Dünya üzerindeki çeşitliliği anlatabilmek için birçok referans kullanmak gerekir. Bir çiçeğin diğerinden farkını göstermek için rengine / kokusuna referans verilir, bir hayvanı tanımlamak için fiziksel özellikleri / sesi betimlenir. Peki doğanın anlamını referanslarla arayan insanlığın kendini anlamlandırmasının referansı nedir? Bir referans olarak anatomi, ipuçları sunabilir; ama anatomik özellikler “çeşitliliği” vermez, bilakis her insanın benzer işlev ve biçimlerde uzuvlara sahip olduğunu gösterir. Buna karşın anadili, sekiz milyarlık dünyada bir ulusun yerini tayin eden en ayırt edici referans olarak karşımıza çıkıyor. Öyleyse, anadili olmadan / tanınmadan / korunmadan çeşitliliğin bir zenginlik olarak anlatılması ancak ustaca kurgulanmış bir manipülasyon olabilir.
Ulus-devletler de 20’nci yüzyıl boyunca egemenlikleri altındaki halkları ustaca kurgulanmış hikayelerle manipüle ettiler. 21 Şubat Dünya Anadili Günü’ne ilham veren Bengalliler de yaklaşık 80 yıl önce Hindistan ve Pakistan arasında sıkıştıkları mengenede çoklu bir manipülasyona uğradılar. Coğrafyaları bölündüğünde sustular; Hindu inancına sahip Bengalliler bir tarafta, Müslüman olan Bengalliler ayrı bir tarafta kaldılar. Uzun yıllar tarihsel coğrafyalarında en yoksul halk olarak yaşadılar, adeta öz vatanlarında parya oldular. Yine sustular… Suskunluğu bozan şey, Pakistan’da 1950’de Bengal dilinin yasaklanıp Urducanın zorunlu dil yapılmasıydı. Ekonomik ve politik bir sinmenin hakim olduğu Bengal halkında bir anda ortaya çıkan refleks, anadilinin bir toplumdaki gücünü yansıtan muazzam bir örnektir. Sonrası malum; Bengal Dil Hareketi’ni kurdular, 21 Şubat 1952’de düzenlenen protestolarda onlarca kişi hayatını kaybetti.
Galler’de Anadili Uyanışı
Birleşik Krallık’ta (İngiltere) Galler halkı da asırlar boyu İngilizlerin manipülasyonlarına maruz kaldı. 16 ve 17’nci yüzyıllarda çıkarılan Birlik Yasaları, İngilizceyi Galler’de tahkim etme adımlarıydı. Sonraki yüzyıllarda “Birleşik krallığa” dönüşen dönemde de Galce kamusal alanının ve hukuk sisteminin dışında bırakıldı. Galli politikacı ve filozof Saunders Lewis de Birleşik Krallığı kastederek “Hükümete hakkını vermek gerekirse, Galler’i yönettiği yaklaşık dört yüzyıl boyunca, her türlü koşul değişikliğine, her türlü parlamenter yöntem ve yönetim aracı değişikliğine, her türlü toplumsal devrime rağmen, Galce dilini idari bir dil olarak ofis, mahkeme ve yasal yazılardan dışlama politikasından asla vazgeçmemiştir.” sözleriyle anlatır.
Tabii Lewis, en çok Gal halkının kendi dillerine karşı uyuşukluğundan şikayet eder; Sanayii Devriminin sıradan insanları dahi uyandırmasına rağmen Gallilerin aklına dilleri için bir şey yapmanın gelmediğini söyler. Çünkü Gal halkının asırlarca anadili politikaları karşısında susması, sadece İngilizlerin baskısıyla ilgili değil; Gallerlilerin, dillerini korumak gibi bir dertleri de yoktu. Bundan hayli şikayetçi olan Lewis, Şubat 1962 yılında BBC radyosuna çıkarak “the Fate of the Language (Dilin Kaderi)” başlıklı tarihi bir konuşma yaptı. Ona göre durum vahimdi; devletin tüm araçları da, zaman da Gal dilinin aleyhine işliyordu. Çünkü 1961 yılında açıklanan nüfus sayımına göre, 2,5 milyonluk nüfus içinde Galce konuşanların sayısı %36’dan %26’ya kadar düşmüştü
Lewis’e göre dil, özyönetimden de önemliydi; dilin olmadığı bir yerde özyönetimin dilin aleyhine dahi işleyebileceğini düşünerek “Durum umutsuz mu?” diye sordu ve dili canlandırmanın ancak devrimci bir dil anlayışıyla mümkün olduğunu söyledi. Lewis’in sarsıcı ifadeleri, Gal halkını adeta derin bir uykudan uyandırdı, çünkü onun konuşmasıyla halkın geleceğinin tehlikede olduğunu anladılar ve 1967 Galce Dil Yasası ile başlayıp 2011 yılına kadar süren bir anadili mücadelesinin de temellerini attılar. Yine 19’uncu yüzyılda Batı Slavlar da benzer bir süreçten geçtiler; Rusçaya karşı Latince ve Yunancanın eğitimdeki hegemonyasına karşı Rus bilimsel pedagojinin kurucusu C. Ouchinski adeta isyan ederek şunu söyler: “Halkın dili kaybolunca, halkın kendisi de artık yoktur. Bu nedenle, örneğin, yabancı işgalcilerin bütün şiddet ve zulümlerine maruz kalan batı Slavlar ancak, dillerine saldırı yapıldığını anlayınca, halklarının hayatının tehlikede olduğunu anladılar.”
