Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’te 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği kadın grup toplantısında konuştu.
DEM Parti Kadın Meclisi’nin hazırladığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tarihini ve Ortadoğu’da yürütülen kadın mücadelesini anlatan sinevizyon ile başlayan kadın grup toplantısında sloganlar atıldı.
Yaşamını yitiren, katledilen ve cezaevlerinde bulunan kadınların direnişlerine işaret eden Tülay Hatimoğulları, “Kadın mücadele tarihimizde simgeleşen değerli Clara Zetkin’i, Rosa Luxemburk’u ve Türkiye feminist hareketine büyük emekler veren sevgili Şirin Tekeli’yi, yakın zamanda kaybettiğimiz Şemsa Özarı ve Kürt özgürlük mücadelesinde zulme boyun eğmeyen, Sakine’yi, Seve’yi, Fatma’yı, Pakize’yi, Deniz Poyraz’ı ve yakın zamanda kaybettiğimiz yol arkadaşımız sevgili Dilan Karaman’ı ve onların şahsında yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla, minnetle anıyorum. İradeleri dört duvarı aşan, demir parmaklıkları aşan sevgili Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Ayşe Gökkan’a, Fatma Çelik’e, Tanya Kara’ya ve onların şahsında cezaevlerinde bedel ödeyen bütün siyasi kadın tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum” dedi.
‘Kadın ve çocukların bedenleri üzerindeki tahakküm’
Erkek egemenliğin ve kapitalist sistemin Epistein dosyaları ile ifşa olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, devamla şunları kaydetti:
“Bu dosya patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünü görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek düzenin suçlarını nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında Türkiye’de adı geçen bu kirli ağın içinde işbirliği yapan isimler hakkında hala bir soruşturma başlatılmış değildir. Bu utanç vericidir. Belgelerde adı geçenler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır.
Bizler bu kokuşmuş sistemin, bu kapitalist sistemin anlayışını yaşamımızın her alanında sıcağı sıcağına hissediyoruz. Bugün dünya adeta bir cihan savaşında. Rusya-Ukrayna savaşı, Afganistan-Pakistan savaşı, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi, İsrail’in devam eden Filistin işgali ve şimdi en son ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları. Bu savaşlar Emperyalist sistemin küresel ölçekte kendini yeniden dizayn etme savaşlarıdır. Ne yazık ki Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki otoriter rejimler ya emperyalist güçlerin bölge vekilliğini sürdürerek ya da otoriterliklerinde her anlamda ısrar ederek kendi halklarının ölümü pahasına bu savaşların bir parçası olmaya devam ediyor. ABD, İsrail, İran’la masada müzakereleri devam ettirirken İran’a saldırı gerçekleşti. Bu savaşın bölge tamamını sarma ihtimali son derece yüksek ve daha şimdiden Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerini sarmış durumda ve bölge adeta kanlı bir kaosa sürükleniyor. Bu saldırılarda İran’da bir kız okulu bombalandı. Hepiniz izlediniz, bombalanan bu okulda yaklaşık 170 kız çocuğu belki daha fazla katledildi. Yüzlercesi yaralı ve yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri ve yine erkeklerin başlatmış olduğu savaşların sonuçları. Bizler bu saldırıyı kadınlar olarak şiddetle kınıyoruz. Bu topraklarda çok kan aktı, çok kan döküldü, artık yeter.”‘
‘Çözüm savaşta değil demokratik İran’dadır’
“İsrail’in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz. İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi, kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil çözüm otoriter rejimde değil, çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır.”
DEM Parti Grup Toplantısı I Tülay Hatimoğulları konuşuyor:
🔸“İran’da Molla rejiminin kadınlara, işçilere, emekçilere ve halklara karşı baskıcı ve otoriter yaklaşımının net olarak karşısındayız”
🔸”Ancak çözüm emperyalist güçlerin İran’ı bombalamasında değildir; savaşın bölgeye… pic.twitter.com/8p8202XaEZ— İlke TV (@ilketvcomtr) March 3, 2026
“Savaşlar, sistemin erkek aklının işgalci, fetihçi, iktidarcı yaklaşımının sonucudur. Ancak en ağır bedelleri de savaşlarda biz kadınlar ödüyoruz. Göç eden, tacize ve tecavüze uğrayan kadınlar; göç yolunda insan kaçakçılarının ellerine düşen kadınlar ve çocuklar… Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz. Savaş, kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor. Bugün Şengal’de birçok kadın kazanımı söz konusu ve Şengal’e yönelik tehditler bunun en önemli göstergesidir. Yani savaşların, kadınların kazanımlarına saldırısının en önemli göstergesi. 74 fermanla yok edilemeyen, Êzidî kadınlar öncülüğünde Şengal’de inşa edilen özgür ve eşit yaşamın tehdit edilmesi ve hedef gösterilmesi, nasıl bir Ortadoğu istediklerinin apaçık göstergesidir.
