Tekzip yerine tutuklama niye?

Türkiye’de son yıllarda gazetecilere yöneltilen suçlamaların merkezinde Türk Ceza Kanunu 217/A maddesi var. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu. 2022’de “dezenformasyonla mücadele” gerekçesiyle yürürlüğe girdi. Ama bugün geldiğimiz noktada, bu düzenlemenin yalnızca yanlış bilgiyle değil, bilginin kendisiyle bir sorunu varmış gibi duruyor.
Çünkü mesele yanlış bilgiyle mücadele olmaktan çıktı, bilginin dolaşımını belirlemeye dönüştü.

Bugün İsmail Arı gibi genç gazetecilerin tutuklanması, niyetin bir hatanın düzeltilmesi olmadığı bunun yerine doğrudan cezalandırma yoluna gidildiğini gösteriyor.

Oysa gazetecilikte yöntem bellidir.
Yanlışsa düzeltilir.
Eksikse tamamlanır.
İtiraz varsa cevap verilir.
Tekzip bunun içindir.
Tekzip, bir haberi ortadan kaldırmaz, ona karşı söz üretir. Tartışmayı kapatmaz açar.
Bu yüzden hem basın özgürlüğünü hem de kişilik haklarını birlikte koruyan bir araçtır.
Ama tekzip çoktan tedavülden kalktı yerine ceza hukuku geçti.

Gazeteciler olarak hata yapabiliriz.
Eksik kalabiliriz.
Yanılabiliriz.
Bu mesleğin zaafı değil doğasıdır. Çünkü gazetecilik kesinlik değil, hakikate yaklaşma çabasıdır.
Ama bu çabanın karşılığı tutuklama olduğunda, artık mesele hata değil, sınırdır.

Tutuklama bir cevap değildir.
Bir düzeltme yöntemi değildir.
Bir tartışma biçimi değildir.
Tutuklama doğrudan müdahaledir.

217/A maddesinin asıl tartışmalı yanı da burada başlıyor. “Gerçeğe aykırı bilgi” ve “kamu barışını bozma ihtimali” gibi sınırları belirsiz kavramlar üzerinden işliyor. Böyle olunca şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Bir bilginin doğru ya da yanlış olduğuna kim karar veriyor?
Eğer bu karar kamusal tartışma yerine idari ve yargısal süreçler içinde veriliyorsa, o zaman sorun yalnızca yanlış bilgi değildir. Sorun gerçeğin nasıl tanımlandığıdır.
Haberin özgür dolaşımının sınırlandığı bir yerde demokratik ilkelere aykırı uygulamalar kolaylıkla hukuk ve kanun kılığına bürünebilir. Türkiye bugün tam da bunu yaşıyor.

İktidarın neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen bir konuma yerleşmesi; aynı zamanda neyin gerçek, neyin yanıltıcı olduğuna dair son sözü söylemesi anlamına gelir. Bu durumda hakikat, toplumsal tartışmanın ürünü olmaktan çıkar kurumsal bir tanıma indirgenir.

Eğer yasalar bu amaçla işliyorsa, özgürlük istisna, sınırlama kural haline gelir.
Böyle bir ortamda toplumun gerçeklere erişimi zorlaşır.
Bilgilenme hakkı zarar görür.
Gazeteciler yine yazmaya devam eder. Ama yaptıkları haberler nedeniyle gözaltına alınmaları, tutuklanmaları artık şaşırtıcı değildir. Eleştiri giderek daha fazla risk taşır. Farklı görüşlerin dolaşımı daralır.
Sonuçta çoğulculuk zayıflar.
Kamusal tartışma küçülür.
Toplum belirsizlikle yaşamaya alışır.

Oysa yapılması gereken çok basit.
Yanlışsa düzelt.
Eksikse tamamla.
İtirazın varsa cevap ver.

Ama tutuklama?
Tutuklama, bir hatayı düzeltmez.
Bir tartışmayı çözmez.
Sadece sınır çizer.
Bir ülkede tekzipin yerini tutuklama aldıysa, artık hedefteki yanlış bilgi değil,
gerçeğin kendisidir.

Gerçeğin peşindeki gazetecilik suç değildir.

Tutuklu gazeteci meslektaşlarımızın yeri de cezaevi değildir.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.