Harici.com.tr’de yer alan habere göre Arizona Üniversitesi Profesörü David Gibbs, Neutrality Studies kanalında Pascal Lottaz’a verdiği mülakatta, ABD dış politikasının Soğuk Savaş sonrası dönemde içine girdiği “düşman arayışı” döngüsünü değerlendirdi. Gibbs, Washington’ın devasa askeri yapısını meşrulaştırmak için sürekli yeni tehditler ürettiğini, İran’ın da bu süreçte “kolay düşman” haline getirildiğini söyledi.
Gibbs, 1990 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Colin Powell’ın, “İyice düşünün. İblislerim tükeniyor. Kötü adamlarım bitiyor” sözlerini hatırlatarak, askeri bürokrasinin düşmansız kalmayı bir kriz olarak gördüğünü belirtti. Gibbs, “Eğer bir askerden bahsediyorsak, düşmansız kalmak kötü bir şeydir çünkü tüm kariyeriniz ve eğitiminiz düşman kavramı üzerine kuruludur. Ancak kişisel çıkarı olmayan normal bir insan için bu iyi bir gelişmedir” dedi.
‘Askeri-endüstriyel kompleks geniş bir çıkar ağına dönüştü’
Gibbs, askeri-endüstriyel kompleksin yalnızca silah üreticilerinden ibaret olmadığını, düşünce kuruluşları, akademisyenler ve medya çevrelerini de kapsayan geniş bir çıkar ağına dönüştüğünü söyledi. Soğuk Savaş boyunca bu yapının büyük fonlar ve gizli işbirlikleriyle beslendiğini belirten Gibbs, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından sistemin devamı için yeni bir düşmana ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
‘İran neocon’lar için kolay düşman oldu’
İran’ın Washington açısından özel bir yere sahip olduğunu söyleyen Gibbs, 1979’daki elçilik baskını ve rehine krizinin ABD siyasal hafızasında kalıcı iz bıraktığını belirtti. Gibbs, “Eğer bir düşman ararsanız, onu mutlaka bulursunuz. İran bu anlamda biçilmiş kaftandı” dedi.
Bu yaklaşımın yalnızca Donald Trump dönemine özgü olmadığını savunan Gibbs, İran karşıtlığının partiler üstü bir süreklilik taşıdığını vurguladı.
‘Neocon ideoloji İsrail’i model aldı’
Gibbs, John Mearsheimer ve Stephen Walt’un “İsrail Lobisi” kitabına atıf yaparak, neocon düşüncenin İsrail’i ABD için bir model olarak gördüğünü söyledi. Gibbs’e göre neocon’lar, Vietnam yenilgisinden sonra Amerikan militarizmini yeniden canlandırmak için İsrail’in saldırgan ve özür dilemeyen askeri çizgisini örnek aldı.
Gibbs, “Müzakere zayıflar içindir, askeri güç ise sorunları çözer anlayışı neocon’ların temel taşıdır” diyerek bu çizginin bugün de etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
‘Yüzde 1 doktrini saldırganlığı meşrulaştırdı’
Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin “Yüzde 1 Doktrini”ne de değinen Gibbs, bir tehdidin gerçekleşme ihtimali yüzde 1 bile olsa bunun yüzde 100 gerçek kabul edilerek saldırı gerekçesi yapıldığını söyledi. Gibbs, bu anlayışın mantıksal olarak sınırsız saldırganlığı meşrulaştırdığını savundu.
‘İran’ın hedefi ABD’yi bölgeden çıkarmak’
Sahadaki askeri dengelere de değinen Gibbs, İran’ın yalnızca kendini savunmayı değil, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik tehdit kapasitesini göstererek Washington’ı Batı Asya’dan çekilmeye zorlamayı hedeflediğini söyledi.
Gibbs, “İran, ABD ittifakının bölge ülkelerini korumadığını, aksine onları hedef haline getirerek daha güvensiz kıldığını gösteriyor” dedi. Ona göre İran’ın nihai hedefi, ABD’nin bölgeden çekilmesi ve bunun sonucunda “Amerikan imparatorluğunun sonunun” gelmesi.
‘Nükleer silah kullanım riski gerçek’
Gibbs, savaşın daha da tırmanması halinde ABD ya da İsrail’in nükleer seçeneğe başvurma ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini söyledi. Özellikle İsrail’in varoluşsal bir yenilgi algısına kapılması halinde bu riskin artacağını belirten Gibbs, Soğuk Savaş sonrası dönemde nükleer korkunun zayıflamasının da tehlikeyi büyüttüğünü ifade etti.
‘Avrupa kendi sanayisizleşmesini finanse ediyor’
Mülakatta Avrupa’nın pozisyonunu da değerlendiren Gibbs, Ukrayna’daki savaş ve İran krizi nedeniyle yükselen enerji maliyetlerinin Avrupa’yı ağır bir ekonomik çıkmaza sürüklediğini söyledi. Rus gazının kesilmesi ve ABD’den daha pahalı enerji alınmasının Avrupa sanayisini zayıflattığını belirten Gibbs, kıtanın aynı zamanda savunma harcamalarını artırarak kendi toplumsal refahından feragat ettiğini savundu.
Gibbs, “ABD sosyal altyapısı çökmüş, yoksul bir ülke gibi görünüyor çünkü tüm parayı orduya harcıyor. Avrupalılar neden bu sefil duruma özeniyor, anlamak mümkün değil” dedi.
‘Vietnam’dan daha ağır bir yenilgi ihtimali var’
Trump’ın ikinci döneminde çok daha sert ve müdahaleci bir çizgiye kaydığını söyleyen Gibbs, mevcut gidişatın ABD’yi Vietnam’dan daha ağır ve aşağılayıcı bir yenilgiye sürükleyebileceğini belirtti. Ancak Gibbs’e göre daha tehlikeli olan ihtimal, Washington’ın bu savaştan “kazanarak” çıkması.
Gibbs, “Eğer ABD kazanırsa bu durum daha fazla müdahaleyi, daha fazla militarizmi ve küstahlığı körükleyecektir. Bir sonraki hedef Küba veya Çin olabilir” dedi. Gibbs, en iyi sonucun ABD ve İsrail’in müdahaleciliğin bir felaket olduğuna dair sert bir ders alması olacağını söyledi.