Kürtlerin Anadili Israrı
Kürtlerin tarihsel serencamı da anadilin, en yaşamsal bir “alarm zili” olduğunu gösteriyor. Kürtçe (Kurmanci, Zazaki) özgür olduğu sürece Kürtlerin birlikte yaşadıkları halklarla uyumlu oldukları; hatta genel anlamda dilsel özürlüğü, siyasal otoriteden de daha çok önemsedikleri söylenebilir. Geride bıraktığımız son yüzyılda da “Kürt sorunu” denilen olgunun başlıca kaynağı negatif dil politikaları olmuştur. Kürtçe kelime başına kesilen cezalardan Diyarbakır Cezaevinde “Türkçe konuş, çok konuş” noktasına gelindiğinde ortaya çıkan dil içgüdüsünün etkisi de dikkate değerdir. Dolayısıyla Bengal ve Galler halkının tarihsel süreçlerinde olduğu gibi Kürtler açısından da “susma orucunu” bozan temel faktör, anadillerine yönelik engelleme ve yasaklar olmuştur.
Bugüne gelindiğinde resmi bir yasaktan bahsedemeyiz, dilin günlük hayatta engellendiği de söylenemez. Hatta Kürtçe seçmeli dersler ile Kürtçe televizyon yayınları noktasında önemli bir ilerleme de var. Buna karşın Kürtçenin Zazaki lehçesi hâlâ kırılgan bir konumdayken Kurmanci lehçesinin kuşaklar arası aktarımı ciddi bir tehdit altında. Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin (SAMER) Şubat 2026 saha araştırması da kuşaklar arası dil kopuşuna işaret ederken evinde dahi anadilini konuşmayanların oranının %42,9 bulduğunu, 0-5 yaş arası çocuklarda anadilini konuşamama oranının ise %24,4 olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla resmi veya fiili bir yasağın olmaması, tek başına anadilini korumaya ve geliştirmeye yetmediği görülüyor. Bu sebeple araştırmada anadilinde eğitim talebiyle ilgili soruya, daha önceki araştırmalarda görüldüğü üzere katılımcıların %98,7’si “evet” cevabını veriyor.
Varlık Anadiliyle Dolmalı
Gelinen aşamada Kürtlerin “ontolojik” açıdan tanınmasıyla ilgili bir kuşku yok elbette. Buna rağmen Kürtlerin halen “varlık” ve “Hiçlik” arasındaki ince çizgide yürüdüğü bir dönemden de geçiyoruz. Hegel’in yaklaşımı üzerinden belirtmek gerekirse; herhangi bir içerik ve belirlenim taşımayan bir kavramın hiçlikle eşdeğer olma ihtimalini de akılda tutmak gerek. Bu sebeple “Varlık” olarak tanımlanan şeyin bir anlama erişmesi, onun belirli nitelikler içeriyor olmasına bağlıdır. Bugün Kürtler açısından da “varlık” meselesinin belirlenim unsurlarından bir tanesi şüphesiz Kürtçedir. Kürtçenin varlığı doldurup anlamlandırması da anadilinin yasal bir güvenceye kavuşturularak okulda, pazarda, evde ve kamuda cisimleşmesiyle mümkündür. Aksi takdirde mevcut “Lingua Franca” hegemonyasında zaman daima yerel dillerin aleyhine işlemeye devam edecektir.
