• Ana Sayfa
  • Manşet
  • DEM Partili üyeler komisyonda konuştu: Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır

DEM Partili üyeler komisyonda konuştu: Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, “‘Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır’ diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği ‘terör örgütü’ kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.

DEM Partili üyeler komisyonda konuştu: Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır
DEM Partili üyeler komisyonda konuştu: Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 18 Şubat 2026 13:35
  • Güncellenme: 18 Şubat 2026 13:36

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı. Toplantıda, ortak raporun oylanmasının ardından komisyonun görevi sona erecek. Toplantıda söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bir çok toplantı yaptı ve birçok toplantıda da burada toplumun çeşitli kesimlerinden birçok insan gelip görüş ve düşüncelerini ifade etti. Bu komisyon kurulurken aslında çok özel birkaç amaçla kurulmuştu. Onlardan birisi gerçekten aslında 1 Ekim 2025 tarihinde başlayan sürecin toplumsallaşması, geniş bir zeminde siyasal mutabakatla Meclis zemininde konuşulması ve en önemlisi de sürecin ihtiyacı olan yasal düzenlemelerin yine geniş bir siyasal mutabakatla burada tartışılarak bir tavsiye raporuyla da Genel Kurul’a ve Meclis’e gönderilmesiydi. Bu anlamıyla bu amaçlardan sonuncusunu bugün konuşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ve bu raporun da sürece en azından katkı koyan, sürecin önündeki engelleri kaldıran, sürecin genişlemesini derinleşmesini ve gerçek anlamında başarıya ulaşmasında önemli bir eşik olduğunu ifade etmek isterim. Yine bu komisyonun tabii ki çok önemli çalışmalarıyla beraber özellikle 24 Kasım tarihinde burada nitelikli çoğunluk oyuyla aldığı karar gereği İmralı Ada Hapishanesi’nde Sayın Öcalan’ı ziyaret etmiş olmasının da tarihi bir önemde olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

“Bundan sonra da bu sürece her türlü katkıyı sunmaya hazırız”

Bu anlamıyla bütün bu çalışmaların her birisi içinde bulunduğumuz süreçte pozitif adımlar, pozitif gelişmeler ve sürece katkı koyan çalışmalar olara da ele alınmalıdır. Bugüne kadar Komisyon çalışmalarında her bir siyasi partinin genel anlamda yapıcı, olumlu ve sürece katkı koyan yaklaşımlarını gerçek anlamda takdir ettiğimizi ve bu konuda da her bir siyasi partiye de ayrı ayrı teşekkür ettiğimizi de ifade etmek isterim. Ben çok uzatmayacağım çünkü partimizin görüşleri ayrıca ifade edilecek. Ama başından beri sürece katkı veren, irade ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı’na, yine MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye, 27 Şubat 2025 tarihinde barış ve demokratik toplum çağrısı yaparak süreçte çok önemli ve çok kritik bir eşiğin aşılmasını saplayan Sayın Öcalan’a, siyasi partilerin bütün liderlerine, bu komisyonda bulunan her bir milletvekili arkadşımıza ve bu süreçte çok ciddi emek veren Komisyon’un kuruluşunda da çalışmalarında da ciddi bir çabayı ortaya koyan zatıalinize partim adına teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Yine ilk günden beri Komisyon çalışmalarının büyük bir titizlikle takip eden basın emekçilerine de özel bir teşekkürü buradan borç biliyorum. Bütün bu sürecin gerçekten Kürt sorunun demokratik çözümüne katkı sunması temennsini ifade ederek bundan sonra da bu sürece her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu ifade ederek ben partimizin oluşturulan taslak rapora dair görüş, düşünce, eleştiri ve itirazını kayda geçmek üzere sözümüzü İstanbul Milletvekili ve Yazım Kurulu’nda yer alan arkadaşımız Cengiz Çiçek vekilimize bırakmak istiyorum.”

Cengiz Çiçek: “Sürecin gerektirdiği demokratik ve yapıcı yaklaşımdan taviz vermeyeceğimizi belirtiyoruz”

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, ortak rapor taslağına yönelik farklı görüşlerini bulunduğunu belirterek, taslağa yönelik şerhlerini açıkladı. Çiçek, şunları söyledi:

“Ortak rapor taslağını hazırlık sürecinde DEM Parti olarak ısrarla uzlaşma zeminini zorladığımızın, bunun için yapıcı bir rol üstlenmek konusunda özenli hareket ettiğimizin bilinmesini isteriz. Ortak rapor taslağının, özellikle sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ve ‘Demokratikleşme ile ilgili öneriler’ başlıklarında yol gösterici rolünü oynayacağına inanıyor; bu konuda demokratik geleceğe olan inancımızın bir gereği olarak elimizden gelen katkıyı sunacağımızın bilinmesini istiyoruz. Komisyon çalışmaları ve ortak rapor taslağı yazım sürecinde olduğu gibi bundan sonra da barış ve demokratik toplum sürecinde üstlendiğimiz tarihsel rolün sorumluluğuyla hareket edeceğimizi vurguluyor, sürecin gerektirdiği demokratik ve yapıcı yaklaşımdan taviz vermeyeceğimizi belirtiyoruz.

