Okunanlar üzerinde düşünme, bunları belli sorulara yaslandırma ya da soruların yanıtını arama çabasıyla başlayan edebiyat eleştirisi, zamanla gelişmiş, edebî eserin içerik,yapı ve üslûbu üzerinde tarafsız kurallarını, ilke ve yöntemlerini oluşturmuştur. Bu“nesnel eleştiri”nin dışında şahsi duygu ve düşüncelerinin öne geçtiği öznel diyebileceğimiz yaklaşımlar da var.
Eleştirmen değilsek ve böyle öznel bir yaklaşımla bir edebi eserden söz ediyorsak en başta “bana göre.bence” demeyi unutmamamız gerek.
Nesnel dediğimiz eserde yeniden üretilen gerçeklikteki olaylar, yaşam tablolarını, karakterleri, çatışmaları, durumları, kısaca yazarın bilinci dışında varlık gösteren her şeyi kuşatır. Öznel ise yazarın kendi duyguları ve düşünceleriyle olaylar karşısında takındığı tavırla ve bunların değerlendirilmesiyle ilgilidir.
***
Bu düşüncelerden hareketle İbrahim Baykal’ın bir süre önce yayınlanan ‘Dolunay’ adlı ilk romanından söz etmek istiyorum.
Roman kendini bir çırpıda okutuyor. Bunda yazarın süslü anlatımlardan kaçınarak sade bir dil kullanmasının etkisi olsa gerek.
İbrahim Baykal’ın ‘Dolunay’ adlı romanı, bir aşk örgüsü etrafında dönse de: sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bu toprakların toplumsal yapısını, tarihini ve insan ilişkilerini de harmanlayarak veren tarihsel arka planı olan bir kitap.
Roman, merkezine hazin bir aşk hikayesini alırken, bu aşkın etrafında toplumsal barış, aidiyet ve insanca yaşam temalarını işler. Yazar, karakterlerin iç dünyaları üzerinden okuyucuyu hem duygusal bir yolculuğa çıkarır.Bunu bölgenin tarihi ve dokusuna kadar uzatır.
Eserde dikkat çeken en önemli unsurlardan biri kimlik meselesidir. Karakterler üzerinden kendini hissetmek ile soya dayalı kimlik arasındaki ince çizgi sorgulanır. Roman, etnik kökenlerden ziyade ortak insani değerlere ve barış içinde bir arada yaşama arzusuna vurgu yapar.
Roman karakterlerinin diyaloglarında yer yer didaktik bir söyleme kaysa da yakın tarihimizdeki çatışmacı dönemin konu edildiği kitaplardaki genel geçer keskin ve slogancı söylemden sıyrılabilmiş.Bu sayede yazar, okurdan sadece olay akışını takip etmesini değil, toplumsal meseleler üzerinde analitik düşünmesini de bekler gibidir.
Romanın karakterleri siyah-beyaz değil; her biri kendi içinde gri alanlara ve haklı sebeplere sahiptir.
Ana karakter genellikle toplumsal baskı ile bireysel arzular arasında sıkışmış,tabular arasında bocalayan bir figürdür.
Romanın ana karaterleri kadar yan karakterler de işlevseldir.Söz gelimi romandaki bilge karakter,hayatın sillesini yemiş ama bu tecrübeyi nefrete değil, bilgeliğe dönüştürmüş bu figür barış ve hoşgörü mesajlarının sözcüsü gibidir.
Yazar,gelenek ve statü sahiplerini kötü olarak resmetmek yerine, onları sistemin birer parçası veya kurbanı olarak gösterir. Bu, yazarın meselelere objektif baktığının gösteriyor.
Yazar, karakterlerin dış dünyadaki suskunluklarını, iç dünyalarındaki iç monologlarla vermete çalışmış. Okur, karakterin sadece ne yaptığını değil, neden yaptığını birlikte öğrenir.

Belki yine öznel bir bakış açısıyla şu konulara dikkat çekilebilir:
Hikayenin ilerlemesi için zaman zaman fazla kurgusal tesadüflere başvurulması, gerçekçilik algısını zayıflatabiliyor. Olayların doğal bir akıştan ziyade, yazarın müdahalesiyle çözüme kavuştuğu hissi veriyor.
İbrahim Baykal’ın dili oldukça yalındır. bu durum okura ulaşmasını kolaylaştırsa da, dilin zengin kullanımı açısından zayıf kalabilir.
Karakterlerin bazen tek boyutlu kalması olay örgüsü çok hızlı ilerlediği için iç dünyaları, değişim süreçleri okurun karakterin neden o kararı verdiğini anlamakta bazen zorlanabiiliyor.
Didaktik söylemler edebiyat için her zaman bir handikaptır. Zaman zaman karakterlerin kendi yaşlarına veya sosyal statülerine uymayan, fazla kitabi veya yazarın kendi sesini duyurduğu cümleler kurması, inandırıcılığı zedeleyen bir unsur olarak karşımıza çıkabiliyor.
Bu eleştiriler, eserin bir popüler edebiyat ürünü mü yoksa klasik edebi eser adayı mı olarak değerlendirildiğine göre değişir. Sürükleyicilik arayan bir okur için bu maddeler kusur değil, akıcılığı sağlayan unsurlar olarak da görülebilir.
Özet ölarak: ‘Dolunay’ bir ilk roman olarak başarılı bir kitap bence.Yazarından yeni ürünler beklentisi içine giriyor insan.




