Savaş, hepimizin evinde
Mehmet Horuş 9 Mart 2026

Savaş, hepimizin evinde

ABD ve İsrail’deki hâkim rejimlerin siyasi tercihleri, savaşı dünyanın farklı bölgelerine yaymaya devam ediyor. Bu savaşı biz başlatmadık; savaşan taraflardaki iktidarların hiçbirinin destekçisi değiliz. Bu nedenle “bu, bizim savaşımız değil” diyebiliriz. Ancak savaşın sonuçları, çatışma bölgelerinin çok ötesine taşarak hepimizin hayatını hızla kuşatıyor. Savaş, onuncu gününe girerken dünya bir ateş topuna dönüşmese de insanlık ve gezegen için şimdiden telafisi zor maddi ve manevi sonuçlarla karşı karşıyayız.

İran’ın, ABD ve İsrail’in saldırılarına karşılık verirken Katar, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Suudi Arabistan ve Kıbrıs’ı hedef almasıyla, sıcak çatışma alanındaki çember bir anda genişledi. İsrail de beklendiği gibi Lübnan’a saldırarak çatışma alanını büyüttü. Azerbaycan ve Pakistan savaşa girebilecek şekilde hazırlık yapıyor. Çin, Rusya ve Hindistan ise şimdilik savaşta politik düzeyde konum almış durumda. Venezuela ve Trump’ın olası bir başarısızlık hırsına kurban etmek üzere gündemde tuttuğu Küba operasyonu, savaş denkleminin diğer kıtalardaki uzantıları olarak görülüyor. Ukrayna Savaşı da bu tablo içinde Avrupa’da yeni taktik dizilişlere sahne oluyor. Savaşın yayıldığı bu coğrafyalara bakıldığında, başka bir gerekçeye ihtiyaç duymadan bir dünya savaşından söz etmek mümkün.

Savaş, özellikle ekonomik etkileriyle çatışma bölgelerinden çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Tarihteki tüm savaşlarda, cephe gerisi ve ekonomik maliyetlerin tayin edici rolü oldu. Bu durum yeni değil. “Savaş” denildiğinde hemen aklımıza gelen Sun Tzu’nun “en iyi zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir” sözü, popüler algının aksine barışı değil, savaşın diğer cephelerini hatırlatır. Günümüzde de düşmanı savaşmadan boyun eğdirecek yöntemlerin başında ekonomik yaptırımlar geliyor. Ancak bugün, finansal yönü ağır basan, küresel ölçekte bir savaşa tanık oluyoruz. Adeta cephe ekonomi alanında kurulmuş gibi. Ülkelerin enerji kapasiteleri, hammadde stokları, madenleri ve teknolojik birikimleri; ekonomik ve siyasi dengelerle birlikte savaş kabiliyetlerini belirliyor. Böyle olunca, ekonominin bütün sektörleri ayrımsız şekilde bir savaş sektörüne dönüşüyor. Trump’ın İran operasyonu ile birlikte Küba’ya uyguladığı ekonomik yaptırımları ve elektrik kesintilerini dile getirmesi, bu bütünlük içinde anlam kazanıyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla küresel ekonomide pandemi dönemindekinden bile daha büyük bir lojistik kriz yaşanıyor.  Dünyadaki üretim ve tüketim rotaları, giderek daha yoğun, fakat aynı ölçüde kırılgan hatlarla birbirine bağlandı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, can damarlarından biri kesilen dünya ekonomisi için alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Petrol ve türevlerinin ikmal ağlarında yaşanan aksaklıklar, yalnızca bir hafta içinde tarım, gıda, sağlık, teknoloji sektörlerindeki tedarik zincirlerini altüst etti. Bu nedenle savaşın etkileri, dünyanın her bir köşesinde hissediliyor. Artan petrol fiyatları, navlun ve sigorta fiyatları, istisnasız bütün ulusal ekonomilerde fiyat baskısını artırıyor. Giyim kuşamdan, beslenmeye, acil sağlık giderlerine kadar parayla da çözemeyeceğimiz sorunlar kapımıza dayanıyor. Savaş, uzakta bir yerde değil; hepimizin evinde cereyan ediyor.

Son iki günde taraflar, birbirlerinin enerji altyapılarını vurmaya başladı. Su arıtma tesisleri, petrol rafinerileri kadar stratejik hedefler haline geldi. İran’ın sahip olduğu nükleer teknoloji bahanesiyle savaşın başladığını unutmayalım. İsrail’in nükleer tesis ve teknolojilerini de düşündüğümüzde, nükleer felaket riskini küçümsememek gerekiyor. Savaş, çok daha yıkıcı bir aşamaya doğru ilerlerken kalıcılaşma eğilimi de güçleniyor.

Uzun süredir tartışılan üçüncü dünya savaşı senaryoları, düşük yoğunluklu çatışmalar üzerinden kurulacak yeni bir dünya düzeni ihtimaline işaret ediyordu. Dönemsel yükselişler ve sıcak çatışmalarla, dalgalı bir savaş düzenine doğru ilerliyor olabilir miyiz? Bunun cevabını bugünden vermek çok zor. Ama açık olan bir gerçek var: İnsanlığın ve gezegenin bu sistemi kaldırma kapasitesi çoktan aşıldı.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.