CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasının 9. oturumu İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda yapıldı. Akşam saatlerinde sona eren duruşmaya yarın saat 10:00’da devam edilecek.
Mahkeme Başkanı ve İmamoğlu’ndan Şahan’a sorular
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasında görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, yaklaşık 4 saat süren savunmasını bitirdi. Duruşma, Mahkeme Başkanı ve İmamoğlu’nun Şahan’a yönelttiği soruların ardından sona erdi. İmamoğlu, sorularının ardından Şahan’a, “Sevgili Emrah Başkanım, seni Allah korusun” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor.
Duruşmada, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması alınmaya başlandı. Şahan, savunmasının bir kısmını tamamladıktan sonra Mahkeme Heyeti, duruşmaya saat 18:00’e kadar ara verdi. Tutuklu sanıklar aranın ardından solana getirildi. Resul Emrah Şahan salona girdiğinde izleyicilerin bulunduğu bölümden “Türkiye seninle gurur duyuyor” sesleri yükseldi. Şahan, yaklaşık 4 saat süren savunmasını saat 19:00’da sonlandırdı. Ardından Mahkeme Başkanı ve İmamoğlu Şahan’a sorular sordu.
Mahkeme Başkanı ile Şahan arasında geçen diyalog şu şekilde:
Mahkeme Başkanı: Evet, eylemlere dair beyanlarınızda çok ayrıntıya girmediniz. Ancak savunmanızın başında; Timur Soyal, Adem Altuntaş ve Süleyman Atik’i şahsen tanımadığınızı, kendileriyle hiçbir şekilde para alışverişiniz veya bu yönde bir bilginiz olmadığını açıkça beyan ettiniz. Bu nedenle onların ifadelerinin detaylarını tekrar sormuyorum. Ancak Adem Soytekin ile ilgili 38. ve 43. eylemlerde bahsi geçen bazı çekler var. Bu çeklerle ilgili herhangi bir bilginiz var mı?
Emrah Şahan: Anlattım. İnanın Eylem 13’te de baktım, bulamadım.
Mahkeme Başkanı: Peki, 41. eylemde A Blok ile ilgili 25 günlük iskan süreci geçiyor. Eğer yanlış not almadıysak, bu izin süreci sizin belediye başkanlığı döneminizle ilgili. Ancak B ve C bloklarıyla ilgili süreç, sizin ‘belediye başkan yardımcısı’ olduğunuz döneme denk geliyor. O dönemdeki durumla ilgili ne diyeceksiniz?
Emrah Şahan: O dönemde ilgili müdürlük bana bağlı değildi. Timur Soyal’ın ifadesini gördüm; beni aramış, ben de Muammer Başkan’a gitmişim gibi anlatıyor… İnanın, Timur Bey beni aradıysa bile hatırlamıyorum. Aramış olsa dahi muhtemelen Engin Bey’e yönlendirmişimdir. Orada sürekli ‘benim işim’ şeklinde ifadeler geçiyor; ancak ben bu kişileri tanımıyorum. Nezih Barut’u tanımam, oradaki hiçbir yetkiliyi de tanımam.
Mahkeme Başkanı: 42 numaralı eylemde, Medicana Hastanesi ile ilgili savunmanızda; binanın imar barışından yararlanarak aldığı ilave katlar ve hastaneye dönüşüm sürecinde belediyenin dahli olmadığını, sürecin tamamen Bakanlık izinleriyle yürüdüğünü söylediniz. Peki, bahsedilen ‘bağış’ kısmındaki rakam nedir?
Emrah Şahan: 160 milyon TL bağış efendim.
Mahkeme Başkanı: Bir tesadüf müdür? Bu paranın nasıl kullanıldığını anlattınız ama…
Emrah Şahan: Evet, nasıl kullanıldığını anlattım. 160 milyon TL’yi getirip kendi adlarına, şeffaf şekilde belediyeye bağış olarak yatırdılar. Kişilerin kendi aralarındaki danışmanlık ilişkilerini benim bilmem mümkün değildir; bu benimle ilgili bir konu değildir.
Mahkeme Başkanı: Şahıslar ifadelerinde; 4 milyon doların elden verildiğini, diğer 4 milyon doların ise (yaklaşık 160 milyon TL) resmi bağış olarak yapıldığını iddia ediyorlar. Bu nedenle ‘tesadüf mü’ diye sordum. Diğer sanık Adem Altuntaş ise bunu kabul etmiyor, danışmanlık yaptığını söylüyor. Zaten ifadelerde bu yönde tutarsızlıklar var. Plan kısımlarıyla ilgili gerekli açıklamayı yaptığınız için o detaylara girmiyorum. Sayın Savcım, sorunuz var mı?
Cumhuriyet Savcısı: Yok, Sayın Başkanım.
