CHP Lideri Özgür Özel, grup toplantısında Erdoğan’ı dış politika üzerinden hedef aldı. Erdoğan’ın Trump ve Netanyahu ile birlikte yeni bir Amerikan planının parçası olduğunu iddia eden Özel, “1 Mart tezkeresine direnen Türkiye’den bugün tam bir teslimiyete geçildi” dedi.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un iftar davetine cevap veren Özgür Özel Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanmasına tepki göstererek, bugün Meclis’te düzenlenecek iftara katılmayacağını açıkladı. Özel, “Bu akşam iftara Sincan Cezaevi’nde Tanju’nun yanına gideceğim. Madem ki kötülük gemi azıya almıştır, hodri meydan, iyilik karşınızdadır, cesaret karşınızdadır, Cumhuriyet Halk Partisi karşınızdadır. Bir yandan ne yapıyor? Kötülükler yapalım ki bununla uğraşmaktan bizle uğraşmaktan işlerini, güçlerini yapamasınlar. İşte orada aldanırsınız” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özgür Özel, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuşuyor. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Yoğun bir haftayı hep beraber geride bıraktık, daha yoğununa da hep birlikte başlıyoruz. Çarşamba günü İstanbul’da üçüncü bölge mitingimizi gerçekleştirdik. Ardından da Burdur’da il mitingimizi, eylemimizi gerçekleştirdik. Bir sivil darbeye karşı duyduğumuz; işçinin, emeklinin, çiftçinin, kadınların, gençlerin derdini konuştuğumuz 93 eylemi geride bıraktık.
Seçim kampanyasında yeni eşik
Dün ise Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizin tanıtım toplantısında liyakatli, güçlü kadrolarımızı tanıtırken parti programımızın hükümet programı çalışmasına evrildiği ilk çıktıları; milletvekillerimizin, parti meclis üyelerimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün… Yetmez, dünya siyasi tarihinin en kalabalık seçim kampanyasına, en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz.
19 Mart darbesine karşı 23 Mart’ta dayanışma sandıklarına koşan 15,5 milyon gönüllünün ve devamında Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarımıza sahip çıkan herkesin, darbenin karşısında duran bütün demokratlarla birlikte önemli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bunun için dünkü tanıtım toplantımıza kulak kabartan, ardından il başkanlıklarımıza, ilçe başkanlıklarımıza bu vaatlerden, bu seçim yürüyüşünden duyduğu memnuniyeti ifade eden ve bizimle birlikte bir devri kapatıp bir devir açmak isteyen; yüz yıl sonra yine Cumhuriyet için, demokrasi için ve yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, hep birlikte kalkınmak ve eşitçe paylaşmak için ümidi bizde olanlara selam olsun, selam olsun!
O yüzden, o yüzden durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz bu eylemlere başlarken bunlara mevsimlik ya da konjonktürel ömür biçenler olmuştu. Demişlerdi ki bu ilk iki, üç eylem, miting olur, sonra milletin heyecanı söner. Yaz gelir, öğrenciler gider, İstanbul boşalır; sıcak olur, millet eyleme katılmaz, memleketine gider. Biz de demiştik ki; bunlar siyasette miting yaparken, toplantılar düzenlerken gözetilecek işler ama durum o değil, duygu o değil.
Bu millet seçtiğini bırakmaz, seçme hakkını bırakmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandığı bırakmaz. Sandığa el uzatan oldu mu, o elin karşısında dimdik millet durur. Devletini sever ama devleti milletin karşısına dikerseniz, o zaman millet sandığı savunur, millet kazanır dedik. O günden bugüne de 46 derece sıcakta 15-16 kişinin bayıldığı eylem de oldu, eksi 4 derece sıcakta donduğumuz ama meydandan ayrılmadığımız, birlikte dolunun altında kaldığımız, karın tipinin altında kaldığımız ancak asla bir adım geri atmadığımız eylemlerimiz oldu.
Mücadele hattı: demokrasi ve otokrasi
Çünkü o eyleme katılanlar biliyorlar ki bu mücadele otokrasiyi savunanlarla demokrasiyi savunanlar arasındadır. Çünkü bu mücadele zalimle mazlum arasındadır. Çünkü bu mücadele ezenle ezilen arasındadır. Bu mücadele emeği sömüren, sömürttürenlerle emeği sömürülen işçi sınıfının arasındadır. Bu mücadele yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ‘Artık sen rahat et, sana biz bakacağız’ diye emeklilere seslenip de sonra bu toplum sözleşmesini bozanların; dünyanın en vicdansız emekli maaşını, yoksulluğun, açlığın, sefaletin maaşını veren vicdansızlara karşı emeklilerin haysiyet mücadelesidir, onlarla emekliler arasındadır.