Bugün barış ve demokratik toplum süreci kapsamında Meclis’te hazırlanan rapora yönelik eleştirinin bir boyutu da Kürtçeyle ilgilidir. Buna rağmen Kürt meselesinin yasal ve hukuki bir zeminde tartışılmasının kapısını aralaması açısından raporu önemsemek gerekiyor. Raporda doğrudan tanımlamalardan kaçınıldığı görülse de asıl mesele bunun pratikteki yansımalarıdır. Özellikle anadili bağlamında düşündüğümüzde raporda geçen “Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlükler” ifadesini önemsiyorum. Çünkü bir halkın “doğuştan gelen ve vazgeçilmez hakları” denildiğinde genellikle inanç ve kimlik haklarının anlaşıldığını da unutmamak gerek. Galcenin durumuyla ilgili “Peki durum umutsuz mu?” dedikten sonra Saunders Lewis’in verdiği cevapla konuşacak olursak; “Elbette, umudumuzu kaybetmeye razı olursak öyle.”
İletişimin Ötesinde Anadili
Kürtler açısından anadili, daha doğrusu tüm halklar için, sadece bir iletişim aracı değildir. Çünkü sorun, bireylerin birbirileriyle ticaret yapmak için ihtiyaç duydukları bir araçtan bahsetmiyoruz. Eğer böyle olsaydı, şüphesiz ki dil, günlük yaşamla sınırlı kalması ve sadece bireyin yaşamını yansıtan bir unsur olması beklenirdi. Biliyoruz ki dil, toplumsaldır ve girişte da ifade ettiğimiz üzere çeşitliliğin başat referansıdır. Dolayısıyla “Herkes zaten Türkçe biliyor”, “Artık herkes İngilizce konuşuyor” ve “Anadilde eğitim olsa kimse seçmez” gibi yaklaşımlar, demokratik olmadığı kadar akla talebiyle çelişmektedir.
İngilizlerin Galler halkına bakışında da “herkes İngilizce konuşursa mahkemede kimse sorun yaşamaz” yaklaşımı hakimdi. Bu durum Lordlar Kamarası’nda tartışılmaya başlandığı sırada Galler kökenli avukat ve politikacı Viscount Sankey birçok Galli’nin İngilizce konuşabilmesine rağmen Galce düşündüğünü ifade ederek şöyle der: “Meclis’in birçok üyesi Fransızca’yı kolayca okur ve iyi konuşur; birçoğu mükemmel konuşur; ancak Fransızca olarak sorgulanmak ve çapraz sorguya çekilmek nasıl bir şey olurdu? Gergin ve mahcup tanıklar olmaz mıydık ve kendimize adaletli davranamaz mıydık? Muhtemelen İngilizce düşünür ve Fransızca cevap vermek zorunda kalırdık.”
Yeni Bir Tarz-ı Dil
Sonuç olarak anadili meselesine yepyeni bir bakış açısıyla yaklaşmanın zamanı gelmiştir. Sadece devletin değil, her halkın kendi anadiliyle ilgili yerleşik tutumunu gözden geçirmesi gerekiyor. Bugün Galce hükümetin de desteğiyle evde, toplumda, işyerinde benimsenerek yaklaşık 800 bin kişi tarafından konuşulurken kampanyalarla bunun 2050 yılında 1 milyona ulaşması amaçlanıyor. Peki Kürtçe (Kurmancca, Zazaca) için orta ve uzun vadede ortak bir hedef var mı? Standartlaşma çalışmaları ve kitap basımları başka bir şey, halkın Kürtçe konuşuyor olması ayrı bir şeydir. Bu sebeple dilin pazarı ve prestiji, yaşamın her alanında ona alan açılarak yaratılabilirse dilin revaçta olmasının yolu da açılabilir.
Bunun yanında icra makamının anadili için adım atması da artık çağın gereğidir. Fakat Kürtçe anadilinde eğitimle ilgili bir talep veya tartışmayı, Türkçenin statüsü üzerinden değerlendirmek, meseleyi çıkmaz sokağa sürüklemektir. Çünkü Kürtçeyle ilgili bir tartışma sadece Kürtçeyle ilgilidir. Türkçenin mevcut statüsü, eğitimdeki konumu bir tartışma konusu değil. Dolayısıyla dillerin birbirilerine rakip olarak gösterilmesi, sürekli karşı cephelere konumlandırılması kabul edilemez. Bilakis dillerin eşitlik çerçevesinde, devletin koruması altında bir arada yaşaması ve bir yurttaşın birden çok dili konuşacağı koşulların oluşturulması gerekiyor.




