Savaş, ABD ve İsrail’in hesapladığı gibi İran’ın yaşayacağı bir şok ve yenilgiyle bitmedi. Aksine kalıcılaşma eğilimi giderek güçleniyor. En iyimser senaryolar bile olası ateşkes süreçlerinin kısa süreceğini öngörüyor. Savaşın dünyanın dört bir yanındaki ekonomik etkileri ise maddi ve manevi faturasını daha da ağırlaştırıyor.
Üçüncü haftasına giren savaş, giderek daha çok aktörü içine çekiyor. Ortadoğu ülkelerinin tamamı artık sıcak çatışma alanında. Yarattığı can kayıplarına ilişkin gerçekçi açıklamalar henüz yok. Ölü ve yaralıların yanında milyonlarca insan evlerinden göç etmek zorunda kaldı. Suriye’de yerle bir edilen şehirlerin enkazı dururken bütün Ortadoğu Suriye haline getiriliyor. Yaz ayları yaklaşırken su arıtma tesislerinin vurulması ve kuraklık riski, kitlesel trajedilerin kapısını aralıyor. Böyle giderse açlık ve salgın hastalıklar görülmeye başlayacaktır. Bu girdabın etrafına Azerbaycan’dan Ukrayna’ya kadar yeni bir savaş çemberi daha çiziliyor. Türkiye’ye düşen füzeler de aynı genişleme halkasının içinde yer alıyor.
Savaşın doğrudan yıkıcı etkileri Ortadoğu’da yoğunlaşsa da ekonomik sonuçları dünyayı ilk günden itibaren sarsmaya devam ediyor. İsrail ve İran’ın karşılıklı olarak enerji altyapı tesislerini daha çok hedef alması, küresel ekonominin bütün sektörlerini tehdit ediyor. Bu aşamada yaşananları “Üçüncü Dünya Savaşı” nitelemek, erken ve abartılı olabilir. Ancak küresel ekonomik sonuçları itibariyle bir dünya savaşının içindeyiz. Bunun başlıca nedeni, giderek artan ve aynı ölçüde kırılganlaşan küresel tedarik zincirlerinin darmadağın olmasıdır.
İran, en büyük kozlarından birini Hürmüz Boğazı’nı kapatarak kullandı. Savaşın kaderini tarafların ikmal kapasiteleri ve ekonomik dayanma güçleri belirleyecek. Bugün engellenen ticaret rotalarına baktığımızda aslında bunun yıllardır sürdürülen ABD ambargolarının tersine çevrilmiş bir biçimi olduğu daha net görülüyor. İsrail’in Gazze’ye ve ABD’nin Küba’ya uyguladığı yaptırımlar da tedarik zincirlerini kırarak ambargo silahının kullanılmasına dayanıyordu. İran, bugün bir bakıma ABD ve müttefiklerine petrol ve ticaret ambargosu uyguluyor. Yani ABD’nin elli yıldır kullandığı savaş taktiği ile kendisini savunuyor.
İnsanın aklına ister istemez Ortaçağ’da kalelerin ve şehirlerin kuşatılması geliyor. Ortaçağ kentlerinin ve kalelerinin otonom bir yapısı vardı. Kuşatma taktiği, kuşatılan kadar kuşatan için de bir dayanma gücü gerektiriyordu. Kazanmak için kale ile duvarlarının dışındaki dünya arasındaki bağlantıyı kesmek yetiyordu. Günümüzde ise herhangi bir kenti veya ülkeyi dünyanın geri kalanıyla uzun süre izole etmek pratik açıdan mümkün değildir. Küreselleşmeyle birlikte dünya, farklı coğrafyalardaki sayısız ticari hattın birbirine bağlandığı tek bir üretim bandına dönüştü. Bu damarlardan birinin kesilmesini, piyasanın bünyesinin kaldırma ihtimali yok. Küresel ikmal hatlarındaki bir aksaklık, bu zincirin yaşadığımız mahalledeki istasyonu olan zincir marketten sabah yapacağımız alışverişe anında yansıyor. Küresel ticari sistemin kırılganlığına dair benzer bir durumu pandemi döneminde yaşamıştık.
Küresel barış hareketinin son yıllardaki eylemlerini yukarıdaki gözlemin sağlaması olarak okuyabiliriz. Geçen yıl Gazze ablukasını kırmak için Global Sumud Flotilla’nın eylemi çok ses getirmişti. Benzer bir girişim bu hafta sonu 21 Mart’ta Havana’ya ulaşmayı planlayan La Filotilla Nuestra America ile sürüyor. Küba ambargosunu kırmayı hedefleyen teknelerde, yine gıda, bebek maması, ilaç, sağlık malzemeleri ve günlük kullanım için enerji aletleri var. İlerici Enternasyonal’in aktif örgütleyici olduğu bu kampanyanın bir benzerini Türkiye’de aydın ve sanatçıların desteğiyle José Martí Küba Dostluk Derneği düzenliyor.
Yanan rafinerilerin ve yıkılan kentlerin tozu dumanıyla kaplı ufukta yakın gelecekte kalıcı bir barış ihtimali görünmüyor. Gazze’ye ve Küba’ya halkların dayanışmasını taşıyan tekneler ise, bize barışın rotasını gösteriyor.




