmuyor, şu an Kürtlere had bildiriliyor ve bu had, kardeşleri tarafından bildiriliyor… Kürtler seküler bir toplumdur ve sınırın evrensel yanını tutuyorlar; komşuluk, sırdaşlık üzerinden kendilerini tarif ediyorlar. Karşıt güçler, selefistler had üzerinden yola çıkıyor; had, uslandırmak, yola getirmek ve cezalandırmaktır. Kürtler sınırlarını biliyor, sırdaş ve komşuluk ilişkisinde kimse onlarla yarışacak düzeyde değildir; sınır, Kürtlerde kendilik algısıdır, kendisi olmaktır, özne olarak varlığını sürdürmektir; duygusal ve düşünsel sorumluluğu paylaşabilme kabiliyetidir. Bu net olmaktır. Had ise sınırı zorlar, komşuluğu, sırdaşlığı bitirir; iki de bir had bildiren bir kimse bencil ihtiyaçları için bütün sırları, bütün iyi komşuluk ilişkilerini bir kenara atar; bazen kibirli, bazen katil bile olur, öfkesi bilincidir, bilinci öfkesidir; eni sonu tükenir, tüketir; çünkü varlığını, karşısındakinin ihlali üzerine kurmuştur; bencildir, sevgiyi bilmez, saygısı yoktur. Kürtler, güvenlik içinde yaşamak ister; güvenlik uygarlıktır, burada yakınlıklar derinleşir, yüzeysellik diye bir şey kalmaz. Kürtlere şimdi, şu an yapılan şiddetin de ötesindedir; iki insanın kavgası şiddettir, iki insanın bir olması ve bir kişiyi dövmesi bencilliktir, lükstür; şimdi Suriye’de Kürtlere yapılan budur, ölüm bile aşağılanmaktadır, ölüye saygı diye bir şey kalmamıştır; katilin intikam hırsı bile onlarda hiçleşiyor, sırıtma halindeler ve bu halleriyle yalnız Kürtlere değil, insanlığa da acı veriyorlardır.

Türkiye’nin en uzun sınırı Suriye’yledir, toplam 911 km’dir ve bunun 700 km’lik kısmı mayınlıdır. Sürekli mayınların söküleceği ifade edilmiştir, ama bugüne kadar atılmış tek bir adım bile söz konusu değildir. Bulgaristan ile Türkiye; Türkiye ile Ermenistan (kısmen- 3’te 1) arasındaki mayınlı bölge temizlenirken, Suriye sınırı hala mayınlıdır: Barıştan sonra, barışı tanımayan tek güç mayındır sözü her fırsatta beni/ bizi can evimden yoklar. Bunun acısını da çok çekmişimdir. Urfa sınırında üçayaklı köpeklere, tek ayaklı adamlara çok rastladım, hepsi mayın kurbanıydılar. Kaçakçılar, âşıklar ve mahkûm gezenler bu sınırı aşmak zorundaydılar; belleğimde bunlarla ilgili onlarca şarkı, şiir ve hikâye vardır. Ağzında sinekler uçuşan genç adamların tel örgülere yapışmış cesetlerini anlatmanın sırası değildir. Bana iyi gelen tek şey belki de nenemin anlattığı Anter hikâyesidir, şimdi bu hikâye Yol filmi üzerinden dünyaya yayılmıştır: Hikâyenin kahramanı öküzü keser, derisine saklanır, fırtına diner, evine döner…

Türkiye- Suriye sınırının çizilmesinden sonra birçok aile ve aşiret bölünmüş, sınırdan geçen demiryolu ve mayınlı arazi akrabaların birbirine gidip gitmesini engellemiştir. Aileler ancak bayramlarda birbirlerini teller arasında görebilmiş, tellerden atılan yiyecek ve giyeceklerle bayramlarını kutlayabilmişlerdir. Tellerden atılan hediyeler de askeri izine bağlıdır. Bayram da sevinç, yerini acıya bırakır; tarihe ve edebiyata girsem buradan çıkmam imkânsızdır, özetle sınır, sınır değildir, işleyen bir haddi hep… Beni rahatlatansa, ulusları birbirinden ayıran teller değil, kültürlerdir fikridir… Şimdi Türkiye sınır üzerinden bir sınavdadır, hangi kültürü, hangi tarihi kendine seçecektir; Kürtlerin sorunu, sorusu budur, bu soru aynı zamanda Türkleredir; HTŞ komşunuz, sırdaş ve sınırdaşınız mı olacaktır?

