8 Mart bu erkek düzeni reddetme günüdür

Bazı gerçekler tek başına ele alındığında bir sorun gibi görünür. Yan yana konduğunda ise bir düzeni anlatır.

Kadın emeğinin en güvencesiz işlerde yoğunlaşması.
Kadın cinayetlerinde cezasızlık.
Çocuk işçilerin ölümü.
Savaşların kadınlar ve çocuklar üzerinde bıraktığı yıkım.

Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil.

İçinde yaşadığımız düzen yalnızca ekonomik bir sömürü sistemi değil, bir erkek iktidarlığı.

Patriyarka, kapitalizm ve otoriter siyaset birbirini besleyerek ayakta duruyor.

Bu yüzden kadınların yaşadığı eşitsizlikler tek tek olaylar değil. Aynı barbar sistemin farklı yüzleri.

Kadın emeği en güvencesiz alanlarda sömürülüyor.

Kadın yoksulluğu derinleşiyor.

Barınma krizi büyüyor, güvenli gıdaya erişim zorlaşıyor.

Güvencesizlik yalnızca çalışma hayatının değil, bütün hayatın temel sorunu haline geliyor.

Güvencesizlik tesadüf değil. Otoriter kapitalizmin en sevdiği zemin. Çünkü güvencesiz olan itiraz edemez. İtiraz edemeyen ise korunmasızdır.

Bu düzen kadınları da çocukları da korumuyor.

Eğitim hakkı, yaşam hakkı, korunma hakkı birer maliyet kalemi gibi görülüyor.

İş cinayetlerinde ölen kadınların başına gelen bu düzenin dilinde “kaza”, “kader”, “talihsizlik”.

Bu düzenin en çıplak yüzü kadınların maruz kaldığı şiddette ortaya çıkıyor.

Kadınlar erkek şiddetiyle öldürülüyor.
Şüpheli ölümler görmezden geliniyor.
Mahkemeler o faillere indirim dağıtıyor.

Bıkmadan usanmadan söyleyelim.

Erkek şiddeti bireysel suç değildir.

Eşitsiz güç ilişkilerinin sonucudur.

Patriyarka kadın bedenini ve emeğini denetlenebilir görür.

Otoriter siyaset bu düzeni koruyacak baskı alanını yaratır.

Kurumların itibarı çoğu zaman kadınların hayatından daha kıymetli sayılır.

Dünyadaki savaşlar bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

Emperyalist paylaşım savaşları halkları birbirine kırdırırken en ağır bedeli kadınlar, çocuklar ve göçmenler ödüyor.

Militarizm yalnızca şehirleri yıkmıyor, aynı zamanda kadın bedenini savaşın ganimeti gibi görüyor.

Bu yüzden kadınların özgürlüğü bombaların gölgesinde tartışılamaz.

Tarih bize defalarca gösterdi. Bombalar kadınları özgürleştirmez.

Bu yüzden bunu en iyi kadınlar biliyor ve savaşlara karşı barışı en güçlü en samimi ve en kararlı kadınlar talep ediyor.

Kadınlar özgürlüklerini kendi mücadeleleri ile kazanacak.

Her defasında yeniden tecrübe ediyoruz.

Kadınların kurduğu en küçük dayanışma bile bu düzenin kurduğu korku duvarını çatlatmaya yetiyor.

Çünkü kadınlar yalnızca kendi hayatlarını savunmuyor. Aynı zamanda başka bir dünya ihtimalini savunuyor

Sadece hakkı olan eşitlik ve özgürlüğü değil, erkeklerin bu barbar dünyasını değiştirmek istiyor kadınlar.

Kadınlar var ve hep en önde her yerde.

İran’da kadınların duvara yazdığı bir cümle ile bitireyim:

“Devrim bir kadının evidir, çünkü kalacak başka bir yeri yoktur.”

8 Mart’ımız kutlu olsun sevgili kadınlar.

Jin, jiyan, azadî.
Kadın yaşam özgürlük.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.