Bu mücadele kendi iktidardan gidecek kaygısı dışında bu topraklardaki hiçbir kaygıyı görmezden gelenlerle geleceğinden kaygı duyan gençler arasındadır; gençlerin onur, varoluş ve haysiyet mücadelesidir. O yüzden güç bir haftayı geride bıraktık, daha zoruna, mücadelenin daha koru koruna verileceği yeni bir haftaya da burada hep birlikte giriyoruz.
Dış politikada kriz okuması
Değerli arkadaşlar, dünya kritik bir eşikten geçiyor ve iktidarın dünyadaki, bakmayın yandaş basınlarına, televizyonlarına, birbirlerine dizdikleri övgülere; diplomasi yapılmadığında dikleşiyorlar, diplomasi yapılmadığında dik duruyorlar, diplomasi yapmaya başladıklarında ‘efendim doğrusunu yapıyorlar’, 180 derece geri döndüklerinde ‘hep arkasındayız, ne kadar güzel’ ama maalesef yeni bir krizle ve bu krizi doğru okumayan bir dış politika yönetimiyle karşı karşıyayız.
Türkiye’nin hafızası ve teslimiyet tartışması
Ve Türkiye’nin çaresizliğini, maalesef iktidarın teslimiyetini; Gazze’yi yerle bir etmiş olanlara, orada soykırım yapmış olanlara, bir yandan ‘eli kanlı katil’ derken onlarla Gazze için aynı masaya oturanları… Adı barış olan ama ‘Gazze Şeridi güzelmiş, burada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim, buraya oteller, kumarhaneler dikeceğim, çok da doğalgaz varmış onu istiyorum’ diyen Trump’ın adını barış masası koyduğu ama Gazze’yi, Filistin’i işgal masasına Netanyahu ile birlikte oturanların ve Trump’a teslimiyet, Netanyahu ile gönülsüz de kayıkçı kavgası ama dün Trump’a sorunca ‘Erdoğan iyi iş çıkardı, ona güveniyorum. Netanyahu ile arasında bir sorun yok, bir sorun yaşamayacaklar. Onlar da birbirlerine saygı duyuyorlar’ ifadeleri ortadayken Türkiye’nin bölgede Amerikan planının bir parçası olması noktası…
‘Netanyahu ile birlikte çalışacaklar’ dedikleri Barack, Türkiye Büyükelçisi bu. Daha geçtiğimiz aylarda ‘Trump akıllı, benim aklıma hiç gelmemişti, Erdoğan’da olmayanı ona veriyor, karşılığında istediğini alacak’ diyen Barack bu. Ne veriyormuş? Türkiye’de meşruiyeti yokmuş Erdoğan’ın, Obama… Kendisine Trump meşruiyet verecekmiş, karşılığında istediğini alacakmış. İşte tam o günleri yaşıyoruz. O günlerde Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip de öyle daha görüşmeden önce yasak savmalık Filistin’in F’sini anınca Amerikan Dışişleri Bakanı’nın ‘Trump’la 5 dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’… İşte Türkiye dediğini unutmadı.”
Seçmenin ön görüşmesi Trump’ın oğluna Türkiye’deki nadir metalleri, elementleri söz vererek; 300 tane uçak alacağız diye söz vererek; pahalı LNG’yi alacağız diye söz vererek; Çin malına vergi koyacağız deyip daha gitmeden koyarak; Amerikan malından vergi sıfırlayacağız deyip gitmeden indirerek gerçekleşen görüşme. 5 dakika için yalvarıyorsunuz diyen görüşmedeki teslimiyet ve işte bugün yaşananlar.
Uluslararası hukuk ve saldırılar
71 bin Filistinli ölmüş, Filistinlilerin olmadığı masaya ‘olmayacak’ dedikleri Netanyahu’yu oturtup onunla birlikte o Filistin işgal planını konuşmak… Ve İran’a, bir ülkenin yönetim kademesine toplantı sırasında Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın, hatta onlarla müzakere yürütürken, Londra’da görüşmeler yaparken Cuma günü ayrılıp Pazartesiye ‘bize düşüncenizi söyleyin, kırmızı çizgilerinizi söyleyin’ deyip bu toplantının kararının alınacağı toplantıda ülkenin yöneticilerini torunlarıyla, çocuklarıyla, kızlarıyla bombalayan bir zorbalık, bir vicdansızlık, bir haydut devlet.
