Bir videodan fazlası

Der Spiegel’in kısa süre önce yayımladığı Kürt kadın savaşçıya ait kesilmiş örgülü saçın, hediye olarak sunulduğunu gösteren videoyu “kanıtlanabilir bir cinayetle bağlantısı olmayan, kadın düşmanı bir provokasyon” olarak niteleyerek temkinli olunması çağrısı yapan haberinin ardından, Rosa Burç ve Sham Jaff imzalı yeni analiz, tartışmayı tek bir görüntünün ötesine taşıyor. “Bir videodan fazlası” başlıklı yazı, Suriye’de Kürtlere ve özellikle kadınlara yönelik artan şiddetin, kolektif hafızada derin izler bırakan tarihsel baskı deneyimleriyle birleşerek neden böylesi güçlü bir korku ve tepki ürettiğini ortaya koyuyor.

Bir videodan fazlası
  • Yayınlanma: 27 Şubat 2026 07:52
  • Güncellenme: 27 Şubat 2026 10:29

Dr. Rosa Burç* ve Sham Jaff*, Der Spiegel için yazdı.

Geçici Şam Yönetimi Başkanı Ahmed Şara, yeni Suriye’de üniter bir devlet kurmayı ve “Rojava”daki özyönetimi sona erdirmeyi hedefliyor. Bu durum, birçok Kürt için baskıyla dolu bir geçmişin yeniden canlanması anlamına geliyor.

2022 yılında İran’da düzenlenen “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) protestoları sırasında, Jina Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından dünya çapında kadınlar dayanışma göstergesi olarak saçlarını kesmişti. Ahlak polisi, başörtüsünü “düzgün takmadığı” gerekçesiyle 22 yaşındaki Kürt kadını gözaltına almış, Amini ise gözaltına alındıktan birkaç gün sonra polis gözetiminde hayatını kaybetmişti.

Bugünlerde ise sosyal ağlarda yayılmaya başlayan 17 saniyelik bir video nedeniyle kadınlar bu kez dayanışma içinde saçlarını örüyor. Söz konusu videoda, bir adam kameraya kesilmiş bir saç örgüsü tutuyor. Arapça konuşan adam, saçın Kürt bir “yoldaş”a ait olduğunu söylüyor. Video, Suriye’deki pek çok Kürt’ün yanı sıra diasporadaki Kürtleri de dehşete düşürdü.

Bazıları ise videoya şüpheyle yaklaştı ve tekil görüntülerin abartılmaması gerektiği uyarısında bulundu; bunların arasında SPIEGEL de vardı. Görüntünün, öldürülen bir kadınla kanıtlanabilir bir bağlantısı olmayan “kadın düşmanı bir şaka” olduğu, hatta yakın zamana kadar kuzeydoğu Suriye’nin büyük bölümünü kontrol eden Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) dijital bir kampanyası olabileceği öne sürüldü. SPIEGEL’de yer alan makaleye göre amaç, Kürtlerin “ilkel korkularını” araçsallaştırarak, geçici başkan Ahmed Şara yönetimi altında “İslam Devleti”nin geri dönüşüne ve yeniden yükselen İslamcılığa karşı kendilerini uluslararası bir “kalkan” olarak sunmaktı.

Birden fazla video

Örgülü saç videosu, 20 Ocak’ta, kuzeydoğu Suriye’de Kürtlere yönelik saldırıların haftalardır arttığı bir dönemde yayımlandı. Bu videoyu tek başına ele alanlar, yaşananların bağlamını kaçırıyor. Çünkü saldırıları gösteren başka görüntüler de bulunuyor.

Kriz bölgesinden gelen tüm kayıtlar bağımsız biçimde doğrulanamıyor. Ancak Kürtlerin perspektifinden bakıldığında, bu görüntüler bilinen kalıpları çağrıştıran bir etki yaratıyor.

10 Ocak’ta Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde çekildiği belirtilen bir videoda, silahlı adamların hareketsiz bir kadını alay ederek bir binadan aşağı attıkları görülüyor. Kürt güvenlik güçleri, gelen raporlara göre failleri Suriyeli askerler olarak, öldürülen kişiyi ise “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerkliği – Rojava”ya bağlı bir Kürt savaşçı olarak teşhis etti.

Bir hafta sonra yeni görüntüler ortaya çıktı. Tabka’da Arap sakinlerin, özyönetim savaşçısını anan bir heykeli yıktığı görüldü. Heykel, 2017 yılında IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden bir kadına aitti. Diğer görüntülerde ise Arapça konuşan bir adamın arabasında iki kadın görülüyor; adam telefonda konuştuğu kişiye bu kadınları “hediye” olarak sunduğunu söylüyor. Kürt haber sitesi The Amargi, bu kadınları Kürt savaşçılar olarak tanımladı.