İmamoğlu’ndan Şahan’a: “Emrah Başkanım, Allah seni korusun”
Ardından İmamoğlu’nun Şahan’a soruları oldu. Şahan ile İmamoğlu arasında geçen diyalog ise şu şekilde:
Ekrem İmamoğlu: Teşekkürler Sayın Hakimim, değerli heyet üyeleri. Sevgili Emrah Şahan Başkanım, sunumun için teşekkür ederiz. Bizim yaklaşık 12 yıldır devam eden değerli bir yol arkadaşlığımız, bir kader birliğimiz var. Sayın Hakimin huzurunda burada bulunan hem hukukçularımıza hem de misafirlerimize ve Türk milletine niçin bu soruları sorduğumu kısaca açıklamak istiyorum.
Ortaya konan iftiranamenin net ifadesi ‘çete’. Yani bir ‘örgütlü yapı’ ve ‘suç örgütü’ şeklinde tarifleniyor ve ben bu örgütlü yapıda lider olarak gösteriliyorum. Hatta affınıza sığınarak Sayın Hâkim, şunu sormak isterim: Bir iddianame daha eklenmiş galiba, mahkemeye sevk edilmiş. Bu yeni iddianame kabul edilirse 30 küsur yıl daha mı eklenecek bana? Yoksa nasıl bir durum? Küsurata bakmayalım artık bundan sonra. Kuşadası’nda bir şeyler yazılmış falan; böyle ilginç bir durumla karşı karşıyayız.
Hâkim: Onunla ilgili henüz bir birleştirme kararımız yok; sadece iddianamenin kabulü var.
Ekrem İmamoğlu: O zaman bir süre daha aynı rakamda durabiliriz, tamam.
Hâkim: Sorularınızı sorun.
Ekrem İmamoğlu: Peki. Sevgili Emrah Başkanım, Şişli’de gerçekten nasıl başarılı, azimli ve kararlı bir şekilde olaylara yaklaştığını yakından gördüm. Her ilçeyi gezdim; Şişli de bunlardan biri. Yanılmıyorsam Şişli Belediye binasında iki defa geniş toplantı yaptık. Projelerinizi ve yaklaşımlarınızı bana aktardınız. Bu toplantılara mümkün olduğunca hem bizim hem sizin bürokratlarınız da katıldı.
Ben bunu şunun için söylüyorum: Ekrem İmamoğlu olarak, Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, beraber görev yaptığımız dönemde size herhangi bir usulsüz, hukuksuz veya menfaat odaklı bir talepte bulundum mu?
Emrah Şahan: Olmadı Başkanım. Tabii ki bulunmadınız. Savcılık tutuklamasında da böyle bir soru soruldu; Sayın Savcı bana, ‘Ekrem İmamoğlu’nun her dediğini yapıyor musun?’ diye sordu. Dedim ki, ‘Yok öyle bir şey. Biz masada doğruya doğru, yanlışa yanlış deriz.’
Ekrem İmamoğlu: Şimdi bir başka husus… Emrah Bey’le bir işe alım sürecini sormayacağım çünkü Beylikdüzü’nde farklı birimde çalışan genç bir kardeşimiz olarak performansını yakinen biliyorum ve takdir ettiğim bir süreç olmuştu. Yönetici kimliği olan arkadaşlar için soruyorum; Şişli’de Belediye Başkanı oldunuz. Aday olarak partimizin takdiriyle görev aldınız ve meclis üyesi listesi oluştu. Hiç kimse size ‘Şunu belediye meclis üyesi yap’ dedi mi?
Emrah Şahan: Yok, olmadı.
Ekrem İmamoğlu: Bunu özellikle soruyorum; bizim partide ve başka partilerde yanlış anlaşılabilir. 39 ilçeye de bu soru sorulabilir. Kendime yapılmasını istemediğim bir davranışı başkasına da yapmam. Emrah Bey’e bunu soruyorum ama aynı yaklaşımı bütün ilçe belediye başkanlarına da sorabilirim.
Kaç meclis üyeniz var Sayın Başkanım?
Emrah Şahan: 30 küsur, Sayın Başkanım. 36.
Ekrem İmamoğlu: 36’nın kaçı seçildi?
Emrah Şahan: 31 CHP’liden bir tane bile yok.
Mahkeme Başkanı: Onu net öğrendik.
Ekrem İmamoğlu: Önemli bir bilgi. Emrah için ‘has üye’ derler; ne derse yapar. Ben hayatımda hiç kimseye böyle yaklaşmadım. Başkaları da Ankara’ya gitsin, burada olmasın.
İkinci konu; size bir firmayı veya kişiyi yönlendirip ‘Buna iş ver, ihale alsın’ gibi bir talimat verdim mi?
Emrah Şahan: Yok Başkanım. Zaten belediyemizde para yok.
Ekrem İmamoğlu: Bir de isimler, farklı kişiler… Bunlar bize deniyor; ben insanları bazı makamlara yönlendiririm ama bir talimat şeklinde ‘Bunun işini halledin’ diye bir yaklaşımım oldu mu?