Sivillerin bedeli
Biz İran’ın yönetimine, yönetim şekline, İran’da yaşananlara itirazımız var. İran’da İranlıların İran’ın geleceğini kararlaştırması gerektiği ve demokratik bir İran konusunda kararlılığımız var, tutumumuz var. Ama ne Güney Amerika’da ne Orta Doğu’da ne bir başka bir yerde uluslararası toplum olmadan, Birleşmiş Milletler kararı olmadan, bir ülkeye bir kişinin kararıyla, kendi ülkesindeki senatonun bile kararı olmadan gidip de orada katliam yapması ve dünya kadar sivilin… Ya 150 tane civciv ölse yastır yahu yastır! 150 civciv ölse üzülür bakarsın. 150 kız çocuk ölmüş Amerika’nın bombardımanında, kimsenin dönüp baktığı, bunu düşündüğü, bunu sorguladığı yok.
Yeni Amerikan planı iddiası
Dönüyorlar; Trump güzellemeleri, Trump üzerinden Netanyahu’yla iş birlikleri… Ve bu ilk değil. Ben bu Pazar, bundan iki gün önce, 22. dönem milletvekili grubumuzdan hayatta olan kahramanlarla birlikteydim. Onlar Erdoğan’ın Amerika’da söz verdiği, kendi henüz o gün partisinin başında ama Başbakan değilken 1 Mart’ta meclise getirttiği ’69 bin Amerikan askeri Türkiye’ye gelsin, Doğu’da Güneydoğu’da 6 tane üs kursun, iki liman bunlara verilsin, Irak Türkiye üzerinden işgal edilsin’ diye tezkere getirten Erdoğan… O tezkere geçsin diye her şeyi ortaya koyan Erdoğan… Tezkere geçmeyince gizli tutanakları ele geçirip 99 tane ‘Hayır’ oyu veren AK Parti’liyi bulup siyasetten tasfiye eden Erdoğan…
Bugün 1 Mart tezkeresine ‘Hayır’ diyenler, Irak’ta bir buçuk milyon Müslümanın kanı döküldü, Türkiye’nin eline bulaşmamasının gururunu yaşattılar bize. Cumhuriyet Halk Partisi grubu ve 99 AK Parti’li o günkü milletvekili Türkiye’yi 6 kalıcı Amerikan üssünden kurtardı. Güneydoğu’yu Amerikan işgalinden kurtardı. Bir daha Türkiye’ye çıkmamak üzere Türkiye’den Amerikan postalının Mersin’e ve oradan Doğu’ya, Güneydoğu’ya gitmesinden bizi kurtardı.
Aynı Erdoğan bugün; o gün Amerikan yönetimiyle iş tutan ve Türkiye’ye bu Amerikan planı uygulansın diye partisine baskı kuran, karşı çıkanları tasfiye eden Erdoğan, bugün yeni bir Amerikan planının parçasıdır. Burada ne oyun kurduğu vardır ne oyunu gördüğü vardır. Sadece ona olmayan meşruiyeti verme karşılığında her türlü tavizi ondan alan, gizliyi bakanlarla alay eden küstah; Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na söylendiğinde, Erdoğan da olsa benim içimi sızlatan bir üslubun sahibi Trump’a teslimiyet vardır. Trump ne yapacağını biliyor, Netanyahu ne yapacağını biliyor ama bunlar ne oyunun içinde olduklarını ve bunun gelecekte nereye doğru evrildiğini bilmiyorlar.
Bir sayın gazeteci soruyor; Hakan Fidan diyor ki ‘şu an ani bir savaş tehdidi yok’. İki sene önce değil bu, iki hafta önce. Şu an için ani bir savaş tehdidi yok. Duruma hakimiz, görüyoruz. Oysa ki bütün dünya o savaş gemilerinin, fırkateynlerin, destroyerlerin, koruma botlarının böyle gelip tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika’nın ne yapacağını görüyor ama bizim Hakan Fidan bunu görmüyor.