“Süreci Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlamaktayız”

Ancak tüm çabalarımıza rağmen ortak rapor taslağında yer alan kimi kavramlar ve yaklaşımlar hakkında farklı düşündüüğümüzü belirtmek isteriz. Farklı düşüncelerimizi, gerekçeleriyle birlikte paylaşmak istiyoruz. Bu çerçevede; Komisyon ortak rapor taslağında ‘Terörsüz Türkiye süreci’, ‘terör örgütü’, ‘terör belası’ gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz. Buna göre; sürecin adı konusunda Komisyon’a üye veren siyasal partiler arasında bir uzlaşı olmadığı için bu durumu gözetmeyen tek taraflı yaklaşımları doğru bulmadığımız gibi bu türden yaklaşımlar ortak rapor yazımına ve uzlaşı arayışına da denk düşmemektedir. DEM Parti olarak mevcut süreci, Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ olarak tanımlamaktayız. Anılan nedenlerle sürecin adının ortak rapor taslağında ‘Terörsüz Türkiye’ olarak ifade edilmesinin doğru olmadığını, bunun yerine TBMM bünyesinde kurulan Komisyon ismindeki gibi ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi’ süreci adıyla nitelendirilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

“Kürt meselesi ‘terör’ kavramı ile anılamaz”

Kürt meselesi ‘terör’ kavramı ile anılamaz. Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibariyle tek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla ‘terör’ diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir. Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük haklarının bütününü ve demokratikleşmeyi kapsar. 40 yılı aşkın süredir yaşanan çatışmalı sürecin bin bir emekle sonlandırılmasına çalışıldığı bu dönemde halen ezber yaklaşımlarda, eski tariflerde ısrar etmek, yaşanılan acılı dönemden gerekli dersleri çıkarmamış olmaktır. Rapor taslağının ilgili yerlerinde acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek, kabul edilebilir değildir. Ortak gelecek, acıları ortaklaştırmakla ve paylaşmakla mümkündür. Ülke insanına lazım gelen, ortak bir gelecek tahayyülü, ortak değerlerdir. Bu değerler ancak hakikatin kabulüyle mümkündür. Demokratik geleceğin inşasında ortak kavramlar, tanımlar ve yaklaşımlar geliştirmek önemlidir.

“‘Terör örgütü’ kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz”

Kürt halkı ve dostları, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesini ne terör olarak ne de örgütlü mücadelesini terör örgütü olarak tarifledi. On yıllar boyunca onca zulme, baskıya rağmen özgür ve eşit yaşam tutkusundan başka bir amacı olmayan Kürt halkı, bu tanımlamaları kabul etmedi. Rapor taslağında anıldığı üzere çatışma çözüm literatürüne gerçekten bir ‘Türkiye Modeli’ armağan edilmek isteniyorsa tüm halkların değerlerine saygılı olmakla yola çıkılmalıdır. Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalarla inşa edilemez; bilakis bu tarz yaklaşımlar, Komisyon dinlemelerinde de sıkça ifade edildiği üzere siyasal ve toplumsal sorunları yaratmaktadır. Bu vesileyle bir kez daha belirtmek isteriz ki, gerçek kardeşlik, halkların-inançların değerlerine eşit yaklaşmakla, ona eşit mesafelenmekle mümkündür. Ortak rapor taslağında yer verilen ‘Kürdün onurunun, Türkün gururunun korunması’ ancak bu eşit yaklaşımla söz konusu olacaktır. Tüm bu gerekçelerle ‘Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır’ diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği ‘terör örgütü’ kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Bu kapsamda; coğrafyamızda Türkler, Kürtler ve Araplarla birlikte birçok farklı etnisitelerin ve inanç gruplarının yaşadığını, halkların ve inançların arasındaki ilişkinin demokratik temelde kurulması gerektiğini düşünüyoruz.

“Sayın Öcalan, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir”

Kürt meselesini, çatışma zemininden uzaklaştırıp siyasi ve hukuki bir zemine çekmeye çalıştığımız bu dönemin baş mimarlarından, yürütücülerinden birisi olan Sayın Abdullah Öcalan’a yaklaşım da kritik önemdedir. Unutulmamalıdır ki, Sayın Öcalan, 1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir. Ayrıca son bir yılı aşkın süredir İmralı adasının elverişsiz koşullarında ilmek ilmek barışı örmeye çalışmaktadır. Tüm sorunları çözmek için olağanüstü bir çaba göstermektedir. Bu yönüyle sürecin enfekte olmaması için hem sorun çözücüdür hem de sürecin öncülerindendir. Lideri olduğu PKK’ye yaptığı çağrıyla alınan kararlar, atılan adımlar ve son olarak Rojava’daki kriz esnasında geliştirdiği çözümle siyasal, örgütsel, toplumsal gücünü göstermiştir. Tarihsel birikimi ve tecrübesi, tereddütsüz demokratik cumhuriyet çabası itibarıyla de kurucu siyasal aktörlerden birisi olan Sayın Öcalan’ın ve mücadelesinin taslak raporda ısrarla ‘terör’, ‘terör örgütü’ gibi kavramlarla birlikte tanımlanmasını, sürecin hukuku ve gereklilikleri noktasında doğru bulmamaktayız.

“Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda”

Komisyon ortak rapor taslağının ‘Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler’ başlığı altında ‘Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez’ hakların başta anadili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz. Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; ortak rapor dili, tek taraflı bir dil olmamalıdır. Birçok kesimde farklı travmatik etkiler yaratan birçok kavram yeniden değerlendirilmelidir. Metnin ruhuna, sahici ve toplumsal vicdana hitap eden bir dil yerleştirilmelidir. Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır.” (ANKA)