Emrah Şahan: Hayır Başkanım. İnsanlar sürecini çözemeyince Büyükşehir’e veya size gelir; siz de gereğini yaparsınız. Talimat vermezsiniz.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Hâkimim, bunlar gerçekten önemli konular. Bir masada 3-3,5 yıl bu imzanın nasıl beklediğini yaşadım. Beylikdüzü’nde bekleyen yazılar için bürokratları çağırdım; cevap alamadım. Bu büyük bir ızdıraptı. Beyanlar üzerinden, dün de, yarın da beyanlar olacak. Sadece beyanla insan hapse giriyor; inanılmaz zor bir durum.
Savcılık ali cengiz oyunları da yapabilir, ama ben kendi adıma ve gücüm yettiğince sizin işinizi kolaylaştırmak için her türlü fedakârlığa hazırım. Herkes saygıyla geliyor; burası siyasetten sıyrılsın. Bir an önce siz de iyi bir sorumlulukla karar verin. Ben yüce Türk yargısına kendimi emanet ettim; siz onu temsil ediyorsunuz.
Mahkeme Başkanı: Bunu talep olarak kayda geçtik.
Ekrem İmamoğlu: Lütfen istirham ediyorum. Evet, son sözüm; Sevgili Emrah Başkanım, seni Allah korusun
Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, davada savunmasını yapan ilk belediye başkanı oldu.
Resul Emrah Şahan’ın savunması
Şahan’ın savunmasının tam metni şöyle:
“Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; öncelikle heyetinizin, avukatlarımızın ve tüm yurttaşlarımızın geçmiş Ramazan Bayramı’nı kutlarım. Bu bayram, Nevruz ve Ramazan Bayramı’nın güzel bir çakışmayla birlikte kutlandı. İnşallah bahar, ülkemize demokrasi, adalet ve barışla gelir. Temennim budur. Bu salondan inşallah böyle çıkarız. Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; yaklaşık tam bir senedir tutukluluktan sonra karşınızdayım. Geçen sene bugün, benim tutukluluğumun birinci günüydü. Hakkımızda binlerce sayfadan oluşan iddianameler hazırlandı. Ne olduğunu bilmediğimiz, yaratılmış suçlamalar, iddialar… Hepsine karşı milletin, yurttaşın, bu salondaki arkadaşlarımızın, dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugüne kadar geldik. 12 metrekarelik hücremde; yüzlerce mektup, binlerce mesaj… Yarınlara ilişkin samimiyetle söyleyeyim, umudumuz oldu. Kendisini hiç tanımam, hiç bilmem; “Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle, dayanın oğlum” diye mektup yazan, Erzurum’dan mektup yazan Hanife teyzenin direnciyle karşınızdayım. Tam 1 senedir, tam 1 senedir ya…
Önümüze konan kağıtlar, sorgular bana “suçlusun” diyor. Dönüyorum diyorum ki “Neyle suçlusun?”. “Bilmiyorum, suçlusun, ispat et.” diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyoruz. Tam bu boşluğa karşı! Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna, hep birlikte zorlanıyoruz. Hep birlikte. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkes, uzak tutan herkes, bu divanda değilse, milletin vicdanında ama en önemlisi ulu divanda hesap verecektir. 5,5 yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olanın imanıdır. Doğruyu yanlıştan ayırmak, akıl kadar, vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte. Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.
‘Bu gözaltı ve bu tutuklama yöntemi ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar’
Sayın Başkanım, değerli mahkeme heyeti; size kendim açımdan süreç nasıl başladı anlatmak isterim. Terör örgütüne yardım suçlamasıyla gözaltına alındım. PKK’ya yardım suçlamasıyla gözaltına alındım. Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı, on bir aylık belediye başkanı olarak maruz kaldığım bu gözaltı ve bu tutuklama yöntemi ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil; İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, tüm belediye başkanı arkadaşlarım ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar için bu yöntem, incitici ve onur kırıcıdır. Devlet adabından beklenen bu değildir. Bakın Sayın Başkan; ben bürokrat kökenli bir belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli Belediye Başkanıyken daha da net gördüm, hissettim, tecrübe ettim. Kurumların, bürokrasinin birbiriyle olan diyalogu, devlet koltuğundaki insanların —kişilerden bağımsız olarak— birbiriyle olan diyaloğu esastır.
