Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Gazeteci ve Yazarlarla İftar Programı’nda konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”İsrail’in Gazze soykırımını dünyaya duyurmaya çalışırken şehit düşen 275 gazeteciyi kemali hürmetle anıyorum. İsrail tamamen keyfi sebeplerle kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 17 gündür kapalı tutuyor” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Her cephede adeta bir hakikat savaşı verdiğimiz bu dönemde, medya kuruluşlarımızın daha fazla inisiyatif almasını, daha aktif ve etkili olmasını bekliyoruz. Millete parmak sallayan, millete tepeden bakan, vesayetçiler adına milli iradeye ve siyaset kurumuna ayar veren medya düzeni artık geride kaldı. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in bölgedeki saldırılarına ilişkin, “Eline güç geçmiş, kendilerini diğer insanlardan üstün gören bir şebeke bölgemizi adım adım felakete sürüklemektedir.” diye konuştu.
Erdoğan özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen küresel sistemin tarihi bir kırılma yaşadığı bugünlerde, gerçeklerin dünya kamuoyuna duyurulması gerektiğini söyledi.
Şu anda bölgede İsrail’in koçbaşılığını üstlendiği yıkıcı bir savaş yaşandığını anımsatan Erdoğan, masum çocukların okullarında ders dinlerken acımasızca katledildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, meslekte kıdemli gazetecilerin hem çalıştıkları kurumları hem de kendilerini bu noktada bir eğitmen, daha doğrusu bir mentör olarak görmeleri gerektiğine inandığını dile getirdi.
Türkiye’nin ve geniş coğrafyanın fikri hür, kalemi özgür, zihni berrak, vicdanlı, donanımlı ve milletin değerlerinden beslenen gazetecilere ihtiyacının olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hiç şüphesiz bunları da yetiştirecek olanlar sizlersiniz. Bu hedef doğrultusunda ortaya koyacağınız çabalarda daima yanınızda olacağımızı bilmenizi istiyorum. İnsanların doğru bilgiye rahatlıkla ulaşabildiği, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği ve hakikatin merkeze yerleştiği güçlü bir medya hepimiz için hayati önemdedir. Ancak Türkiye, uzun yıllar bu atmosferin özlemini çekmiştir. Televizyon ekranları, gazete köşeleri, dergi sayfaları on yıllar boyunca tek tipçi, tek sesli ve üstenci bir zihniyetin inhisarına mahkum olmuştur. Geçmişte öyle günler yaşadık ki farklı sesler susturuldu, halkın tarafsız haber alma hakkı engellendi. Medya organları toplum ve siyaset mühendisliğinin aparatı olarak hoyratça kullanıldı. Ama şimdi bunların hemen hepsi mazide kaldı. Manşetleriyle hükümetler kurup hükümetler deviren medya baronları artık eski Türkiye’de kaldı.”
Millete parmak sallayan, millete tepeden bakan vesayetçiler adına milli iradeye ve siyaset kurumuna ayar veren medya düzeni artık geride kaldı. Kalemini ve köşesini antidemokratik güç odaklarına kiralayan silahşörler artık geride kaldı. Haber bültenlerinde cuma namazına giden öğrencilerin hedef gösterildiği karanlık günler, figürleri ve figüranlarıyla birlikte artık geride kaldı. Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz. Sizlerin de gayretleriyle bu iklimi koruyup güçlendirmek arzusundayız. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz.”




