İran’a yönelik savaşın bir boyutu da olası göç hareketleri. Türkiye uzunca zamandan beri İran göçünün transit geçiş ülkelerinden. İran üzerinden gelen Afganistan göçü de buna dâhil. Önce 12 gün savaşı, ardından yeni bombardıman dalgası. Peki, yeni savaş hali göç eğilimini nasıl etkiler? Büyük göçler kapıda mı?
İranlı mültecilere, Van’da çalışan gazeteci ve hukukçulara, akademisyenlere sorduk. İşte o yanıtlar:
‘Savaş iki hafta daha sürerse göçler başlar’
Esmael Fettahi uzun yıllar Türkiye’de şartlı mülteci olarak yaşadı. Almanya’dan kabul görerek oraya yerleşti. Bu arada İran’da 12 gün savaşı çıktı, sonrasında ikinci saldırı dalgası başladı. Fettahi’ye İran’daki son durumu ve olası göçleri sorduk. Görüşleri şu şekilde: “İran’da daha çok askeri noktalar vuruluyor. Sivillere buralardan uzak durmaları için uyarılar var. Daha önce Haniyye’nin öldürülmesi nokta atışıydı. Sivillerde kitlesel bir korku ve kaçış yok”.
Fettahi’nin göç ihtimaline ilişkin yorumu ise şöyle: “Devlette çalışan memurlar korkuyorlar, göç edenler işini kaybeder. Rejim değişirse rejim yanlıları göçer. Belki Rusya’ya giderler. Ama tersi olursa yine muhalifler göçmek zorunda kalır. Benim akrabalarım İran’da aynı yerdeler, henüz yer değiştirmediler. 12 gün savaşında halk korkmuyordu. Ama bu savaş iki hafta daha sürerse göçler başlar. Hameney’in ölümüne sevinip dans edenler bile video paylaşabildiler. İran atmosferi şu an farklı ve karışık. Diasporada ise olası göçe dair bir beklenti ve hazırlık yok”.

Esmael Fettahi
Metal sektöründe çalışmış olan Fettahi, savaşın işgücü piyasasına etkisini ise şu şekilde dile getiriyor: “Türkiye’de bulunan İranlı mülteciler çalışmaya devam eder. Ama daha görünmez olurlar. İran’daki Afgan mülteciler ise gettolaştılar, savaş zorlarsa onlar da göç edebilirler”.
‘Kadınlar için mültecilik çok daha zor’
Seher, İran’dan 2019 yılında rejimin baskısı nedeniyle çıkmış. Mahsa Amini öldürüldükten sonra “Kadın Yaşam Özgürlük” eylemlerinde öne çıkmış bir isim. Oğlunu görmek için İran’a döndüğünde gözaltına alındığını söylüyor. Ülke dışına çıkmakta epey zorlanmış. İran’da gazetecilik yaparken göç etmek zorunda kaldı ve İstanbul’da şirket kurdu.. Oğlu ve oğlunun babası İran’da kalmış. Zorunlu göç ailelerin parçalanması demek. Devamını şöyle anlatıyor: “Annem, babam ve kardeşlerim İran’dalar. Aileler çok bölündü, bir kısmımız burada bir kısmımız İran’da. Babamı ve erkek kardeşimi gelmeleri için ikna edemedim. İran’da savaş cumartesi başladı. O gün saat 09:15’ten beri ailemden haber alamıyorum. Annem Amerika’daki akrabalarımla konuşmuş. Bombardıman sonrası köye gitmişler. Şimdilik ülke dışına göç durumu yok”.
Foto: İranlı bir kadın – © 2022 Morteza Nikoubazl – NurPhoto
Seher, 12 gün savaşı döneminde Türkiye’ye çok kişinin geldiğini söylüyor ve ekliyor: “Ülkeden çıkabilenler belirli sermayesi olanlar. İran’da özgürlük isteyenler ABD-İsrail işbirliğiyle suçlanıyor. Bu haksızlık. Oysa sistem demokratik olsa kimse ülkeye kolay saldıramaz. Ülke dışında neden 7 milyon İranlı var?”