Yine Rojava’ya dönük saldırılarla kadınların, kadın devriminin kazanımlarının hedef alınması da hiç tesadüf değildir. Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. O kesilen ve teşhir edilmek istenen saç örgüsü nerede, biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde. Bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu’da, Suriye’de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici, karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi. Bizler bugün, DEM Parti Kadın Meclisi olarak da bugünkü şalımızın ve sembolümüzün simgesi olan saç örgüsüdür. Saç örgüsü, burada o kadınların direnişidir. O kadınların direnişi, kadın örgütlerinde devam edecek.
Afganistan’da Taliban’ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi, kadına yönelik şiddeti yasal bir hale getirmeye çalışmaları da nasıl bir Ortadoğu istediklerinin bir diğer göstergesi. Boko Haram, El Nusra, El-Kaide ve uzantısı örgütlerin bölgede geliştirilmek istenen siyasal İslam çizgisinin kadınlar üzerindeki yarattığı baskının nasıl bir Ortadoğu ve nasıl bir yönetim şekli ortaya koymak istediklerinin en temel göstergesidir. Irak’ta 2003’ten beri kadın haklarını aktif olarak savunan Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nün Kurucusu Yenar Muhammed, Bağdat’ta katledildi. Yenar Muhammed; Irak’ta feodalizme, siyasal İslam’a ve emperyalizmin bölgedeki oyunlarına karşı kadın haklarını çok açık bir biçimde kararlılıkla savunmuş bir aktivisttir. Bir mücadele insanıdır, Şengal’de DAİŞ’in esir aldığı Êzidî kadınların sesi oldu. Yenar Muhammed’i öldüren karanlık zihniyeti şiddetle kınıyorum ve kendisini saygıyla, minnetle anıyorum.”
‘Bütün dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir parçasıyız’
“Bölgede ve dünyada kadınlar savaşa hayır diyor. Sudan Kadın Birliği, savaşa ve savaşlarda kadınlara karşı işlenen suçlara karşı tüm dünya kadın örgütlerine bir çağrı yaptı. Bizler de burada Sudanlı kadınların sesi oluyoruz. Onların çağrısının bütün dünyayı sarması için biz de mesajımızı hızlı bir şekilde veriyoruz. Şili, Arjantin, İran, Suriye, Rojava, Afganistan, Pakistan, Lübnan, Filistin… Bütün dünyadan yükselen kadın mücadelesinin sesidir. Bizler, bütün dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir parçasıyız. Ne mutlu ki bize, bütün dünyanın sahiplendiği ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesinin kurucu özneleri olduk. Ne mutlu bize ki ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının bütün dünyada yükselmesine vesile olduk.
Kadın emeğinin sömürülmesini, güvencesizleştirilmesini, yok sayılmasını, sistemin ve bu iktidarın bir vesikası olarak görüyoruz. ‘Kadın istihdamını artırıyoruz’ diyorlar; peki hangi kadın istihdamını artırıyorlar? Siz kadınlar, evlerinizde istihdamın yansımasını hissediyor musunuz? Siz kadınlar istihdam ediliyor musunuz? Tabii ki hayır. Kadınlar güvenceli iş bulamıyor, merdiven altı atölyelerde güvencesiz bir şekilde çalışmak zorunda kalıyor. Çocuk, hasta, yaşlı ve engelli bakımını kadınların omuzlarına yüklerken ev içi emek görünmez kılınıyor. İktidarın aile politikaları, kadınları kamusal alandan çekiyor. Evin içindeki yoksulluk ve kamusal yoksulluk, aile içi şiddete yol açıyor. Sonra ‘istihdam yarattık’ diyorlar. Kim inanır bu yalanlara? Biz inanmıyoruz. Bakın, engelli kadınlar bu eşitsizliklerin en ağırını yaşıyor. İstihdamdan eğitime, sosyal hayattan kamusal alanlara kadar her yerde görünmez kılınıyor.”
