Uluslararası hukuk sistemi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nden bu yana, normatif bir krizin pençesindedir. Bu krizin ontolojik temeli, modern devletin “egemenlik” (sovereignty) iddiası ile evrensel insan hakları hukukunun (jus cogens) koruma yükümlülüğü arasındaki uzlaşmaz çelişkiye dayanır[1]. Devletler, kendi sınırları dahilindeki etnik, dini veya ulusal gruplara yönelik asimilasyonist politikalarını, “iç hukuk meselesi” (domestic jurisdiction) zırhı ardına gizleyerek uluslararası denetimden bağışık tutmayı başarmıştır. Ancak Avustralya’nın Victoria eyaletinde faaliyet yürüten Yoorrook Adalet Komisyonu’nun (Yoorrook Justice Commission) Temmuz 2025 tarihinde yayımladığı nihai rapor ve buna istinaden alınan karar, bu dokunulmazlık zırhında epistemolojik ve hukuki bir kırılma yaratmıştır[2]. Bu karar, sömürgeci geçmişle yüzleşme ritüelinin ötesine geçerek; soykırım suçunun maddi (actus reus) ve manevi (mens rea) unsurlarının yorumlanmasında, yerleşik Batı hukuk doktrinine meydan okuyan devrimci bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Meselenin hukuki düğüm noktası, soykırım suçunun ispatında aranan “özel kast” (dolus specialis) eşiğidir. Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) ve diğer uluslararası ceza mekanizmaları, bir fiilin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için failin “grubu kısmen veya tamamen yok etme niyetini” şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamasını şart koşar[3]. Bu pozitivist yaklaşım, asimilasyonu zamana yayan, fiziksel imha yerine kültürel ve biyolojik transfer yöntemlerini kullanan modern devlet suçlarını “soykırım” tanımının dışında bırakmaktadır. Victoria Komisyonu’nun Temmuz 2025 kararı ise bu pozitivist dogmayı yapıbozuma uğratmıştır. Komisyon, sömürgeci pratikleri incelerken niyet unsurunu failin sübjektif beyanında değil; eylemlerin nesnel, istatistiksel ve yıkıcı sonuçlarında (inferred intent from pattern of conduct) aramıştır[4]. Devletin “niyetimiz korumak ve medenileştirmekti” şeklindeki savunması, ortaya çıkan “yapısal yıkım” tablosu karşısında hukuken geçersiz sayılmış; sonucun kendisi, suç kastının maddi delili olarak kabul edilmiştir.
Bu doktrinel dönüşüm, Kürt meselesinin uluslararası hukuktaki “statüsüzlük” haline doğrudan temas eden hayati bir emsaldir. Zira Victoria’da “insanlığa karşı suç” ve “soykırım süreci” olarak tescillenen idari pratikler ile Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde uygulanan politikalar arasında bir hukuki izomorfizm (structural isomorphism) mevcuttur diyebiliriz. Komisyonun raporunda, Aborjin çocukların ailelerinden koparılarak devlet kurumlarına yerleştirilmesi, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinin (e) bendi (Gruba mensup çocukların zorla bir başka gruba nakledilmesi) kapsamında değerlendirilmiştir[5]. Bu tespit, 1937–38 devlet şiddeti ve zorla iskân politikaları sonrasında Dersimli kız çocuklarının ailelerinden koparılarak Elâzığ Kız Enstitüsü’ne yerleştirilmesi pratiğiyle birlikte[6], Kürt illerindeki Köy Enstitüleri ile Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) sisteminin hukuki niteliğini tartışmaya açmaktadır[7]. Victoria içtihadına göre; bir neslin anadilinden, kültürel kodlarından ve aile bağlarından koparılarak devletin ideolojik aygıtlarına teslim edilmesi, bir eğitim politikası değil; grubun biyolojik devamlılığını hedef alan bir forcible transfer suçudur[8]. Burada belirleyici olan, devletin eğitimi yaygınlaştırma iddiası değil; uygulamanın sonucunda ortaya çıkan kültürel erozyon ve kimliksizleşmedir.
Benzer şekilde, Victoria Kararı’nın mülkiyet ve yönetim hakkı üzerine getirdiği yorum, “kendi kaderini tayin hakkı” (right to self-determination) bağlamında kritik öneme sahiptir. Komisyon, yerli halkın toprakları üzerindeki egemenlik yetkisinin idari kararlarla elinden alınmasını, sadece ekonomik bir kayıp olarak değil; grubun siyasi varlığını ortadan kaldırmaya dönük bir “kolektif imha” stratejisi olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşım, kendi kaderini tayin hakkının yalnızca kültürel değil, aynı zamanda siyasal ve yönetsel boyutunu da içerdiğini kabul eden uluslararası hukuk anlayışıyla örtüşmektedir[9].