Göçün kadın yüzünü ise şu şekilde anlatıyor: “Ben Türkçe biliyordum ama herkes bu şansa sahip değil. Gazetecilikten gelen ikna gücüm var, çabuk arkadaş edindim. Ekonomik olarak da ayakta durdum. Yine de ayrımcılıkla karşılaşabiliyor insan. Yerli insanları da anlayabiliyorum. Olası büyük göçte daha büyük tepkiler olabilir, endişe duyuyoruz. Kadın mülteciler cinsiyetçi ayrımcılıkla karşılaşıyor. ‘Kadın başına ne işin var burada’ diyebiliyorlar. Özbek, Azeri, Afrikalı birçok kadın göçmenle çalıştım, aynı zorlukları onlar da yaşıyor. Ben annem, babamdan ve oğlumdan ayrıyım. Kitlesel göç olursa aileler bizim gibi parçalanacak. Gelmek istemeyenler de oluyor çünkü.”
‘Değişim olursa ABD’ye değil İran’a giderim’
Amir (39) eşi ve çocuklarıyla birlikte Denizli’de yaşayan bir şartlı mülteci. Üçüncü ülkeye geçme talebi karşılanmış ve ABD’den kabul almış. Trump yönetiminin sert politikaları nedeniyle şimdilik gidemiyor. İran’daki savaşa ve olası göç durumuna dair Amir şunları dile getiriyor: “İki aydan fazladır ailemle konuşamadım. Protesto eylemleri sonrasında internet ve haberleşme kesildi. Annem kalp ameliyatı oldu, sürekli sıkıntı çekiyor. Benden dolayı aileme baskı yapıyorlar. Anneme ve babama buraya gelin dedim ama kabul etmediler. İranlılar Afganistanlılara pek benzemez, toprağına bağlı insanlardır, kolay kolay yerini tek etmezler”.
Amir 2015 yılında Hristiyanlığı seçtiği için İran’da hedef haline geldiğini söylüyor. 2018 yılında Türkiye’ye iltica etmiş. Whatsapp ve sosyal medya üzerinden İran menşeli tehditler aldığını söylüyor. Bu konuda suç duyurusunda bulunduğunu ifade ediyor. Eğer İran’da demokratik bir değişim olursa ABD’ye gitmek yerine İran’a döneceğini ekliyor.
Savaştan en çok etkilenen il Van oldu
Uzun yıllardır Van’da sınır göçünü takip eden Gazeteci Ruşen Takva sorularımızı yanıtladı. Kentin sosyo-ekonomik durumuna ilişkin bilgiler veren Takva şunları dile getiriyor: “Van’da 2025 yılı için 77 bin İranlı turist kaydedilmiş, 2026 yılı için 1 milyon turist bekleniyordu. Fakat 4 günlük savaşta bile hedefler sapmış görünüyor. Her gelen turist Van’a kişi başı 500 dolar bırakıyordu. Totalde bu rakam 500 milyon dolara tekabül eder. Dolayısıyla savaştan en çok etkilenen il Van oldu. Gayri sarfi milli hasılada Van maalesef son 10 kent arasında. Savaş, durumu daha da ağırlaştırıyor”.

Ruşen Takva
Meslek ve ticaret odalarının da nabzını tutan Takva, “Otelciler Derneği ile görüştüm, İran’da Newroz bayramı 25 günlük resmi tatil. Her yıl bu günler hareketli geçer Van’da, festivaller yapılır. Savaş nedeniyle bu da yapılamıyor. Otellerde ön rezervasyonlar iptal edilmiş durumda. Otel doluluk oranı yüzde 5’lere geriledi” diyor. Van esnafının Farsça bildiğini, kültürel alış veriş içinde olduğunu belirten Takva, “Kentte İranlılara karşı kötü tavır yoktu. Olumlu tavır devam ediyor. Ama Van’ın alt yapısı çok kötü, trafik de öyle. Kent yeni bir göçü kaldıracak durumda değil. İMO Van şubesi ile görüştüm, bir gecede 50 bin kişi gelse alt yapı çöker fikrindeler” diyor.