‘Kadına yönelik şiddet aile için mesele değildir’
“Nefret siyasetiyle erkek egemen düzen tahkim edilmeye çalışılıyor. Kadın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. İktidar, makul ve makbul görmediği yaşamlara karşı nefret rejimini sürdürürken, barıştan, özgürlüklerden ve demokrasiden söz edemez. Burada bir kez daha söylüyoruz; kadına yönelik şiddet bir aile içi mesele değildir. Toplumsaldır, kamusaldır, siyasaldır. Burada, ez cümle olarak söyleyeceğimiz şudur: Elinizi bedenimizden, kimliğimizden, yaşamlarımızdan, ruhumuzdan çekin.”
‘Eylemimizle tekrarımızı devam ettireceğiz’
“Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı tarihi çağrı olan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıldönümüydü. Bizler de bu vesileyle Ankara’da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın göndermiş olduğu çok önemli mesaj kamuoyuyla paylaşıldı. Sayın Öcalan mesajında, bir yıllık gelişmeleri özetleyerek bundan sonraki yeni aşamaya yani demokratik entegrasyon aşamasına vurgu yaptı. ‘Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar başlangıcı kadar önemlidir. Bu tespitten hareket ederek aslında tarih bir anın içinden geçtiğimizin altını çizdi. Demokratik entegrasyon aşaması için kendisinin ve örgütünün üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp bundan sonra yeni bir siyaset döneminin kapılarını araladığını, demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin açılması gerektiğinin altını önemle çizdi. Her defasında ifade ettik. Bizler farkındayız, çok tekrarlıyoruz ama tekrarlamaya devam edeceğiz. Sadece sözlerle tekrar etmeyeceğiz, aynı zamanda eylemimizle, mücadelemizle, bahsini ettiğimiz bütün bu talepler yerine gelene kadar da tekrarımızı, yaratıcılığımızı kullanarak ve gerekirse tekrarımızı bizler devam ettireceğiz.”
Mesela Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki; Kürt halkının talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek. Bütün Türkiye’nin demokratikleşmesine kapı aralayacak. Buradan bir kez daha şunların altını çiziyoruz; AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Kayyım atanan belediyelerin halka yani seçilmişlere yani kendi iradelerine iade edilmesi. Cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması. Bütün bunlar için bir yeni anayasa düzenlemeye gerek yok. Mevcut olan yasalar hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşmeli. Bu kararlar yerine getirilmeli. Sayın Öcalan’ın koşulları ve statüsünün yasal bir düzenleme ile tanınması ve hukuki bir güvenceye alınması. Bu sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalı, somut adım atılmadığı müddetçe de toplumun bu sürece inancında gittikçe zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var.”
‘Sorumluluk parlamentonun tamanındadır’
“Toplumda bu süreçle ilgili güven arttırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece Dem Parti’de değil. Bu parlamentonun ve toplumun tamamındadır. Devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir. Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz. Bu üç adımı biraz önce de ifade ettiğim için sadece Kürtler için değil, Türkiye halklarının tamamı içindir. Birincisi, Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukuku. Bunun güvencesinde yaşayabilir. Buna özgür yurttaş yasası da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa, özgür yurttaş yasası olarak tamamlanabilir. Ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir.”
‘Demokratik Türkiye’nin mühürü yerel demokrasidir’
“Yerel yönetimler güçlendiğinde, insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa’nın yerel yönetim özerklik şartı, bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye’nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır’ın değil; Trabzon’un, Tekirdağ’ın, Antalya’nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değildir; 21. yüzyıla yakışır çok temel bir haktır. Yeni bir sivil demokrasi toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı ve bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki; hem kalıcı bir barış tesis edilebilir, hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir. Biz kadınlar; barış ve demokratik toplum çağrısını son noktaya kadar destekliyoruz. Ve bu çağrının gereklilikleri için de çalışmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye de devam ediyoruz.”
8 Mart
“Bizler, onurlu barıştaki ısrarımız, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemiz, farklı cinsiyetlerin, dillerin, kimliklerin ve inançların bir arada eşit yurttaş olarak yaşaması için barış ve demokratik toplum inşacıları olarak bu çalışmaların doğrudan merkezinde olmaya devam edeceğiz. Evet, sevgili kadınlar; haklarımıza ve hayatlarımıza yönelik yapılan saldırılara karşı, 8 Mart ruhuyla, 8 Mart’ta alanlarda, meydanlarda olacağız. İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizi haykıracağız. Ve bizler vardık, varız, var olacağız. Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir.”