Bu hukuki niteleme, Türkiye’de Kürt coğrafyasındaki “Kayyum Rejimi”nin[10] uluslararası hukuk nezdindeki karşılığını da tartışmaya açmaktadır. Seçilmiş yerel yönetimlerin, merkezi idarenin kararıyla (OHAL KHK’ları veya idari tasarruflar) işlevsizleştirilmesi ve yerel kaynakların gaspı[11]; Victoria doktrinine göre, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin (ICCPR) ihlalinin ötesinde[12], bir halkın “politik özne” olma vasfını hedef alan, kendi kaderini tayin hakkının içsel boyutunun sistematik biçimde daraltıldığı sömürgeci bir müdahaledir[13]. Karar, bu tür idari tasarrufların “kamu düzeni” gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını, zira eylemin özünün grubun kolektif iradesini yok etmeye odaklandığını hükme bağlamıştır.
Kararın uluslararası teamül hukuku (customary international law) açısından en çarpıcı boyutu ise “Kültürel Soykırım” (Cultural Genocide) kavramını yeniden hukuki literatüre dahil etmesidir. Bilindiği üzere, 1948 Sözleşmesi’nin hazırlık aşamasında Raphael Lemkin’in taslağında yer alan kültürel soykırım maddesi, sömürgeci devletlerin itirazıyla metinden çıkarılmıştı[14]. Ancak Victoria Komisyonu, Temmiz 2025 kararında; dilin yasaklanması, yer isimlerinin değiştirilmesi ve hafıza mekanlarının tahribini, fiziksel imhanın bir “ön hazırlığı” değil, bizatihi soykırımın kendisi olarak tanımlamıştır. Bu, “kültürel hakların” ihlalini, bireysel bir insan hakları sorunu olmaktan çıkarıp; jus cogens (emredici hukuk) normu olan soykırım yasağı kapsamına sokmaktadır. Kürtçenin kamusal alandan silinmesi, konserlerin yasaklanması ve coğrafi isimlerin değiştirilmesi gibi pratikler; bu yeni içtihat ışığında, artık devletin takdir yetkisindeki idari işlemler değil, uluslararası ceza hukukunun konusuna giren suç fiilleridir.
Temmuz 2025 tarihli Victoria/Yoorrook Kararı, uluslararası hukukun devlet-merkezli mimarisinde küçük bir düzeltme değil, yorum tekeli açısından ciddi bir yer değişimini işaret etmektedir. Karar, soykırım suçunun tespitinde “özel kast”ın yalnızca failin beyanına indirgenemeyeceğini; uzun süreli, kurumsallaşmış ve istatistiksel olarak ölçülebilir yıkım örüntülerinin de bu kastın nesnel göstergesi sayılabileceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, klasik uluslararası yargı içtihadının dar yorum çizgisinden bilinçli bir sapmadır.
Bu sapma, egemenliğin mutlak bir koruma kalkanı olmadığına dair teorik iddianın, yerel bir kamusal mekanizma tarafından fiilen uygulanmış hâlidir. Devletin kendi hukuk düzeni içinde, kendi tarihsel pratiğini jus cogens normları ışığında nitelendirmesi; egemenliğin sınırlarının dışarıdan değil, içeriden de aşılabileceğini göstermektedir. Bu durum, uluslararası hukukta uzun süredir tartışılan “erga omnes yükümlülükler” ile “iç hukuk yetkisi” arasındaki gerilimi yeni bir düzleme taşımaktadır.
Kürtler bağlamında meselenin önemi, herhangi bir siyasal talebin doğrulanmasından değil; hukuki kategorilerin yeniden tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Victoria Kararı, kültürel imha, zorla yerinde edilme, yönetsel tasfiye ve yapısal kriminalizasyon gibi pratiklerin, yalnızca insan hakları ihlali başlığı altında değil, soykırım normunun geniş yorum alanı içinde değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu, “terör”, “kamu düzeni” veya “idari tasarruf” olarak kodlanan uygulamaların, uluslararası hukuki nitelendirme bakımından, kolektif varlığın aşındırılması bağlamında tartışılabildiği, farklı bir kategoriye taşınabileceği anlamına gelir.
Victoria’nın metodolojisi, soykırımı tekil katliam anlarına indirgememekte; zamana yayılan, bürokratikleşmiş ve normatifleşmiş yıkım biçimlerini de hukuki inceleme konusu yapmaktadır. Bu yaklaşım Kürt meselesi açısından belirleyicidir. Çünkü Kürtlerin maruz kaldığı müdahaleler çoğu zaman tekil imha momentleri üzerinden değil; uzun süreli asimilasyon, nüfus mühendisliği ve yönetsel tasfiye örüntüleri üzerinden işlemektedir.