‘İftara Sincan’a gideceğim’
Gideceğim, iftara gideceğim. Bu akşam iftara Sincan Cezaevi’ne Tanju’nun yanına gideceğim. ‘Geçen hafta yoğundu, zordu, daha da yoğunu olacak’ dedim. Olacak. Bugün bu toplantı olacak, yarın İstanbul’da ikinci bölge mitingi olacak, perşembe günü gerekli hazırlıklar yapılacak, cuma günü Bolu’ya gidilecek, Bolu ayağa kaldırılacak. Cumartesi Karaman’da millet iradesine sahip çıkacak. Pazar günü Eskişehir’de Sivrihisar’dan bir boydan bir boya Eskişehir’de 8 Mart’ta kadınların Atatürk’e şükranlarına ortak olunacak. Bu kürsüye gelene kadar ne ben duracağım, ne milletvekillerimiz, ne parti meclisimiz, ne örgütümüz. Madem ki kötülük gemi azıyı almıştır, hodri meydan, iyilik karşınızdadır. Cesaret karşınızdadır. Cumhuriyet Halk Partisi karşınızdadır. Bir yandan ne yapıyor? ‘Kötülükler yapalım ki bununla uğraşmaktan, bizle uğraşmaktan işlerini güçlerini yapamasınlar.’ İşte orada aldanırsınız. Düşman Polatlı‘ya dayandığında, Meclis’e top sesleri geldiğinde Meclis’i kapatmayan partiyiz biz. Her türlü zorluğa rağmen, hem mücadele eden hem direnen hem çalışan partiyiz biz. Dün gördünüz, ‘Seçimlere gerekirse 1000 günlük kampanya’ demiştik. Dün 340’ncı günündeydik. 1000’inci günü gelene kadar durmadan çalışacağız. Birileri daha kendi aday mı olacak? ‘Kaybedeceksem olmam.’ TikTokçu Hakan? ‘Olmaz. Yerine olsun bizim oğlan.’ Öbür taraftan damat niyetleniyor, bu taraftan bir başkası şiddetleniyor. Onlar bu mücadelede olsun. Bizim adayımız belli. Kadrolarımız belli. Programımız belli. Seçim beyannamesi yazıyoruz. Sahada Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyası için her şeyimiz hazır, yola çıktık, devam ediyoruz.
‘Yoksullukta Avrupa birincisiyiz’
Yönetimin her kademesini şahsileleştiren bu iktidar, içeride ekonomik krizi de derinleştirmeye çalıştıkça bize de bu noktada görev düşüyor. Rakamlar ortada. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Şubat ayı enflasyonu açıklandı. Daha yılın ilk ayında yüzde 4,8 idi, dün de kısa şubatın yüzde 3’lük enflasyonu açıklandı. Bu rakam 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. ‘Dünyada enflasyonu bizden düşük 100 ülke’ demiyorum. ‘Bir yıllık enflasyonu, 365 günlük enflasyonu bizim kısa, 28 günlük şubat enflasyonundan daha düşük 100 ülke var’ diyorum. ‘Bizim bir ayda muhatap olduğumuz enflasyona bir yılda muhatap olmayan dünyada 100 ülke var’ diyorum. Türkiye iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor, yoksa berbat mı yönetiliyor? Esas buradan bakmak lazım. Dünyadaki gıda enflasyonu bizden daha yüksek üç ülke var sadece. 200’ün üzerinde ülke var, üç ülkede gıda enflasyonu bizden yüksek. Onun dışında bütün ülkelerde durum bizden iyi. Yüzde 21’e revize etmişlerdi enflasyonu daha geçenlerde. İki aylık enflasyon yüzde 8 oldu bile. Yüzde 21’i tutturmaları için marttan başlayıp aralıka kadar yüzde 1 enflasyon yapmaları lazım. Mümkün değil, tutmayacağı dünden belli. Peki bu kara tablo varken TÜİK ne yapıyor? ‘2025 yılında Türkiye yüzde 3,6 büyüdü diyor.’ Sabit gelirlilerin, çiftçilerin, emeklilerin aldığı pay küçülürken bir avuç insana servet transferi nasıl devam ettiyse Türkiye yüzde 3,6 büyümüş. 19 Mart darbesinin mali ayağı Mehmet Şimşek, kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükseldiğini söyleyip övmüş. Bakın bu şartlarda hiç değilse susar insan. Özeleştiri yapmıyorsan, bu Ramazan’da yarattığın yoksulluktan utanmıyor, hicap duymuyor, özür dilemiyorsan bari susar insan. Yok, ‘18 bin 40 dolar’ diyor. Bakın, 18 bin 40 dolarlık milli geliri açıklıyorum. Asgari ücret 28 bin lira; yıllık 7 bin 636 dolar yıllık asgari ücretlinin. En düşük emekli aylığı 20 bin lira; 5 bin 454 dolar yıllık emeklinin. Yaşlılık aylığı 6 bin 400 lira; yıllık bin 745 dolar bu teyzemin, Hanife teyzenin. Engelli aylığı 5 bin 100 lira; yıllık bin 390 dolar burada oturan engelli canım kardeşimin. Yetim aylığı 4 bin 734 lira; yıllık bin 291 dolar bu zavallı yetimin. Topla hepsini; 17 bin 516 dolar. Ey Mehmet Şimşek senin cebini doldurduklarının kişi başına düşen milli geliri 18 bin 40 dolar. Bu emeklinin, asgari ücretlinin, Hanife teyzenin, engelli kardeşimin, yetim kardeşimin toplamı 17 bin 516 dolar. Övünecek değil, utanacak haldesiniz.