Örneğin Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirinin külüne muhtaçtır. Yani o kadar simgesel bir örnek vereyim ki: Mesela Çağlayan Adliyesi’nin olduğu parsel aslında Şişli Belediyesi’nindir. Zamanında o parseli hazineye belediye vermiştir. Benim başkanlık dönemimde de bu diyaloglar devam etti. Adliyeyle, savcılık makamlarıyla pek çok konuyu konuşuyoruz; lojistik ihtiyaçları bir tarafa koyuyorum. Tabii ki iki kurumun kendi arasındaki birtakım ihtiyaçları oluyordu, bunları karşılıyorduk. Adliyenin İstanbul’daki önemli bir idari bina eksikliğine ilişkin Şişli Belediyesi’nde çalışmalar yapmaya başlamıştık, vesaire konuşurduk. Sayın Başkanım, daha 1 gün önce, 18 Mart günü, savcılıkla ben bunları konuştum. Benimle konuşuyorlar bunları. Çağırsalar gelirdim; 1 kilometre uzaktayız. Çağırsalar hepimiz giderdik. Sabahın kör saatinde, 5 buçuk yaşındaki kızımın, karımın önünden beni almak; oturduğumuz koltuğa, daha 1 gün önce birbiriyle diyalogda olan bu norma saygısızlıktır. Bu normu görmezden gelmektir. Benim bildiğim devlet bu değil Sayın Başkanım. Benim bildiğim, çocuğuma benimsetmek istediğim devlet ana, devlet baba bu değil.
Bakın hikâye nasıl başladı? Benim kızım o gün kapıya ne astı? “Bu eve polisler giremez” yazıp, kapıya astı. Bu hepimize ders niteliğindedir. Bugün devlet koltuğunda oturan herkese ders niteliğindedir. Devlet bu topraklarda ‘ana, baba’ diye adlandırılır. Devlet ana, öyle içi boş bir kavrama benzetme değildir; toplumun 7’den 77’ye tüm siyasal ve toplumsal kesimleriyle kendini güvende hissettiği, hakkının korunduğunu bildiği bir şefkat elidir devlet. 19 Mart sabahı bu hikâyenin benim elimden, ailemin gözü önünde zedelenen hikâyenin başladığı yer burasıdır. 19 Mart sabahı, bu hikâyede devletle toplum arasındaki güven bağına balta vurulmuştur. Devlet normu yok sayılmıştır. Hikâye böyle başlamıştır.
‘Burada esas hikâye Şişli’nin iradesidir’
Şimdi Sayın Başkan; benim tutukluluğum, ailem, kişisel olarak yaşadığım şey bir kenarda. Burada esas hikâye Şişli’nin iradesidir. Şişli Belediyesi’nin, Şişli ilçesinin iradesidir. Bakın; ben Şişli’de her 10 seçmenden neredeyse yaklaşık 7’sinin oyunu almış bir belediye başkanıyım. Şişli tarihinin en yüksek oyuyla belediye başkanı seçilmiş kişiyim. Hakikat şudur ki; bu tutuklama bana oy veren ya da vermeyen yurttaşların anayasal hakkına müdahaledir. “Beni temsil etsin ya da etmesin” diyen herkesin, sadece Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni için söylemiyorum, hepsinin ortaya koyduğu demokratik rızaya karşı yapılmıştır. Bugün benim koltuğumda kayyım oturuyor.
Sayın Başkanım hatırlatmak isterim; 4 gün gözaltından sonra haksızca tutuklanmamıza karar verilen Çağlayan Adliyesi nerededir? Simgesel olarak bir düşünelim, mekânsal olarak düşünelim. Cumhuriyetin, milli mücadelenin temellerinin atıldığı, her sokağı ülkenin demokrasi tarihinin izleriyle dolu olan Abide-i Hürriyet anıtının yanındadır. Bu mücadeleyi vermiş Mahmut Şevket Paşa, Mithat Paşa, Talat Paşa, Enver Paşa ve daha nicelerinin hatırasının yanı başındadır. Bunu niye hatırlatıyorum? Böyle bir mekânda, o koca Çağlayan Adliyesi’nden yürütülen bu siyasi operasyon Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak yapılıyor. Hem de nasıl biliyor musunuz? Hürriyet Anıtı’nın yanında o ilçenin, o ilin, o ülkenin yurttaşlarının hürriyetine müdahale edilmiştir. Tarih kitapları bunu böyle yazacaktır.
Bakın Sayın Başkanım, Şişli herhangi bir ilçe değil. Şişli, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izleriyle dolu bir ilçedir her sokağıyla. Şişli’nin gündüz nüfusu 3.500.000. İstanbul’un ana damarı; ticaretin, kültürün, gündelik hayatın merkezi Şişli. Ama biz bir taraftan Şişli Kuştepe’de 10 kişinin tek göz odada, çatısı akan odada yaşadığı yoksul Roman ailenin yuvasıyız. Paşa Mahallesi’nde kâğıt toplayıcılıkla geçinen genç babanın yuvasıyız. Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde yıllardır kentsel dönüşüm bekleyen Alevi kardeşimin evi. 19 Mayıs Mahallesi’nde yıllar önce geldiği için bu kent merkezinde ayakta durmaya çalışan Siirtli Kürt dostunun eviyiz. Feriköy’deki 100 yıllık, 150 yıllık Ermeni komşunun evi. İstese İstanbul’da istediği yerde oturabilecek ekonomik güce sahip olan ama Nişantaşı’nın sokaklarıyla, Şişli’nin caddeleriyle gönül bağı olduğu için Nişantaşı’nda oturan Nişantaşılı’nın evidir Şişli. Şişli bir İstanbul kesitidir. Bu tutuklama, bu operasyon tam da bu anlattığım Şişli’nin iradesine ve rızasınadır Sayın Başkanım. Halkın iradesinin hiçe sayıldığı yerde hukukun sadece şekli kalır, meşruiyeti ortadan kalkar. Bu suçlamalar, bu isnatlar meşru değildir. Tekrar ediyorum; çünkü ne yapılırsa yapılsın millet inanmadı. İnanmadı! Biz şu anda millet nezdinde meşru olmayan bir süreci yaşıyoruz ve oynuyoruz hep beraber.