II

Arap Baharı ve sonrasında IŞİD, sınırı kevgire dönüştürdü; Aralık 2011’den itibaren sınır boyunca sert çatışmalar yaşandı. Bunu, bir Türk uçağının düşürülmesi (Haziran 2012) izledi. IŞİD’le mücadele eden en önemli güç Kürtlerdi; saçlarının her bir teli bizim tapınağımız olan gencecik Kürt kızlarıydı, bunlar hamiyetli kimselerdi.  Türkiye’de ilk başlarda kardeş dediği Kürtleri destekledi; hatta Silah Müslim, Ankara’ya davet edildi; 2012- 2015 yılları arasında Ankara’nın nerdeyse tek muhatabı Müslüm’di. Kürtçe alfabe alıp Kürtçe öğreneceğim diyen Ahmet Davutoğlu’nun konuşması gerekir, onun başbakanlığı döneminde Ankara’da Rojava temsilciğinin açılması bile tartışıldı… Sonra bunlar, oy denilen çamurla, bir süre sonra toza döndü: 2015’te yapılan seçimlerde AKP’nin oyları düştü, HDP’nin oyları yükseldi, akabinde Temmuz 2015’te çözüm süreci çöktü; AKP, gözlerini sınıra dikti; sınır, yerini yeniden hadde bıraktı… CHP’de boş durmadı, Salih Müslim’in adını arananlar listesine eklenmesini istedi; Müslim’de ağırlanan biri değildi artık, teröristti: Bildik bir dizgeydi bu; seçim öncesi Kürtler kardeşti, sırdaş, sınırdaş, seçim sonrasında terörist. Sınır hareketlendi; 2016’da 837 kilometre uzunluğunda, 4 metre yüksekliğinde bir duvar örüldü ve bu duvar 2021’de tamamlandı.

Aynı yıl, 2016 yılından itibaren selefi/cihatçı pek çok örgüt bir araya geldi: HTŞ örgütlerin çatısı oldu.  HTŞ, El Kaide ve IŞİD’in içinden çıkmıştı. Hatta liderleri, seyrek bıyık, uzun sakalla, tip olarak Usame bin Ladin’e benziyordu. Esed döneminde ordudan atılan altı subay ve muhalif kesimlerin bir araya gelmesinden oluşan, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu’da (ÖSO) hareketleniyordu, adını Suriyeli Muhalif Guruplar olarak değiştiriyordu. Ardı sıra harekâtlar başlıyordu: Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Bahar Kalkanı…

Harekâtlardan ilki olan Fırat Kalkanı’yla IŞİD’in yönettiği Cereblus ve El Bab arasındaki bölgeye girildi. Böylece adından da anlaşılacağı gibi bir kalkan oluşturuldu. Amaç, Efrin’de olan özerk yapıyı dağıtmaktı. Türkiye’nin BM Genel Kurulu’na anlattığı plana göre buralarda 5 bin nüfuslu 140 köy, 30 bin nüfuslu ilçeler inşa edilecekti. Buralarda toplam 850 bin insan yaşıyordu.

Efrin, Kürt Dağı olarak bilinir, kentin 360 köyü vardı, bu köylerden 26’sı Ezidi köyleriydi. Kentin yüzde 90’ı Kürt’tü, geriye kalan Hıristiyan, çok az da Türkmen ve Arap vardı. Şehba bölgesinde ise 134 Kürt köyü vardı; bunlar, 13’üncü yüzyıldan itibaren buraya yerleşmişlerdi.

Rojava halklar kapısıydı; çoğunluğu Kürt’tü ama yıllardan beridir Süryani, Ermeni, Çerkes, Çeçen, Türkmen ve Araplarla birlikte yaşıyordu, burada herkesle sırdaş ve komşuydu.

Cihatçı guruplar 2016’dan itibaren bazen birbirleriyle çatıştı, bazen bir araya geldiler. Eni sonu HTŞ ve ÖSO bir araya geldi. Esed Dönemi (2024) kapandı. Artık iktidar HTŞ’nin idi… HTŞ’nin yönetimini kabul eden ilk devlet Türkiye oldu. Bu ilişki gizlenmedi. HTŞ yönetimi ele geçirir geçirmez pek çok katliam yaptı, tehcirler başlattı: Aleviler, Dürziler, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, onlardan olmayan herkes düşmandı, mallarına ganimet gözüyle bakıldı… Şimdi sırada sınır vardı, sınırın sınır olmasını istemiyorlardı hiç, had bildirmek istiyorlardı.

III

Türkiye Suriye sınırı bereketlidir; eğer mayınlar temizlenirse üç Çukurova büyüklüğünde bir tarım arazisine eşittir; Urfa ve Mardin zenginliğinin ikiye katlandığını düşünmek bile insana hoş bir duygu verir. Diğer yandan Antep ve Hatay’la erişilmez bir Akdeniz boy verir; tatlı ve tuzlu burada birbirine karışır; Dicle Çayı, Hatay’dan Akdeniz’e ulaşır; Fırat ve Dicle, Suriye’den geçer… Doğanın verdiği bir kardeşlik vardır, selefistlerin eli değmediği zaman bu bölge yeryüzü cennetidir.

Türkiye’den Suriye’ye Antep, Urfa, Reyhanlı, Kilis ve Mardin üzerinden kara yolları vardır. Suriye ve Türkiye arasında, Güney Kürdistan’da dâhil edilince 14 sınır kapısı vardır. Kapılar çoğunlukla Kürtlerin köy ya da ilçeleri arasında kurulmuştur.

