“…ölüm korkusu ve hayatta sahip olduğumuz şeyleri kaybetme korkusu. Hayattayız, ama yaşamıyoruz. Garip bir şekilde, çoğumuz neredeyse hayal kurmayı bile bıraktık. Bazen sanki bu devasa evrende İran halkına düşen pay sadece hayatta kalmakmış gibi hissediyorum; gerçekten yaşamak değil.”
Sarah, Tahran
Ortadoğu’da tırmanan savaşın etkileri yalnızca cephe hatlarında değil, milyonlarca insanın günlük hayatında da hissediliyor. ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılar, Ortadoğu’nun birçok ülkesine yayıldı. Kentlere düşen füzeler, sadece güçler arasında yürütülen bir savaş değil, sivilleri de içine alan savaş gerçeği.
İsrail’de yaşayan Tanya ve Alina ile İran’da yaşayan Sarah ve Fatima, savaşın ortasında hayatlarının nasıl değiştiğini ve yaşadıkları ülkelerde insanların bu sürece nasıl baktığını İlke TV‘ye anlattı.
Dört kadın da savaşan iki ülkede yaşıyor, farklı koşullar içinde bulunuyor; ancak hepsinin sözlerinde ortak bir duygu var: belirsizlik ve sıradan insanların hayatına düşen ağır yük.
İsrail’de günlük hayat: ‘Korkmuyoruz, ama sürekli sığınağa gidiyoruz’
Daha önce Kulüp dizisi üzerine söyleşi yapmak için yazdığım Tanya ile konuştuğumuzda savaşın çelişkilerini ortaya koydu.
Tel Aviv’de yaşayan Tanya, savaşın gündelik hayatlarını sirenler ve sığınaklarla şekillendirdiğini söyledi.
Tanya yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Gece birkaç kez, bazen de gündüz füzeler geliyor ve sığınağa koşuyoruz. Korkmuyoruz, sadece güvende olmak için yapmamız gerekeni yapıyoruz. Çoğu yer kapalı, biz de evden çalışıyoruz. Füzeler yüzünden çoğunlukla evdeyiz. Bu gece üç kez, bugün de şimdiye kadar iki kez sığınağa gitmek zorunda kaldık. Ama korkmuyoruz, sadece bu sürekli kaçış hali rahatsız edici.’’

(Güney İsrail’de yaşayan bir aile, saldırılardan korumak için toprağa gömülmüş iki çakıl kamyonundan yapılan geçici sığınak içinde oturuyor, 17 Haziran 2025, Salı – AP Fotoğrafı/Maya Alleruzzo)
Tanya’ya göre, bu savaş kaçınılmaz olduğu kadar gerekliydi de.
‘’İsrail’in iyi savunma sistemleri var, bu yüzden zarar görme ihtimali çok düşük. Talimatlara uygun hareket edersen neredeyse yüzde 100 güvendesin ve bize yıllardır bunu öğrettiler, yaşamı böyle inşaa etti İsrail devleti. ‘Her zaman bizim için risk var’ bakış açısıyla bir devlet aklı var. Sanırım bu savaş, İran’dan gelen nükleer tehlike nedeniyle İsrail için gerekliydi. Yüzde 90 böyle düşünüyor. Tehdit İsrail için vardı.’’
Savaş nedeniyle artık haberleri çok fazla izlemediğini, küçük kızlarının etkilenebileceğini ifade eden Tanya, bu savaşın ne zaman biteceğini sorduğumuzda ise, “Bu savaşın nasıl biteceğini gerçekten kimsenin bildiğini sanmıyorum. Hatta buna Netanyahu da dahil” dedi.
‘Sığınaklar artık ikinci evimiz’
Peki İsrailliler savaş hakkında ne düşünüyor? Bu soruya da Alina, şu yanıtı verdi:
“İsrailliler savaşı destekliyor, hatta hükümeti desteklemeyenler bile destekliyor. Bu zamana kadar çok küçük çaplı bir protesto oldu. 7 Ekim sonrası durum çok farklıydı. Hükümeti desteklemeyenler bile sokaktaydı. Fakat durum bu sefer böyle değil; belki de füzelerden kaynaklı, bilemiyorum. Çünkü çok sayıda füze engellenmesine karşın İsrail’e düşüyor. Sığınaklar artık ikinci evimiz.
Çocuklarım sakin, sadece düzgün uyuyamadıkları için biraz sinirliler. Bence bu durum öncelikle ebeveynlerin davranışına bağlı. Asıl amaç İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engellemek, rejimi devirmek değil. Elbette rejimin düşmesini isteriz çünkü bize çok sorun çıkarıyor, ama bunun bu şekilde mümkün olduğunu da sanmıyorum.”