Bakın 19 Mart sonrası Türkiye’de yaşanan tutuklamalara, operasyonlara siyasi olduğuna dair yurttaşın çok güçlü bir inancı var; duyuyoruz bunu. %60’lar, %65’ler bir şeyle konuşuluyor. Hiç uzağa gitmeyelim; daha geçen hafta Şişli’de yapılan bilimsel bir çalışma raporlarını size sunacağım. Daha geçen hafta yaptırdık, 1.060 örnekle yapılan bir çalışma… Bakın Şişli halkının %72’si bu davaya “siyasi” diyor. İçinde AK Partilisi var, MHP’lisi var; bütün partililer var. Şişli halkının %80’i diyor ki: “Resul Emrah Şahan’ın suçlu olduğuna inanmıyorum.” İnanmıyoruz! %85’i “tutuklu yargılamaya karşıyım” diyor. Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? Bırakın bunları, şu aşağıdaki oran çok acı. Serbest bir soru soruyorlar, diyorlar ki: “19 Mart operasyonu sizde hangi duyguyu yarattı?” %92; üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korku. Seçeneksiz soru bu. Yani anlamanız açısından söylüyorum; millet zaten gelecek kaygısı içerisinde, millet bir şeyle uğraşıyor. 19 Mart sonrası tüm Şişli’yi koyduğunuz hale bakın.
‘Hukuk devleti, meşruiyeti korumak ve sağlamakla yükümlüdür’
Bakın bu gösterdiğim sonuçlar çok nettir Sayın Başkanım. Şişli, Türkiye gibi bu operasyonun siyasi olduğu gerçeğini dile getirmiştir. Yurttaşın bizimle ilgili olumlu kanaatleri azalmamıştır. Tutuklamanın karşısında üzüntü, öfke bunlar artmıştır. Burada vurgulamak istediğim nokta şu Sayın Başkanım: Nasıl ki az önce devlet-toplum arasındaki ilişkinin zarara uğratıldığı gerçeğini anlatmaya çalıştıysam, burada da hukuk ve toplum arasındaki bağın, ilişkinin tahribatını hep beraber görmek zorundayız. Bu noktada siz ve sayın heyetinize; tarihsel yükümlülüğü bir belediye başkanı ve karşınızda yargılanan biri olarak hatırlatmak isterim. Hukuk devleti yalnızca karar üretmekle değil, meşruiyeti korumak ve sağlamakla yükümlüdür. Bu adaletin hakikatidir. Tarih önünde, millet önünde meşru olmayacak bir kararı hangi deftere yazılırsa yazılsın hukuki de olamaz. Bu iddianamede yargılanan bir belediye başkanı olarak beni seçen yurttaşların, tüm Şişlililer adına, kendi adıma, tüm ülkem adına beklentim budur. Hakkımda adaletle varılacak bir karardır. Buna inancım tamdır. Çünkü Anadolu’da oturduğunuz koltuğa peygamber postu derler Sayın Başkanım.
Şimdi ben 1 senedir neden tutukluyum? Bunu vurgulamak isterim, anlatayım. Bakın ben 19 Mart günü kent uzlaşısı davasından tutuklandım. 1 yıl önce esas tutuklama nedeni kent uzlaşısıydı. Bunun altını çizmek isterim. Yani gerekçe Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye İttifakı siyaseti. Ben siyasetçi olarak ve belediye başkanı olarak partimle beraber batıdaki illerde, batı illerindeki Kürtlerin mecliste temsil edilmesinin savunucusu olduğum için tutuklanıyorum. Bize isnat edilen suç buydu… Batı illerindeki Kürtlerin meclisteki temsiliyetiymiş. Sayın Başkan, batı illerindeki Kürtler kim? Belki siz, belki YSK arkadaşlarınız, belki katip arkadaşlarınız, salondaki arkadaşlarınız… Komşumuz, kardeşimiz, çalışma arkadaşımız. Bu şehirde aynı derdi, bu ülkede aynı derdi, aynı hüznü, sevinci yaşadığımız kardeşimiz. Ben bu siyasetin arkasındayım, gözümü kırpmadan arkasındayım. Çünkü Türkiye İttifakı’nı millet kabullendi. Batı’daki Kürdün, Doğu’daki Türk’ün, Alevinin, Sünni’nin, Laz’ın, Çerkez’in, Roman’ın bir olduğunu, kardeş olduğunu; geçmişinin bir, geleceğinin de bir olduğunu ispatladı. Cumhuriyet Halk Partisi’ni 2024 yerel seçimlerinde 1. yaparak da bunu gösterdi zaten. İşte bu tutukluluk, işte bu operasyon bu bir olma haline, biz olma haline yapıldı.
