İnsan, dünyayı ilk kez annesinin ninnisinde, babasının hikayesinde ve memleketinin sesinde tanır. Anadili, sadece bir iletişim aracı değil; bir toplumun hafızası, ruhu ve dünyaya açılan en saf penceresidir.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) nun 1999 yılında ilan ettiği 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü, tam da bu eşsiz pencerelerin kapanmaması, aksine her bir sesin birer zenginlik olarak kabul edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Farklı dillerin bir arada yankılanması, bir ayrışma değil; insanlık ailesinin en büyük kültürel zenginliğidir.
Anadili, bir insanın dünyayı anlamlandırdığı ilk pencere, düşüncelerini ördüğü ilk doku ve kimliğinin en temel yapı taşıdır. Sadece bir iletişim aracı değil; bir hafıza, bir kültür aktarımı ve bireyin varoluşsal zeminidir.
Anadili, bir bireyin doğumundan itibaren ailesinden ve sosyal çevresinden doğal yollarla edindiği ilk dildir. Dilbilimsel açıdan bu süreç, sadece kelime ezberlemek değil, zihinsel bir şemanın oluşmasıdır. Bebeklik döneminde duyulan sesler, zamanla anlamlı birer sembole dönüşerek bireyin iç sesini oluşturur.
Anadili, bir insanın sadece konuştuğu dil değil; dünyayı algılama biçimi, hafızası ve kimliğidir. Anadilimiz, dünyayı nasıl algıladığımızı belirler. Ünlü dilbilimci Ludwig Wittgenstein’ın dediği gibi: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.”
Her dilin kendine has bir mantık silsilesi vardır. Bir dildeki kavram çeşitliliği, o dili konuşan toplumun nelere değer verdiğini gösterir.
İnsan, en derin korkularını, heyecanlarını ve rüyalarını genellikle anadilinde deneyimler. İkinci bir dil ne kadar iyi öğrenilirse öğrenilsin, anadilinin yarattığı o samimi ve köklü duygu dünyasına ulaşmak zordur.
Anadili, bir toplumun tarihini, atasözlerini, ninnilerini ve masallarını taşır. Dil kaybolduğunda, o halkın binlerce yıllık birikimi de sessizliğe gömülür.
***
Yapılan pedagojik araştırmalar, anadilinde eğitim alan çocukların akademik başarılarının ve özgüvenlerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çocuk, karmaşık konuları bildiği kavramlar üzerinden çok daha hızlı kavrar.Kendi diline hakim olan bireyler, yabancı dilleri öğrenirken daha sağlam bir temel üzerine inşa ederler.
Eğitimde anadilinin kabul görmesi, çocuğun toplumla ve eğitim sistemiyle kurduğu bağı güçlendirir.
Her toplum ve her insan için anadilinin ayrı bir önemi vardır. Anadili, dünyaya gözünü açışından itibaren kişinin bütün ruhsal ve duygusal dünyasının, bilgilerinin oluştuğu ortamdır. Başka bir deyişle; bir kişi birçok dil biliyor olabilir ama onun dünyayla ilişki kurmaya başladığı ilk döneminden itibaren kimlik gelişiminin, duygu ve zihin gelişim süreçlerinin temeli anadilidir. Yani kişinin anadili kendisi ve kimliği kadar hayati değerdedir.
Özetle insan nasıl kendi tarihinin bir ürünü ise ve kendi kültürünün geçmişten geleceğe uzanan bir bağlantısı ise, dil de tarihin ve geçmiş kültürün bir ürünüdür. Gerçekte, insan geçmişe ve kendisinden öncelere olan bağını ancak dili ile sağlayabilmektedir ve yine bugünü dili ile yaşamakta ve yaşatmakta, dili ile geleceği hazırlamaktadır. Bu yaklaşımla dil, dünü-bugüne-yarına bağlayan temel bir öğedir.
***
Türkiye’de anadili tartışması ve eğitimde anadil politikaları üzerine yapılan öneriler çoğunlukla ülkenin ikinci yoğun konuşulan dili olan Kürtçe üzerine yoğunlaşıp tartışılıyor.
Türkiye, çokdilli ve çokkültürlü bir ülke yapısına sahip olmasına rağmen dil ve kültür zenginliklerini yok sayarak bu konuda da tekçi politikasını sürdürüyor. Kürtçe üzerindeki kimi iyileştirmelere rağmen baskılar devam ediyor. Türkiye kuruluşundan itibaren yasaklama ve cezalandırma yolundan vazgeçmedi. Bu dilin serencamı cumhuriyetle yaşıttır.
Sosyal bilimciler ve dil bilimciler, dili bir kültürün içinde varlığını sürdürdüğü bir çevre olarak da yorumluyor. Bir insanın dil edimini nasıl kazandığı biyolojik ve felsefi bir soru olarak varlığını sürdürse de dil insanın en mahrem parçalarından biri olarak görülüyor. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre de herkes, anadiliyle eğitim-öğretim yapma, bu yolla anadilini öğrenme ve geliştirme, aynı zamanda anadiliyle eğitim, bilim, sanat ve yaratma özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptir.
Bir kültürü başka bir kültürün insanına empoze etmek, diğer bir deyişle asimilasyoncu politikalar izlemek artık günümüz insanının kabulleneceği bir durum olmamalıdır.
Her türlü kimliğin temel ve zorunlu öğesi dildir. “Dil-kimlik” ilişkisini ünlü tarihçi F. Braudel; “Kimlik eşittir dil” özdeşliği olarak kurar.
***
Her dil güzeldir, bir başka evrendir. “Öteki” dillerin zaman içinde gündelik kullanımdan düşmesini hedefleyen zihniyetler bu süreci hızlandırmak için eğitim kurumlarında bu dillerin kullanımını yasaklama yoluna giderler. Oysa her insanın anadilinde eğitim görmesi kadar doğal ve masumane bir hak düşünülemez. Kişi ya da topluluğun herhangi bir nedenle bu haktan mahrum edilmesi, doğrudan insanlığa yapılmış bir saldırıdır. Farklı kültüre dayalı bir kimliğin kendini ifade olanaklarının engellenmesi de doğadan bir rengin silinmesi anlamına gelir. Oysa değişik kültürler çokkültürlü bir yapılanmada birbirlerine karşılıklı olarak, yeni boyutlar, yeni nitelikler kazandırırlar. Bu sayede çağın ve yaşamın gereklerine uymayan, birlikte var olmayı zorlaştıran ve gelişmeyi önleyen öğelerin ayıklanması da kolaylaşır. Değişik kültürlere serbestçe gelişme imkânlarının sağlanması, demokratik bir birliktelik, ortak bir gelecek oluşturabilmelerini de pekiştirir.
Bağrında değişik kültürler barındıran toplumlarda demokratikleşme; bu farklı kültürlerin varlığının kabul edilmesi ve onlara gelişimlerini sürdürebilecekleri olanakların sağlanmasına bağlıdır.
Her yönüyle anadili hakkı hem bireysel hem de ait olunan topluluğun kollektif hakları kapsamındadır.
‘Dünya Anadili Günü’ tüm halklara kutlu olsun.
Roja Zimanê Dayikê ya Navneteweyî li hemû gelan pîroz be.