(Tel Aviv’e atılan füzenin ardından uyarı sirenleri çalarken insanlar sığınaklara koşuyor, AP)
İran’da savaşın gölgesinde bir hayat
Tahran’da yaşayan Sarah ise savaşın zaten uzun yıllardır ekonomik kriz ve siyasi baskı altında yaşayan insanlar için yeni bir korku dalgası yarattığını söyledi. Sarah, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Bu günler bizim için çok zor. Zaten sahip olduğumuz korkulara, ülkenin çökmüş ekonomisi yüzünden işimizi kaybetme korkusuna, yoksulluk korkusuna, bir gelecek kurma umudunun olmaması korkusuna, şimdi bir korku daha eklendi: ölüm korkusu ve hayatta sahip olduğumuz tek şeyleri, evimizi, arabamızı ve yıllarca emek vererek elde ettiğimiz her şeyi kaybetme korkusu. Hayattayız, ama yaşamıyoruz.’’

(Tahran’a yönelik bir saldırının ardından yükselen dumanları çatıdan izleyen insanlar, 1 Mart 2026. AP)
27 yaşındaki Sarah İran’da yaşadığı durumu şöyle özetledi:
“Benim yaşımda olan insanlar, hayatlarının büyük kısmını ulaşmayı umdukları şeylere ulaşamamanın acısıyla geçirdi. En temel sayılabilecek pek çok şeyi bile başaramadık. Garip bir şekilde, çoğumuz neredeyse hayal kurmayı bile bıraktık. Bazen sanki bu devasa evrende İran halkına düşen pay sadece hayatta kalmakmış gibi hissediyorum; gerçekten yaşamak değil. Hatırlayabildiğim zamandan beri, ülkemizde hayatın en küçük temel hakları için bile mücadele etmek zorunda kaldık. İran, doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri, ama halk bu ulusal zenginliğin neredeyse hiçbir payını alamıyor.”
İran’daki protestolarda yaşananlar
Sarah’a göre İranlıların özgürlük talebi son yıllarda daha fazla arttı ve baskılar da bu süreçle beraber daha fazla ortaya çıktı:
“Son yıllarda insanlar özgürlük için daha güçlü bir şekilde çaba göstermeye başladı ve hükümetin baskısı daha da sertleşti. 2022’de ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketi hükümet tarafından şiddetle bastırıldı. Binlerce kişi öldürüldü, hapsedildi ya da idam edildi. Bundan sonra, 2025’te enflasyon aşırı seviyelere ulaştı. Gıda fiyatları yüzde 300’den fazla arttı ve insanların satın alma gücü çöktü. Bu durum İran genelinde esnaf ve sıradan vatandaşlar arasında güçlü protestolara yol açtı.

(İran’daki protestolar)
İnsanlar zaten ekonomik baskılara karşı protesto ederken, ocak ayında büyük gösteriler düzenlendi. İki gün süren protestolar sırasında güvenlik güçleri silahlı müdahalede bulundu ve birçok insan hayatını kaybetti. Hükümetin silahlı güçleri sokaklara ve hatta çatılara yerleştirildi ve protestoculara ateş açtı. Birçok kişinin cenazesi kimliksiz şekilde toplu mezarlara gömüldü. Bazı aileler çocuklarının cenazesini alabilmek için büyük paralar ödemek zorunda kaldı ve pek çoğu sevdiklerini bulabilmek için binlerce ceset arasında arama yapmak zorunda kaldı. Aynı zamanda internet haftalarca kesildi. İnternet sonunda geri geldiğinde İran halkının sesi dünyaya ulaştı ve yaşanan şiddetin görüntüleri tüm dünyaya yayıldı. Ülke’de baskı altındaydık ama dünya bunu gördü. Kimileri bu saldırıların bizi kurtarmak için olduğunu düşünüyor ama ben öyle düşünmüyorum. Çünkü sivillere uyarılar yapılıyor evlerden çıkmayın diye, yani savaş evimizin içinde hissediliyor. Halk hem rejimin saldırıları, hem de ABD ve İsrail’in saldırıları altında kalmış durumda’’
Ne olmuştu?
İran’da protestolar, 28 Aralık 2025’te Tahran’daki Kapalı Çarşı esnafının yüksek enflasyon ve para birimi tümenin tarihi değer kaybına karşı greve gitmesiyle başladı. Kısa sürede diğer eyaletlere yayılan eylemler, rejim karşıtı protestolara dönüştü.
Human Rights Activists News Agency (HRANA) tarafından paylaşılan raporlara göre, teyit edilen toplam ölüm sayısının 7 bini aştığını vurgularken 11 binden fazla ölümün ise incelendiği kaydetmişti. 50 bini aşkın kişi ise gözaltına alındığı belirtiliyordu.
Norveç merkezli İran İnsan Hakları örgütü ise nihai sayının 25 bini aşabileceği uyarısında bulunuştu.
İran yönetimi ise bu rakamları reddederek, güvenlik güçlerinin kamu düzenini sağlamak amacıyla müdahalede bulunduğunu savundu.
‘Günler geçtikçe gökyüzündeki savaş uçaklarının sesi artıyor’
İranlı Fatima ise ülkesinde yaşanan durumu ve bugün ortaya çıkan tabloya dair şu bilgileri paylaştı:
“İnsanlar artık sonunda şunu fark etti: boş ellerle bu kadar güçlü ve yozlaşmış bir sistemle mücadele etmek çok zorlaşmıştı. Buna dışarıdan müdahale edenler oldu. Daha sonra uluslararası gerilimler tırmandı ve şimdi bir savaş başladı. Bugün savaşın dokuzuncu günü. İlk günlerde yalnızca belirli yerler hedef alınıyordu siyasi liderlikle ya da hükümetin komuta merkezleriyle bağlantılı yerler.
Dürüst olmak gerekirse, o yerler ilk saldırıya uğradığında benim kuşağımdaki birçok insan umut hissetti. Bazıları, sistemin ana liderleri ortadan kaldırılırsa belki sonunda her şeyin daha iyiye gidebileceğine inanıyordu.
Ama günler geçtikçe füzelerin sayısı ve gökyüzündeki savaş uçaklarının sesi giderek arttı. Birçok şehirde askeri üsler, polis karakolları ve silahlı güçlerle bağlantılı tesisler hedef alındı. Kuzeydeki bazı bölgeler ve birkaç yer dışında İran’daki çoğu şehir artık güvenli hissettirmiyor.”