Ancak bu durum tabii büyük bir çelişki; çünkü Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin en kritik eşiklerinden biri olan terörsüz demokratik Türkiye sürecine ilişkin en yüksek toplumsal destek varken “kent uzlaşısı” davası ve kent uzlaşısında bir belediye başkanını tutuklamak abestir. Bakınız bu ülkeyi seven, milleti el üstünde tutan herkes bana katılacaktır. O dönem iktidar siyasetçilerinin açıklamalarından bir cümle söyleyeceğim “Uzlaşı bu topraklarda bir zayıflık değildir, devlet aklının ve milletin ferasetinin gereğidir.” Bugün biz orada durduk. Yani sözümüz buydu. Kimlikler üzerinden çatışmak değil, ortak değerlerde buluşarak kenti birlikte yönetme niyetiydi.
‘İkinci tutukluluğum da bu davalar da siyasidir’
Hal böyleyken bu operasyon devlet aklına, milletin desteğine, hep birlikte demokrasi için bir eşik daha atlama çabasına karşı yapıldı. Devlete rağmen, devlete rağmen… Türkiye, Kürt meselesinde en önemli tarih eşiğini geçerken bir belediye başkanını uzlaşıdan tutuklu tutmak çelişkidir. Bu çelişkiyi görmek için olayları sıralayalım… 19 Mart günü kent uzlaşısından tutuklandım, bir dönemi beklemeye başladım. 4 ay sonra, temmuzda Profesör Doktor Ahmet Özer, kent uzlaşısından benden önce tutuklanmış Esenyurt Belediye Başkanımız tahliye aldı. Tam o dönem “Şimdi kardeşlik zamanı, iç cepheyi güçlendirelim” açıklamaları geldi. Emrah’ın hücresinin kilidi açılmıştır, kapının kulpunu indirseniz kapı açılıyordu; onun için 2. bir kilit lazımdı. Ağustosta etkin pişmanlar ifade vermiş, vermiş, vermiş çıkamamış; “Emrah” demiş, Ağustos ayında etkin pişmanlar. 12 Eylülde birden aniden ifadeye çağrıldım. Sadece tanık ifadeleriyle, tekrar ediyorum sadece tanık ifadeleriyle tutuklandım. Kimle, kimlerle Türkiye’de bakanlıkla, devletle en büyük iş yapan müteahhitler, Türkiye’nin en büyük müteahhitleri, en büyük ihale almış kişiler, onların danışmanları, onların işini takip eden insanlar… Tamam.
Sonra ne oldu? Sayın Başkanım 2026 Şubat ayında kent uzlaşısından tutukluluk incelememde 5 dakikada tahliye aldım. 5 dakikada. Yani 400 kişinin 4000 sayfalık iddianamesini yazanlar, 5 kişinin iddianamesini 1 yıl oldu yazamazlar. 1 yıl oldu yazamazlar. Yani şimdi yedek tutuklama olduğunu bırakın yargı makamı ispatlasın desem ancak böyle ispat olur. Uzlaşıdan tahliye olmama karar verilmiştir. İBB dosyası tutuklu kalmam için bir önlem almak gerekiyordu. Özetliyorum: 19 Mart’ta kent uzlaşısından tutuklandım. Temmuzda Ahmet Hoca tahliye oldu. Kent uzlaşısından ağustosta etkin pişmanlar birden devreye girdi. Eylülde İBB dosyasına eklendim. Şubat ayında uzlaşıdan tahliye aldım, iddianamesi çıkmamış bir şekilde martta karşınızdayım. Bakın başından beri hukuki sürecin siyasi süreçle iç içe olduğu, içinde bulunduğumuz şu andaki süreçte ülkede bu işlerin siyasi olduğunun en güzel özetidir, kronolojik özetidir ya. Kent uzlaşısından tahliye aldım, süreç komisyonu 1 hafta sonra rapor açıkladı. Süreç komisyonunun raporunun çıktığı gün Türkiye’de kent uzlaşısından bir kişi kalmadı. Meclis üyeleri de o gün tahliye edildi.
