Gazeteci Tuncay Doğan’ın Nûmedya’da yayımlanan yazısındaki kulis bilgilerine göre, İmralı Adası’nda cezaevi dışında ve daha geniş kullanım olanaklarına sahip yeni bir yapı tamamlandı. Ancak Abdullah Öcalan, yapının hukuki statüsü netleşmeden bu konuta taşınmayı kabul etmedi. Ayrıca tartışma yalnızca fiziki taşınmayla sınırlı değil, sürecin ilerleyişini belirleyecek yasal çerçeve ve müzakere zemini açısından kritik bir öneme sahip.
Yazısında, 27 Şubat Deklarasyonu ile başlatılan Demokratik Toplum Süreci’nin yeni bir sınavla karşı karşıya olduğunu belirten Doğan, “Sürecin ilerlemesi genel bir yasal çerçeve gerektiriyor ve bunun yönetilebilmesi de başmüzakereci konumundaki Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarında bir iyileştirmeyi” dedi.
Doğan, “Kulislerde, İmralı Adası’nda yeni bir yapının inşa edildiği ve Öcalan’ın da bu konutta kalmasının istendiği konuşuluyor. Buna göre adada cezaevi dışında inşa edilen ve daha geniş kullanım alan ve imkanlarını içeren yeni yapı tamamlandı. Ancak bu yapının hukuki statüsünün belirsizliği, sürecin seyrini etkileyebilecek yeni bir tartışmaya da neden oluyor. Net ifade edilen şu: Abdullah Öcalan hukuki zemin ve statü meselesi netleşmeden bu yapıya geçmeyi kabul etmedi” ifadelerini kullandı.
Yeni yapı cezaevi mi, konut mu?
İmralı Adası’nda inşa edilen yeni yapının statüsünün henüz net olmadığına dikkat çeken Doğan şöyle ifade etti:
“Eğer sözü edilen bu yapı cezaevi statüsünde olacaksa, ziyaretlerin mevcut sistemde olduğu gibi izinli ve denetimli olması gerekecek. Daha önceki süreçlerde keyfi olarak uygulanan ‘görüş yasağı’, ‘idari cezalar’, ‘koster bozuldu’, ‘hava koşulları uygun değil’ türünde görüş engellemeleri düşünüldüğünde, avukatlar, siyasi heyetler ve diğer ziyaretçilerin nasıl ve hangi şartlarda İmralı Adası’na giderek Öcalan’la görüşeceği, bunun ne kadar devletin belirlediği prosedürler çerçevesinde olacağı meselesi konuyu zorlaştırıyor.
Ancak yapı konut statüsünde değerlendirilirse, teknik donanım ve iletişim imkanları da sunularak ziyaret rejimi çok daha farklı bir çerçeveye oturabilir. Bu durumda gazetecilerin, hukukçuların ve siyasetçilerin adaya erişimi daha geniş bir çerçevede mümkün olabilecek.
Dolayısıyla tartışma yalnızca fiziki bir taşınma meselesi olarak ele alınmıyor. En azından Öcalan ve orada bulunan diğer tutuklular böyle değerlendiriyor. Tam da bu noktada Öcalan’ın dile getirdiği ‘‘Hukuki ve siyasi statüm nasıl tanımlanacak?” sorusu öne çıkıyor.
Çünkü statü tartışması yalnızca Öcalan’ı değil, İmralı’daki diğer tutukluları da yakından etkileyecek.
Hatta daha geniş perspektifte ise bu statünün netleşmesi, farklı alanlarda örgütsel faaliyet yürüten diğer üst düzey yöneticilerin gelecekteki hukuki durumuna ilişkin olası düzenlemeleri de etkileyebilecek.
Bu nedenle statü tartışması yalnızca bir cezaevi düzenlemesi değil. Aynı zamanda Demokratik Toplum Süreci’nin gelecekteki hukuki zemini açısından da mesaj verici olacak.”
Bahçeli’nin açıklamaları ve sürecin geleceği
Tuncay Doğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının kulislerde bu konu bağlamında değerlendirildiği belirtti.
Bahçeli, 24 Şubat’taki Meclis grup toplantısında yaptığı açıklamada, “PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?” demişti.
Doğan’ın aktardığına göre, devlet kanadında ele alınan statü meselesinin bayram sonrasında netleşmesi ve Meclis’te hazırlanacak rapor ile cezaevi koşullarına ilişkin düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor.
İmralı’daki süreci, Güney Afrika’da apartheid döneminde ANC lideri Nelson Mandela için yaşanan süreçle karşılaştıran Doğan’a göre, Mandela’nın Robben Adası’ndan Pollsmoor Cezaevi’ne ve ardından farklı koşullara sahip bir konuta taşınması, onun artık yalnızca bir mahkum değil, müzakere yürütülebilecek siyasi bir aktör olarak görülmesinin somut işaretiydi.
Doğan, “İmralı’da inşa edilen yeni yapı ve statü tartışması da bazı çevreler tarafından bu tür tarihsel örneklerle karşılaştırılıyor. Türkiye’de nasıl bir hukuki ve siyasi çerçeve oluşacağı, önümüzdeki dönemde hükümetin atacağı somut ve güvenilir adımlara bağlı olacak” ifadelerini kullandı.