(İran dini lideri Ali Hamaney ve Ayetullah Humeyni’nin posterleri – AP Fotoğrafı/Vahid Salemi)
‘Sekiz gündür stere bağlı kanama yaşıyorum’
Tahran’da yaşayan Fatima, son dönemde savaşın siviller üzerindeki etkisini kendi yaşamından örnek vererek anlattı. Savaş başladığından bu yana geceleri korkudan uyumadığını belirten Fatima, “Her gece füzelerin ve savaş uçaklarının sesini duyuyorum. Bu stres vücudumu ciddi şekilde etkiledi. Sekiz gündür strese bağlı kanama yaşıyorum. İnternetimizin çoğu zaman kesik olması da durumu daha zor hale getiriyor. Çalışamıyoruz ve çalışmadan gelirimiz olmuyor. Bazen savaş uçakları evlerimize o kadar alçaktan ve o kadar yakından uçuyor ki bütün camlar sallanıyor. İki gece önce evimizin camları kırıldı” diyerek, şöyle devam etti:
“Bir füze bir noktaya isabet ettiğinde sadece askeri bina yıkılmıyor. Çevredeki evler de zarar görüyor. İnsanlar ömürlerini vererek kurdukları evlerin bir anda harabeye dönmesiyle karşı karşıya kalıyor. Çevremizde birçok insan evini kaybetti ve gidecek hiçbir yeri yok. Bazıları soğukta hasarlı binaların içinde kalmak zorunda. İran halkı sadece hayattan payını istiyordu: özgürlük, istikrar ve ezici enflasyonun olmadığı normal bir ekonomi. Ülkenin ulusal kaynaklarının İran halkı için kullanılmasını istiyorduk. Sıradan insanlar temel yaşam giderlerini bile karşılayamazken bu kaynakların yabancı çatışmalara harcanmasını değil.”
‘Orada bir uçurum mu var, yoksa özgürlük mü?’

(AP Photo/Mohammed Zaatari)
ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı çıkan Fatima, İran’ın ekonomisini etkileyeceğini ve geleceğini zorlaştıracağını vurgulayarak şunları kaydetti:
“Biz aynı zamanda yerleşim mahallelerinin ve ulusal altyapının bombalar ve füzelerle yok edilmesini de istemiyoruz. Bunlar on yıllar boyunca emek ve kamu kaynaklarıyla inşa edildi. Şehirlerimizde petrol depolarının ve rafinerilerin yandığını görmek istemiyoruz. Her gece korku içinde uyanık kalmak istemiyoruz. Yıllarca çalışarak aldığımız arabamızın bir füze saldırısında yok olmasını istemiyoruz. Evlerimizin enkaz altında kalmasını istemiyoruz.
Başta birçok insan safça umutluydu. Birkaç saldırının liderliği ortadan kaldıracağını ve her şeyin hızla değişeceğini düşündüler. Ama şimdi sanki ülkenin altyapısı yok ediliyormuş gibi hissediliyor, elektrik sistemleri, enerji tesisleri ve daha fazlası… Herkes biliyor ki birçok siyasi elit ülkenin zenginliğini yurtdışına aktardı ve aileleri başka ülkelerde rahat bir hayat yaşıyor. Altyapının yok edilmesi onları etkilemeyecek, sadece sıradan insanların hayatını daha zor hale getirecek.
Uzun yıllardır kendimizi kalın beton duvarların arkasında birer mahkûm gibi hissediyorduk. Şimdi o duvarlar, yani yozlaşmış sistem çatlamaya başlamış gibi görünüyor. Ama duvarın diğer tarafında ne olduğunu bilmiyoruz. Orada bir uçurum mu var, yoksa özgürlük mü?”