Olması gereken budur. Olması gereken demokrasi, hukuk, toplumsal barıştır; ama yargılamaların, bu davaların siyasi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama Emrah çıkmamalıydı. Yedek tutuklama bugün için alındı. İşte bu yüzden ikinci tutukluluğum da bu davalar da siyasidir. Sayın Başkan, peki ben 11 ay boyunca tutuklanmadan önce neler yapmıştım? Niye benim çıkmamı istemiyorlar? Neden Emrah neden belediye başkanı olmasın? Anlatayım. Biz Şişli’de kimlikler, kutuplaşmalar üzerinden değil; hizmet üzerinden, çoğulcu demokrasiyi esas alarak çalıştık. Müşterek hikaye kurma çabasındayız. Sokaklarımızda, yaşadığımız kentte “biz” olabilme derdiyle yaptık ya. Kutuplaşmadan insanlar yorgun düşmüş, zorluklarla mücadele ediyor. Gerçek konuları var, gerçek sorunları var. Bunun için varız. 11 aylık belediye başkanlığı boyunca 150’ye yakın proje hayata geçirdik. 150’ye yakın. Çocuğun, kadının, yoksulun, emeklinin yanında olduk.
Bunları niye gösteriyoruz? Bunların hiçbiri yok artık. Kayyımda bunların hepsi kalktı. Hepsi kalktı. Mehmet Murat Çalık Başkanın başlatmıştı; okullarda bir öğün projesi. Şişli’de bin beş yüz öğrenciye, yüz bin kez de kayyımda kalktı. Kırtasiye yardımı yaptık. Fatura ve kışın fatura desteği verdik. On binin üzerinde yurt dışı… kışın fatura verdik. Emeklilere pazar desteği verdik beş bin TL; beş bin emekliye. Kent marketi açtık Şişli’de, üç harfli marketlerden daha ucuza ürün satmak için. Okulların temiz olsun, hijyen olsun diye temizlik ekibi kurduk. Okullarımızın temizliği için özel personel görevlendirdik. Şişli’de yaşayan tüm diyabetli çocuklara ücretsiz sensör desteği verdik. Üç yaşında, dört yaşındaki çocuk her gün üç dört kez şeker ölçümü yapıyor, kolu morarıyor; morarmasın diye ücretsiz sensör desteği verdik her ay. Genç kardeşlerimize ücretsiz ulaşım sağladık. Burs verdik; sekiz yüz öğrenciye on beş bin TL’lik burs verdik. Ya, çocukların oynayacak yeri yok Şişli’de. Park yok. Yetmiş beş sokağı kapattık hafta sonu çocuklar oyun oynasın diye. Çocuklar; aynı apartmandaki arkadaşlarıyla, akranlarıyla tanıştı. Komşusu komşuyla tanıştı mesela. Altmış bin çocuk faydalandı. Daha çok var. Bunların hiçbiri yapılmıyor. Bunların hepsi durdu.
‘Tarihte ilktir: Şişli Belediyesi’nin bu tapuları bir gecede elektronik sistemden iptal edildi’
Bir taraftan da bunları yaparken Türkiye’de kurumlar çok zor durumda. Sadece Şişli Belediyesi değil; o dönem çok haber olmuştu, Şişli Belediyesi Türkiye’nin en borçlu belediyesiydi. Devletin en borçlu belediyesiydi. Önceki belediye başkanı çok toparlamaya çalıştı, toparladı. Ben de geldim, ben de toparlamaya çalıştım. En borçlu belediyesiydi. Kaynak geliştirmek için çalıştık. On bir aylık belediye başkanlığım boyunca iddia ediyorum; AK Partili belediyeleri bilmem ama Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları içerisinde en fazla bakanla görüşen, en fazla Ankara’da üst düzey bürokratla görüşen ve toplantı yapan belediye başkanıyım. Üç kere de bakanla görüştüm. İki kere Çevre Şehircilik Bakanlığı, bir kere de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ilgili bürokratlarıyla sadece nezaket ziyareti değil, toplantılar yaptık; teknik toplantılar yaptık.
Belediyenin kurum olarak güçlenmesi için çabalıyoruz. Kurum güçlü olması lazım ki hizmet üretsin. ‘Belediyenin öz mülkü olması lazım’ dedim. Belediyenin öz mülkü olsun ki kaynak üretebilsin, hizmet üretebilelim. Teknik çalışmalar yaptık, buralara yoğunlaştım on bir ayda. Bakın Sayın Başkan, on bir ayda belediyeye tam otuz altı tane mülk kazandırdık. Bu konu çok önemli bir konu. Bu konuya hiç değinmedim. Türkiye’de ilk defa bu konu… On bir ayda otuz altı tane mülk yaratarak Şişli Belediyesi’ne yaklaşık kırk altı milyar TL’lik, yani bir milyar doların üzerinde mülk kazandırdık. Biz buna ihdas dedik. Boş alanları çalışırsınız, kamunun hakkıdır bu ve o tapuları kamuya kazandırırsınız. İlmek ilmek, oya gibi kendi çalıştığım teknik arkadaşlarla oturduk, çalıştık. Bakanlığa gönderdik, Bakanlık onayladı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Oradaki arkadaşlarla da çalıştık ve bir kaynak yarattık. Şişli için yaratıyorsunuz; Şişli Belediyesi’ne yarattık. Bunlar gerçek tapular. Yani fotobloktaki tapu değil, gerçek.