Bu kapılardan en çok dikkat çekeni Karkamış’tır; burası Kürt ve Barak karışımı bir köy idi; adından ötürü, burayı Gılgamış’la ananlar vardı. Kürtler “Gargameş” diyorlardı. Burası tarihi bir yerdir. Buradaki kabartmaların çoğu müzelere taşındı. Acı olan bir şey vardır ki burada daha pek çok kabartma mayın yüzünden gün yüzünü çıkmamıştır, bölge de zaten askeri bölge olarak tanımlanmıştır. Karkamış Kapısı, harekâtlarla paralel, 2018’de açıldı. Kapının açılma nedeni Cerablus’tu. IŞİD, bölgeden çıkarılınca, Cereblus üzerinden ticaret gelişti. Açık olan bu kapı, Türkiye’nin Suriye üzerinden şu an faal olan tek kapıdır…

İkinci önemli kapı Yayladağ’dır, buradan Keseb’e açılır. Keseb yeşilliktir, denize yakındır; tarıma elverişlidir. Halep ve Şam’ın zenginleri buraya tatile gelirdi. Keseb, eskiden beri bir Ermeni kasabasıydı. Tehcirin (1914) yoğun yaşandığı yerlerdendir; Ermeniler, bir yandan Türk, diğer yandan Fransız ordusu arasında (1922) kalmıştır. Keseb, IŞİD’in bölgeye hâkim olmasıyla bir kez daha tehcir ve kıyıma uğradı, ilçenin tamamı Lazkiye’ye sığındı ve bir daha da geri dönemediler. Malları yağmalandı, mülkleri ganimet olarak pay edildi. Kimin kime pay ettiği de gözlerimizin önündedir.

Yayladağı kapısı 2013’te kapatıldı, 2024’te tekrar açıldı ve çoğunlukla Türkiye’ye gelen Arapların geri dönüşleri için kullanıldı.

Üçüncü kapı Cilvegözü’dür. Kapı, Bab el-Hav’a açılır. Bab el- Hav, iç savaş süresince Ahrar-uş Şam adlı selefist örgütün denetimindeydi; bu örgüt, 2015’te IŞİD’le koalisyon kurdu, şimdi Suriye Milli Ordusu’yla birliktedir. Türkiye’yle iyi ilişkileri vardır. Efrin’de etkilidir, Kürtlerin köylerine hem kendileri hem de Filistin’den göçenleri yerleştirdiler. Bu yüzden mi bilinmez Halep yağma ve tehcire uğrayınca kimi deyyus-u ekberler kına yakıp şarkılar söylediler, kutladılar.

Kilis’te iki önemli kapı vardır; Öncüpınar ve Çobanbey… Çobanbey eskidir, kara ve demir yolu vardır. Öncüpınar, ÖSO ve Türkiye tarafından denetlenen bir sınır kapısıdır; 2011’de kapatıldı. Sonra yine arada açılıp kapandı. Söz gelimi IŞİD ve ÖSO arasındaki çatışmalar sırasında bu kapı girişlere kapatıldı… Öncüpınar’ın karşı tarafı A’zezdir; A’zez Kürt, Arap ve az miktarda Türkmenlerden oluşur. Buradaki Türkmenler, IŞİD’e karşı bir süre “anonim asker” olarak Türkiye’de eğitildiler. Suriye Geçici Hükümeti’nin bir süre merkezi oldu.

Urfa’dan üç, Mardin’den iki kapı Suriye’ye açılır: Mürşitpınar, Kobani’ye; Akçakale,Tel Abyad’a,  Ceylanpınar, Resulayn’e açılır; Nusaybin’den Kamışlı; Şenyurt’ten Derbesiye…

Sınırı ve had’i yeniden hatırlatmak gerekli mi? Kapı, nereye ve kime açılacağımızı söyler. Türkiye, kime açılacak? Kardeşine mi, kardeşini öldürenlere mi? Kapıların denetimi HTŞ’nin eline verildiği gün mahremiyet diye bir şeyin kalmayacağı açıktır. Kobani, günlerdir soğukla, açlıkla imtihan ediliyor; Kürtlerin onuru ve gururu hiçe sayılıyor. Fuzuli’nin Kerbela’sının kış versiyonudur bu: Yanı başlarında Fırat akıyor ama susuzlar, yanı başlarında Baziki ovası var ama aç ve üşüyorlar… Fuzuli’den bağlarsam, kapı masumiyet sahasıdır: “Kanda olsan kapı levhi tek gözet ismet yolun/ Açma göz dîvarlardan her eve revzen kimi” (Nerde olursan ol, kapı levhası gibi masumiyet yolunu gözet/ duvarda pencere gibi göz açtırma…”

Not: Sınırla ilgili yazıdan dolayı değerli önerileri için Eyüp Burç’a teşekkür ederim

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.