Bu nedenle Victoria Kararı’nın Kürtler için söylediği şey, geçmişte yaşananların otomatik olarak belirli bir suç kategorisine yerleştirilmesi değildir. Asıl mesele, uluslararası hukukun yorum alanının genişletilmesidir. Eğer özel kast, yalnızca failin beyanında değil, yıkımın sürekliliğinde aranacaksa; eğer kültürel imha fiziksel imhanın öncülü değil, onun bir parçası olarak görülecekse; eğer kendi kaderini tayin hakkının içsel boyutu idari müdahalelerle sistematik biçimde askıya alınabiliyorsa; o zaman Kürt meselesi de yalnızca insan hakları ihlalleri toplamı olarak değil, kolonyal hukuk kategorisi içinde yeniden düşünülmek zorundadır.
Uluslararası hukukun krizi tam da burada görünür hale gelmektedir. Normlar mevcuttur; ancak normların uygulanma biçimi, devlet-merkezli dar yorumla sınırlandırılmaktadır. Victoria, bu sınırın sabit olmadığını göstermektedir. Tartışmanın ağırlık merkezi artık “olay”da değil, “örüntü”dedir. Tartışma da tam olarak burada başlamaktadır. Çünkü bu kayma, uluslararası hukukun gelecekteki nitelendirme pratiği açısından göz ardı edilemeyecek bir dönüşümü işaret etmektedir. Kürt meselesi de mevcut haliyle tam olarak bu örüntü tartışmasının merkezinde yer almaktadır.
[1] United Nations. (1948). Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide. United Nations Treaty Series. https://www.un.org/en/genocideprevention/documents/atrocity-crimes/Doc.1_Convention%20on%20the%20Prevention%20and%20Punishment%20of%20the%20Crime%20of%20Genocide.pdf (14.02.2026).
[2] Yoorrook Justice Commission. (2025). Yoorrook for Justice: Report into Victoria’s Child Protection and Criminal Justice Systems (Final Findings). State of Victoria. https://cdn.craft.cloud/06ad3276-b3d9-4912-bcbb-37795aade9a8/assets/documents/Yoorrook_OPR_Accessible_Print.pdf (14.02.2026).
[3] International Court of Justice (ICJ). (2007). Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide (Bosnia and Herzegovina v. Serbia and Montenegro), Judgment. ICJ Reports 2007. https://www.icj-cij.org/case/91 (14.02.2026).
[4] Short, D. (2010). Cultural Genocide and Indigenous Peoples: A Sociological Approach. The International Journal of Human Rights, 14(6), 833-848. https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/13642987.2010.512126 (14.02.2026).
[5] Australian Human Rights Commission. (1997). Bringing Them Home: Report of the National Inquiry into the Separation of Aboriginal and Torres Strait Islander Children from Their Families. https://humanrights.gov.au/our-work/bringing-them-home-report-1997 (14.02.2026).
[6] Türkyılmaz, Z. (2016). Maternal Colonialism and Turkish Woman’s Burden in Dersim: Educating the “Mountain Flowers” of Dersim. Journal of Women’s History, 28(3), 162–186.
[7] Arslan, Serhat (2015). Asimilasyon ve İskân Politikaları Bağlamında Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO). MSGSÜ Sosyal Bilimler, 12, 139-151. https://izlik.org/JA54HR97ES
[8] Lemkin, R. (1944). Axis Rule in Occupied Europe. Washington, DC: Carnegie Endowment for International Peace.
[9] United Nations. (1966). International Covenant on Civil and Political Rights. United Nations Treaty Series, 999, 171. Ve ayrıca : Human Rights Committee. (1984). General Comment No. 12: Article 1 (Right to self-determination). United Nations.
[10] Tutkal, S. (2022). Trustees Instead of Elected Mayors: Authoritarian Neoliberalism and the Removal of Kurdish Mayors in Turkey. Nationalities Papers, 50(6), 1164–1186. doi:10.1017/nps.2021.42
[11] European Commission for Democracy through Law (Venice Commission). (2016). Opinion on emergency decree laws Nos. 667-676 adopted following the failed coup of 15 July 2016 (Opinion No. 865/2016). Council of Europe. https://www.coe.int/en/web/venice-commission/-/opinion-865 (14.02.2026)
[12] Bu konuyla ilgili ayrıca şu kararlar da incelenebilir: International Court of Justice. (1995). East Timor (Portugal v. Australia), Judgment. ICJ Reports 1995. Ve ayrıca bakınız: International Court of Justice. (2004). Legal Consequences of the Construction of a Wall in the Occupied Palestinian Territory, Advisory Opinion. ICJ Reports 2004.
[13] United Nations General Assembly. (1966). International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR). Treaty Series, 999, 171. https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/international-covenant-civil-and-political-rights (14.02.2026).
[14] Lemkin, R. (1944). Axis Rule in Occupied Europe: Laws of Occupation, Analysis of Government, Proposals for Redress. Carnegie Endowment for International Peace. http://www.preventgenocide.org/lemkin/AxisRule1944-1.htm (14.02.2026).