Bir başka videoda ise, muhtemelen SDG’ye ait eski bir ofiste kadın haklarına ilişkin belgelerin gösteriş yaparcasına yırtıldığı görülüyor. Şam’daki Suriye Savunma Bakanlığı, ocak ayının sonunda bu “ihlalleri” kabul ederek soruşturma başlatılacağını duyurdu.

Bir videodan fazlası

Kürtler arasında bu videoya verilen dünya çapındaki tepkiler, yalnızca söz konusu görüntülerle açıklanamaz. Bu tepkiler, geçmişteki şiddet düzenini tanıyan kolektif bir tarihsel hafızaya dayanıyor. Ortaya çıkan korku spekülatif değil, somut deneyimlerden besleniyor.

Kürt halkı ağırlıklı olarak Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşıyor. Irak’taki Kürdistan Bölgesi dışında hiçbir ülkede anayasal olarak tanınmıyor. Kürtler, özellikle 20. yüzyılda ulusal birlik ve egemenlik adına siyasi baskıya maruz kaldı; kendi kaderini tayin etme talepleri bugüne kadar karşılık bulmadı. Irak ve Suriye’de Pan-Arap milliyetçisi Baas rejimleri döneminde çok sayıda Kürt zorla Araplaştırıldı. Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimi altında 1988’de soykırımsal bir kimyasal saldırının hedefi oldular; Suriye’de ise 1962 yılında yüz binlerce Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı. Türkiye ve İran’da da Kürtler uzun süredir devlet baskısı altında yaşıyor, temel hakları kısıtlanıyor. Türkiye, yıllardır Rojava’daki Kürt özyönetimine karşı askeri operasyonlar yürütüyor.

2014 yılında IŞİD, Irak’a bağlı Şengal bölgesinde, büyük bölümü kendisini Kürt olarak tanımlayan Ezidilere yönelik bir soykırım gerçekleştirdi. Binlerce kadın cinsel şiddete ve köleleştirmeye maruz kaldı. Kürtlerin tarihinde şiddet ne istisnai ne de tesadüfi bir olgu. Anayasal güvence ve uluslararası tanınma olmadan devletin vaatleri bu bağlamda ikna edici bulunmuyor. “Kürt sorunu”, demokrasi, tanınma, siyasi katılım ve özyönetim meseleleriyle ayrılmaz biçimde bağlantılı.

10 Mart 2025’te Suriye geçici hükümeti ile SDG arasında imzalanan entegrasyon anlaşmasının, 7 Ocak 2026’da Halep’teki Kürt mahallelerinin askeri yasak bölge ilan edilmesi ve ardından gelen saldırılarla fiilen geçersiz hale gelmesi, Kürtlerin merkezi devlet projelerine ve verilen sözlere duyduğu güvensizliği daha da derinleştirdi.

Kürt sivillere yönelik etnik motivasyonlu saldırılar

Kadınlara ve azınlıklara yönelik şiddet görünür hale geldiğinde, toplumsal hafıza güçlü biçimde tetiklenir. Ocak ayının başında şiddetin tırmanmaya başladığı ilk günlerde, birkaç gün içinde Halep’te çok sayıda Kürt yurttaş öldürüldü. Kentten gelen videolar, Şeyh Maksud Kürt mahallesinde yaşayanların evlerini terk etmeye zorlanırken kasıtlı olarak aşağılandığını gösteriyor. Silahlı kişiler Kürtlere “domuz” diye hakaret ediyor. Bu ifade, İslamcı ve cihatçı çevrelerin Kürtleri “kirli” ve hak sahibi olmayan insanlar olarak yaftalamak için sıkça kullandığı bir tanımlama.

ABD ve Kanada merkezli insan hakları örgütü Community Peacemaker Teams (CPT), Rakka ile Haseke arasında Kürt bir ailenin infaz edildiği iddiasını raporladı. Dördü çocuk olmak üzere aynı aileden altı kişinin öldürüldüğü belirtiliyor. CPT’ye göre izleyen günlerde, aralarında 16 yaşındaki Farid Rabie Bakir ile işkence edilerek öldürüldüğü ifade edilen kuzeni Aya Izzat Siraj’ın da bulunduğu başka Kürtler de hayatını kaybetti. Rakka’da ise Afrin kökenli Kürt aşçı Masoud Rashid Mohammed’in darp edilip işkence gördükten sonra öldürüldüğü, başının kesildiği ve cesedinin ancak günler sonra bulunabildiği aktarılıyor.

