Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) tarafından hazırlanan “Barış inşası kuramı kapsamında SAMER barış süreci araştırmaları analizi”, bölge toplumunun öncelikli sorunları ile barış sürecine ilişkin beklentilerini ortaya koydu.
SAMER’in 2025 yılına ilişkin “barış süreci analizleri” araştırmasına göre, Türkiye’de en önemli sorun olarak ekonomi öne çıkarken Kürt meselesi ikinci sırada yer aldı. Araştırmada, infaz düzenlemesi, hasta mahpusların tahliyesi ve kayyım uygulamasının kaldırılması en güçlü talepler arasında sıralandı.
Raporda, SAMER’in Ocak, Mart, Mayıs ve Ekim 2025 tarihlerinde 16 Doğu ve Güneydoğu Anadolu kentinde yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirdiği “Bölge Gündemi” araştırmalarından elde edilen veriler değerlendirildi. Çalışmada, yıl boyunca barış sürecine yönelik tutumların ve umudun “kırılganlığına” dikkat çekildi.
SAMER “Barış İnşası Kuramı Kapsamında Barış Süreci Araştırmaları Analizi” raporunu yayınladı.
Rapor; 2025 saha verileri ve dijital söylem analizleriyle toplumsal barış algısını inceliyor.
Detaylar için 👇https://t.co/xWgTEmvHd8
#barışinşası #sosyalmedyaanalizi#söylemanalizi pic.twitter.com/2i9bc6J2nX— Saha Araştırmaları Merkezi (@sahamerkezi) March 19, 2026
Ekonomi ilk sırada, Kürt meselesi ikinci sırada
Araştırmada katılımcılara yöneltilen “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen yanıtlarda ekonomik kriz ve işsizlik ilk sırada yer aldı. Ocak ayında yüzde 53,6 olan bu oran Mayıs’ta yüzde 68,9’a yükselirken, Ekim ayında yüzde 59,7 olarak ölçüldü. “Kürt sorunu” ise ikinci sırada konumlandı.
Raporda, hükümetin söylemlerinin barış sürecine etkisine ilişkin değerlendirmelere de yer verildi. Buna göre, söylemlerin sürece olumlu katkı sunduğunu düşünenlerin oranı yüzde 47,7 olurken, olumsuz etkilediğini düşünenlerin oranı yüzde 16’da kaldı.
Talepler: İnfaz düzenlemesi, hasta mahpuslar, kayyımlar
Barış sürecine ilişkin talepler arasında hukuki ve yapısal düzenlemeler öne çıktı. “İnfaz kanununda değişiklik” talebi Mart ayında yüzde 65 iken Ekim ayında yüzde 78’e yükseldi.
“Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması” talebi yüzde 62,4’ten yüzde 64,4’e çıkarken, “hasta mahpusların tahliyesi” talebi yüzde 69,5’ten yüzde 74,9’a yükseldi.
“Umut hakkının tanınması” talebi yüzde 68,9’dan yüzde 71,9’a, “süreci yürütenlere yasal güvence sağlanması” talebi yüzde 66,7’den yüzde 74,7’ye çıktı. “Kayyım uygulamalarının kaldırılması” talebi ise yüzde 71,2’den yüzde 76,5’e yükseldi.
Barışa dair umut sınırlı artış gösterdi
Araştırmada, barış sürecinin olumlu sonuçlanacağına inananların oranının düşük ancak sınırlı bir artış gösterdiği belirtildi. Ocak ayında yüzde 18,2 olan oran, Ekim ayında yüzde 23,3’e yükseldi.
‘En yeterli aktör’ Öcalan
“Aktörlerin yeterli bulunma düzeyi” başlığında ise Abdullah Öcalan yüzde 42,9 ile ilk sırada yer aldı. Onu yüzde 40,5 ile PKK, yüzde 25,3 ile sivil toplum kuruluşları izledi. “Hükümet” yüzde 24,8, Meclis yüzde 22,1 ve muhalefet yüzde 20,3 oranında yeterli bulundu.
Raporda, bu verilerin barış süreçlerinde çok aktörlü yapının önemine işaret ettiği belirtildi.
Ekonomi ve eşitsizlik vurgusu
Araştırmanın değerlendirme bölümünde, ekonomik sorunların bölge toplumunun gündeminde belirleyici olmaya devam ettiği vurgulandı. Bu durumun, barış sürecinin yalnızca kimlik temelli değil aynı zamanda sosyo-ekonomik eşitsizlikler bağlamında ele alındığını gösterdiği ifade edildi.
Kalıcı barışın sürdürülebilirliğinin ekonomik adalet ve refah politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekildi.
Güven düşük, beklenti somut adımlar yönünde
Raporda ayrıca barış sürecine yönelik güven düzeyinin düşük ve kırılgan olduğu belirtildi. Siyasal aktörlerin söylem ve pratikleri arasındaki uyumsuzluk algısının, toplumsal meşruiyeti zayıflatan temel unsurlardan biri olduğu kaydedildi.
Toplumun barış sürecine desteğinin ise büyük ölçüde somut adımlara bağlı olduğu vurgulanan raporda, hukuki reformlar ve kurumsal dönüşümlere yönelik beklentinin yüksek olduğu ifade edildi. Bu durumun, sürecin hâlâ “geçiş evresinde” olduğuna işaret ettiği belirtildi.