Sınır boylarında göçmen kaçakçılığını da takip eden Takva şu bilgileri aktarıyor: “Savaş sonrası göçmen kaçakçılığında bir hareketlilik henüz yok. Çünkü İran’da şu an internet veya haberleşme yok. Dolayısıyla organize olamıyorlar. Bombardıman devam ettiği için insanların yer değiştirmesi ve yürümesi mümkün değil. Daha çok İran içinde bir yer değiştirme söz konusu. Ayrıca BM verilerine göre İran’da 2,5 milyon Afgan mülteci bulunuyor. Pakistan milli güvenlik sorunu ilan ederek kimliği olmayan Afgan mültecileri İran’a deport etmişti. Bu insanlar adeta yağmurdan kaçıp doluya tutuldular. İran’da sıkışıp kalan Afgan mülteciler sınıra da gelemiyor. Şehirler boşalıyor, örneğin Tahran’dakiler kuzeye doğru kaçıyorlar, köylere doğru”.
Van sınırı aynı zamanda karlar eriyince mülteci cesetlerinin çıktığı haberlerle bilinir. Gazeteci Takva bu durumu şöyle yorumluyor: “Karlar eriyince sınırda, dağ boylarında mülteci cesetleri çıkıyordu. Bu kış en sert kışlardan biri oldu ve hava hala çok soğuk. Savaş nedeniyle göç başlarsa daha dramatik manzaralar ortaya çıkabilir”.
Peki ya önlemler veya olası göçe dair mültecilere yardım? Takva’nın gözlemleri şu şekilde: “Benim görebildiğim Van’da sadece mobil göç araçları artmış durumda. Sınırda gazetecilerin bile gidebileceği tuvalet yok. Askeri nöbet sayıları ve önlemler arttı. Fakat yardım veya BM’ye dair herhangi bir hazırlık gözlenmiyor”.
‘Kara harekâtı veya iç savaş, dışa göçü tetikler’
Ortadoğu ve İran Uzmanı Sosyolog Arif Keskin şu andaki filli durumun kolektif göç için erken olduğu görüşünde. Sorularımızı yanıtlayan Keskin şunları dile getiriyor: “Şimdilik İran’da iç göçler var. Tahran’dan başka kentlere gidiyorlar. Çünkü Tahran vuruluyor. Memleketi neredeyse insanlar oraya gidiyor, daha çok kırsal bölgelere. Askeri müdahalenin olmayacağı yerlere gidiyorlar. Hava saldırısı büyük göçe yol açmayabilir. Ama kara harekâtı veya iç savaş olsaydı toplu göçler olabilirdi. Şu anda devlet aygıtı, ekonomik çark işliyor. Bombardıman olmayan yerlerde hayat normal devam ediyor. Kitlesel göçün olması için devlet aygıtının çökmesi lazım. Banka ve idari işler, gıda zinciri ve fırınlar çalışıyor. Suriye’de iç savaş vardı ve göç oldu, burada henüz böyle bir durum yok. Bireysel göçler olabilir, parasını ve ailesini çıkarmak isteyenler olabilir”.
Keskin, İran’daki mültecilerin ve diğer halkların durumunu ise şöyle yorumluyor: “Dış göç olsa daha çok İran’daki yabancılar, Afganlar gelebilir. Çünkü onların hayatı daha da zorlaştı. Misal, Beluçlar ile yönetim çatışırsa, kent işgalleri olursa veya karşı bombalamalar olursa kitlesel göçler olabilir. Küçük çatışmalarda göç olmaz. İran yönetimi Kürt ve Beluç bölgelerini bombalarsa, iç savaş durumuna giderse ülke dışına kitlesel göçler olabilir. Bence ilk dalga İran’daki Afganlardan gelebilir. Tahran’da da epey Afgan var, İran’da toplam 3,5 milyon Afgan mülteci yaşıyor”.