Kadınlara yönelik şiddet

Örgü videosuna verilen güçlü tepkilerin ardında temel bir soru yatıyor: Esad sonrası nasıl bir Suriye ortaya çıkacak? Şu anda iki devlet modeli birbiriyle karşı karşıya. Bir yanda ulusal birlik, güçlü bir merkezi hükümet ve Arap-Sünni ve erkek egemenliğine dayanan bir model var. Diğer tarafta ise Rojava’da geliştirilen özyönetim modeli var: federal bir yapı, kadın ve erkek arasında kurumsallaşmış eşitlik ve tüm etnik grupların katılımı. Kuzeydoğudaki özyönetim kendisini hiçbir zaman bir ayrılık projesi olarak değil, her zaman Suriye’nin bir parçası olarak gördü. Bu model henüz gelişme aşamasında olsa da demokratik bir yeniden yapılanmayı hedefleyen bir modeldir.

Ocak ayında yaşanan askeri çatışma sadece büyük petrol yataklarının kontrolüyle ilgili değildi, aynı zamanda yeni Suriye için iki rakip vizyonla da ilgiliydi. Bir yanda yeni bir toplumsal sözleşmede yerini almak için mücadele eden eşit haklara sahip kadınlar, diğer yanda erkeğin vesayeti altına alınan ve devlet tarafından marjinalleştirilen kadın. Mücadele eden kadın, alternatif düzen modelinin belki de en görünür unsuru ve aynı zamanda Şam’daki merkezi hükümetin vizyonundan belki de en büyük farkı.
Tüm bu yaşananların Avrupa için de doğrudan sonuçları var. Almanya’da, Kürdistan coğrafyası dışındaki en büyük Kürt topluluğu yaşıyor. Suriye’deki gelişmeler doğrudan diasporaya yansıyor. Kürtler Almanya’da da sokağa çıkıyor; aynı zamanda sosyal medyada onlara yönelik nefret burada da yayılıyor.

AB kısa vadeli istikrar ve göç kontrolüne odaklanıyor. Merkezi hükümetin Halep’teki saldırısı sürerken AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Şara ile görüştü ve 620 milyon avroluk yardım sözü verdi. Aynı zamanda Almanya, 2026’daki süper seçim yılı göz önünde bulundurularak Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü zorluyor. Avusturya ve Belçika gibi diğer AB ülkeleri de bu yöndeki göç politikalarını hızlandırıyor.

30 Ocak’ta Suriye geçici hükümeti ve SDG kapsamlı bir ateşkes anlaşması imzaladı. Anlaşma, SDG ve Rojava’nın siyasi-idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörüyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bunu “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Bu sürecin nihai olarak nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Anlaşma, büyük baskı altında imzalandı ve şiddetin daha da tırmanmasını engelledi. Ancak Ocak ayı, şimdi siyasi olarak ele alınması gereken bir güven krizi bıraktı. Bu bağlamda, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetimin Dışişleri Bakanı Ilham Ahmed’in 2026 Münih Güvenlik Konferansı’na ilk kez birlikte katılmaları dikkat çekici. Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile birlikte, onların katılımı yeni bir diplomatik aşamanın sinyalini veriyor. Mesaj açık: Çatışma artık sadece askeri değil, giderek daha fazla siyasi olarak müzakere edilmektedir.

Washington’dan gelen beklenti baskısı da bu yönde. ABD Başkanı Donald Trump, 20 Şubat’ta, kendi ifadesiyle “aslında oraya atadığı” Şara’nın “olağanüstü bir iş çıkardığını” ve “şimdiye kadar Kürtlere karşı çok iyi davrandığını” açıkladı.

“Kadın, Yaşam, Özgürlük” hiçbir zaman sadece sembolik bir slogan olmadı. Bu slogan, Kürtlerin siyasi mobilizasyonundan doğdu ve somut bir talebi ifade ediyor: Bölgenin şiddet dolu tarihinden bilinçli olarak kurtulup eşitlik ve özgürlüğe dayalı bir toplum inşa etmek. Uzun vadeli istikrar düşüncesi burada başlıyor.

*Sham Jaff, 1989 doğumlu, serbest gazeteci olarak çalışmaktadır. 2014’ten bu yana az temsil edilen küresel perspektiflere odaklanan haftalık “What Happened Last Week” bültenini yazmaktadır.

*Dr. Rosa Burç, 1990 doğumlu, sosyolog ve şiddet araştırmacısıdır. Çatışma, milliyetçilik ve kolektif mobilizasyonun toplumsal koşulları üzerine düzenli olarak yayımlar yapmaktadır.