21 Şubat “Uluslararası Anadil Günü” dolayısıyla Türkiye’de anadilde eğitime ilişkin tartışmalar ve talepler bir kez daha gündeme taşındı.
Mezopotamya Ajansı’nın İstanbul’un Beyoğlu, Eminönü ve Hacıahmet mahallelerinde mikrofon uzattığı yurttaşlar, dilin yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda kimliğin taşıyıcısı olduğunu dile getirdi.
Yurttaşlar, anadilde konuşma ve öğrenme hakkının temel bir hak olduğunu belirtirken, özellikle Kürtçe başta olmak üzere farklı dillerin eğitim sistemi içinde yer bulması gerektiğini vurguladı. Yurttaşlar, anadilde eğitimin hem dilin korunması hem de toplumsal eşitliğin güçlenmesi açısından önemli olduğuna dikkat çekti.
‘Dil kimliğin parçasıdır’
Hacıahmet Mahallesi’nde yaşayan Ronahi Acar (29), Kürtçe konuştukları için zaman zaman ötekileştirildiklerini söyledi. Acar, şunları söyledi:
“Dilimiz Kürtçe, biz de dilimizi rahatça konuşmak istiyoruz. Türkiye’deki Kürtlerin çocuklarıyla çok fazla Kürtçe konuşmaması büyük bir sorun. Kürtler kendi dilini konuşmaya devam etsin ki hakkımız olanı alabilelim. Ben çocuklarıma Kürtçeyi öğretiyorum; herkesin de öğrenmesini ve Kürtçe eğitim veren okulların olmasını istiyorum. Kendimden örnek vereyim. Yolda yürürken Kürtçe konuştuğum için bir kişi rahatça bana sataşma hakkını kendinde görebiliyor. Öldürseler de dilimi konuşmaya devam edeceğim. Dilimizi konuştuğumuz zaman her şeyi elde ederiz. Çünkü dil sadece bir iletişim aracı değil, bir kimliktir; dünyadaki varlığımızı onunla gösterebiliriz. Herkes anadilini konuşmalı, biz de kendi anadilimizi özgürce konuşmak istiyoruz.”
‘Dilini unutan haklarını da unutur’
Beyoğlu’nda yaşayan Şeyhmus İyicen (55), Kürtçenin kamusal alan dahil her yerde konuşulmasının önemine dikkat çekti.
Dilin geleceği için sürekli adım atılması gerektiğini belirten İyicen, “Dilini unutan insan, kendi haklarını da unutur. Bu sadece Kürt halkı için değil, bütün halklar için geçerlidir. Herkesin hakkına sahip çıkması gerekiyor. Dilimizin devamlılığı sürdürülmeli ki varlığımızı koruyabilelim” dedi.
‘Eğitim dili olmayan diller geriliyor’
Kürtçe konuşmanın halen zorlukları olduğunu belirten Şemdin Kavak (75), “Günümüzde eğitim dilinin insanlar üzerinde büyük bir etkisi var. Eğer bir dil eğitim dili değilse, insanlar zamanla o dili konuşmamaya başlıyor. Mesela biz Kürdüz, dilimiz Kürtçe ama eğitim dili olmadığı için bizim evde bile herkes Türkçe konuşuyor. Bu sadece bizim evimizle de sınırlı değil, bu ülkede tek resmi dil Türkçe olduğu için dışarı çıktığınızda herkes Türkçe konuşuyor. Bunun için dilimize sahip çıkmalıyız, kendi dilimizle konuşmalıyız ve birbirimiz için aynı hakları talep etmeliyiz. Anadilimiz olan Kürtçeyi bırakmamalıyız” diye konuştu.
‘Farklı dillerin olması zenginliktir’
Şerafettin Aydın (47), farklı dillerin toplumun zenginliği olduğunu vurgulayarak anadilini okulda da öğrenmek istediğini söyledi:
“Farklı dillerin olması bu ülkenin ve insanların zenginliğidir. Benim anadilim Kürtçe, dilimi okulda da öğrenmek isterim. Kendi ülkemizde Almanca, İngilizce var ama beraber yaşadıkları insanların dilini yasaklıyorlar. Dil çeşitliliği demek, daha çok özgürlük, demokrasi ve herkesin beraber yaşaması demektir. İnsanın özünü bırakmaması lazım. Beraber barış içinde yaşamak istiyorsak, anadilini konuşmak isteyen halkların haklarının kısıtlanmaması gerekiyor. Sen benim özgürlüğümü kısıtlarsan ben sana terk gözden bakarım. Bu ülkenin Ermenisi, Rumu, Yahudisi var, herkes anadilini her yerde öğrenmeli ve konuşmalı.”
‘Bir dilin yok olması bir asrın yok olmasıdır’
Farklı halkların kendi anadilini konuşmasının temel bir hak olduğunu vurgulayan Yaşar Aygil de diller üzerindeki yasakçı zihniyetin geride kaldığını ifade etti. Ailesinin Kürt olmasına rağmen kendisinin Kürtçe bilmemesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Aygil, anadilde eğitimin toplumsal ayrımcılığı önlemek için bir şart olduğunu belirtti. Herkesin bildiği dili özgürce konuşabilmesi gerektiğini vurgulayan Aygil, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin ve Sünnilerin aynı topraklar üzerinde ortak değerlerle bir arada yaşadığına dikkat çekti. Irkçılıktan duyduğu rahatsızlığı dile getiren Aygil, bir dilin yok olmasının bir asrın ve bir ülkenin kaybolması olduğunu ifade etti. Dillerin yaşatılmamasının kültürel bir yıkıma yol açacağını ifade eden Aygil, farklı diller konuşmanın bir düşmanlık gerekçesi olamayacağını ve bu tür ayrımları yapanların kültürel bir yoksunluk içinde olduğunu kaydetti. (MA)