‘Bu ülkeyi adaletle biz yöneteceğiz’
Son sözüm şudur, son anlatacağım budur. Ramazan mübarek gün alınacak ders şudur. İstanbul seçimlerini iptal etmişsiniz. Biz de üç grup başkanvekili üçe bölündük. İkinci bölge bana düştü. Her gün, iki ya da üç ilçeye gidiyorum, grubumuzdan milletvekilleri ile çalışıyorum. Fatih ilçesindeyiz o gün, esnaf geziyoruz. Girdim içeri, bir tane böyle bembeyaz çember sakalıyla, takkesiyle nur yüzlü bir hacı amca. ‘Selamünaleyküm.’ ‘Aleykümselam Özgür Efendi’ dedi. Böyle gülümsedi. Öyle bir büktü ki bıyığını, öyle bir güldü ki. Dedim ‘Hadi amca beni de biliyor her her şeyi biliyor.’ Ben hemen lafa girecek oldum. ‘İşte biliyorsun seçimler oldu, Hacı amcacığım’ falan. ‘Dur, Özgür Efendi, bak’ dedi. ‘Şimdi yenisi var’ dedi bir gösterdi elektronik bir terazi. ‘Ama Hacı amcan bununla 40 yıl tarttı’ dedi. Arkada bir tane yerde sarı kefeli bir eşit kollu terazi, yamuk yumuk olmuş kefeleri. Dedi ki ‘Hacı amcan bunda yıllarca fasulye tarttı, nohut tarttı, buğday tarttı, irmik tarttı. Bu böyle dengeye gelir bilir misin?’ dedi. Dedim ‘Ben eczacıyım.’ ‘Bu dengeye geldi ya, hacı amcan o ucuyla o tarafa biraz daha fasulye attı, nohut attı’ dedi. Dedim ki ‘Niye?’ Dedi ki ‘Hak geçmesin’ diye. ‘Şimdi bak sana söyleyeyim Özgür Efendi’ dedi. ‘Buyur hacı amca’ dedim. ‘Ben Tayyip Bey ne zamandan beri meydana çıktı ona oy verdim. Veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Kime dediyse ona da verdi, veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Binali Bey’e dedi, Binali Bey’e verdim’ dedi. ‘Olsun hacı amca’ dedim. ‘Gelecek sefer kimi aday ederse de ona vereceğim’ dedi. ‘Tamam Hacı amca’ dedim. ‘Ama bu sefer Ekrem‘e vereceğim’ dedi. ‘Niye hacı amca?’ dedim. ‘Evladım hak geçti, hak geçti’ dedi. Bu memleketin umudu Tayyip Bey’in vicdanında değildir. Bu memleketin umudu Fatih’te hak geçmesin diye her müşteriye bu kadar fasulye atan, 40 yılda belki iki kamyon fasulyeyi hak yememek için karşıya atan hacı amcanın İstanbul’u seçimine adalet getiren vicdanındadır. Hacı amcaya selamlar olsun. Ramazan’ı mübarek olsun. Hepimizin yolu açık olsun. Hakkı, hukuku ve adaleti getireceğiz. Bu ülkeyi adaletle hep birlikte biz yöneteceğiz.”