Arif Keskin
AB’nin de göç kaygısı olduğuna vurgu yapan Keskin, “Delegasyonda ‘Göç bizi de vuracak’ diyenler var. Öte yandan BMMYK’nın İran sahasında herhangi bir ofisi yok. Savaş ve göç olursa durum çok daha vahim olur” diyor.
‘BM’nin Van’daki göç ve iltica ofisi kâğıt üzerinde’
Av. Mahmut Kaçan göç ve iltica hukuku konusunda otorite isimlerden. BM bünyesinde, Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu’nda çalıştı. İran’daki savaş ve olası göç karşısında uluslararası hukuk ne der, ne yapar? Yanıtları şu şekilde: “BM’nin Türkiye özelinde doğrudan sorumluluğu yok. Uluslararası koruma, göç ve iltica konusunda sorumluluk önce üye devlete ait. BMMYK’nın pozisyonu daha çok gözlem yapmak, önerilerde bulunmak ve ilgili devlete yardımcı olmak. BM’nin Van’da bulunan ofisi kâğıt üzerinde, aktif faaliyeti yok. BMMYK 2013’ten iltica sistemini Türkiye devletine devretti ve sorumluluğu üzerinden atmış oldu. Rapor ve izlemeyi de gerektiği gibi yapmıyor. En azından biz bilmiyoruz. Örneğin bizim girdiğimiz davalarda BMMYK onaylı mülteci belgesi sunuyoruz ama göç idaresi tanımıyor. Fakat İran gibi bir savaş durumunda BMMYK’nin devreden çıkmış olması büyük yükler getirebilir”.

Mahmut Kaçan
Van’da mülteci haklarından çok güvenlik kaygısının öne çıktığına değinen Av. Mahmut Kaçan ayrıca şunları dile getiriyor: “Sınırdaki duvarları, teknik donanımı daha çok AB parasıyla inşa ettiler. AB’nin göç politikası da oldukça sorunlu. Üç gün önce İranlı müvekkilim sınır dışı edilmek üzere GGM’ye gönderildi. Uzunca süredir iltica sistemine erişmek mümkün değil. İran’dan yeni göç olursa iltica artık erişilmez bir hak. Van’da mobil göç noktaları dışında bir hareketlilik yok. Oysa sert kış koşulları devam ediyor, düzensiz yollar mülteciler için güvenli değil”.
‘Sermaye göçmen işçi talep ediyor’
Doç. Dr. Taner Akpınar inşaat sektöründe göçmen işçileri çalıştı. Saha çalışmasını “Sermayenin Yeni Hafif Piyadeleri” kitabıyla yayınladı. Akpınar Türkiye’de sermayenin üç ana eğilimini anlatarak İran göçüne bağlıyor: “Birincisi, TİSK 2002 tarihli raporunda daha fazla esnek çalışma modeline vurgu yaptı. Kullan at emek rejimi yerleşmiş durumda. İş Kanununun bu halini de istemiyoruz deseler daha doğru olur. İkincisi, İTO Başkanı Pakistan, Afganistan ve Afrika ülkelerinden göçmen işçi talep etti. Üçüncüsü, MÜSİAD genelde öğrencileri, özelde MESEM’lileri emek piyasasına istiyor. Dolayısıyla İran’da savaş sonrası göç beklentisi var. Burjuvazisi kollarını açmış bekliyor. Gelsin de nerden gelirse gelsin diyorlar. İnşaat ve diğer sektörlerde ucuz ve güvencesiz emek ihtiyacı var. Açık ki işçi hakları ve çalışma koşulları daha da aşağıya çekilecek”.

Taner Akpınar