Şimdi ne oldu biliyor musunuz Başkanım? Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, iddia ediyorum. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen bir şey oldu: Şişli Belediyesi’nin bu tapuları bir gecede elektronik sistemden iptal edildi. Bir gecede tapuları iptal ettiler. Belediyenize tapusunu veren Bakanlıktı, tapular iptal edildi. Görüş yazısı yazdık, dedik ya biz böyle böyle bir işte anlatmıştık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na. ‘Doğru mu?’ dedik, ‘Doğru’ diye yazı yazdılar. Ben Sayın Murat Kurum’la bunları konuştum. Yazılarımı gösterdim. Teknik olarak hatalı olduğunu da kabul etmedi, teknik olarak doğruladı bizi. Onu da söyleyeyim. Bunu niye anlatıyorum? Bir şeye çabaladık. Yani burada bir olay değil, kurumu güçlendirmeye çabalıyoruz. Ama ‘Yok’ dediler. ‘Bir dakika, Şişli’ye bir mülk verilmez.’ Olur mu ya? Kamuoyunun malıydı, Şişli’nin helal malıydı.
Daha kötüsü ne oldu? Şişli Belediyesi’nin bu işleminden sonra Bakanlık, ilçe belediyelerinin böyle bir kaynak yaratmaması için hemen bir yasa çıkardı. Hemen! ‘Hiçbir belediye bu işlemden sonra Türkiye’de ihdas yapamaz’ dendi. Dediler ki ‘Yok, yapmasınlar. Burası bir kapı açıyor, kapatalım.’ Tamam. Bu neyi temsil ediyordu başkanım? Onu anlatacağım. Sayın Bakan, bir milyar doların üzerinde bir mülk diyoruz. Proje değeri iki buçuk – üç milyar dolar. Yani vatandaşın anlaması için söylüyorum, bugün otoyolların satılacağı rakam. Şişli’deki binaların yüzde doksan ikisi depreme dayanıklı değil. Yüzde doksan ikisi depremle yıkılacak yapılar. Bu parayla, bu kaynağı kullanarak Şişli’deki tüm binaları yıkın, kimseden cebinden beş kuruş para almayın, aynı metrekaredeki dairesini teslim edebiliyorsunuz. Yani Şişli’de kentsel dönüşüm sorununu çözüyorduk ya, bu kadar basit! Ve bunu Bakanlıkla yapacaktık. ‘Olmaz’ dediler, ‘Yapamazsın’ dediler. Dava açtık, tedbir koydurduk. İnşallah alacağız tapumuzu. İnşallah görevime döneceğim, Şişli’nin kaynağını yine Şişli’de, Şişli için kullanacağım.
‘Tek göz odada yaşayan Şişlili yoksul ailenin hakkını koruyorum’
On bir ay boyunca bu kentin geleceği, burada yaşayanların huzuru ve refahı için çalıştık. Kurumu güçlendirmek için çalıştık. Sayın Başkan bakın, Mecidiyeköy İstanbul’un en lüks AVM’lerinden biridir, hepiniz bilirsiniz. Bir ismi vardır, hiç söylemeyeyim ismini. İki sokak arkasında da Kuştepe vardır. Kuştepe’de biraz önce size bahsettiğim ‘Bir Öğün Bizden’ projesi… Biz çocuklara öğlen okulda karnı doysun diye yemek gönderdiğimizde Kuştepe’de okullaşma oranı arttı. Şişli’nin göbeğindeki bir mahallede, bir okula öğlen çocuğa öğün gönderiyoruz diye anne, ‘Çocuğumun karnı doysun’ diye çocuğu okula gönderdi. Böyle bir mahalleden bahsediyoruz. Arkasında böyle bir yoksulluk var. O AVM’nin arkasında böyle bir yoksunluk var. Anlatmaya çalıştığım şu: O mahallenin hakkı, o çocuğun hakkı, geleceği işte o AVM’ye, o kuleye satıldığı için görmezden gelinmiş. Bir kere daha bu kentin hakkına girilmesin; bir kere daha çocuğun, gencin, yoksunun hakkına girilmesin diye çalıştık.
Şişli’de bu hikayelerden çok var; biliyorum bu ülkede çok var. Hepiniz geçerken görüyorsunuz ama emin olun en sertleri, en acımasızları Şişli’de. Samimiyetle söylüyorum. Bakın, ben belediye başkanı adayıyken de söyledim bunu: Öyle bir ilçedir ki burası, yedi metrelik bir yolun karşısında milyon dolara daire alırsınız, hemen karşısında inanılmaz bir yoksulluk görürsünüz. O lüks arabalar o yoksunun önünden geçip evine girer. Öyle büyük bir tesadüf ki o yedi metrelik yolun karşısındaki o gökdelen bugün benim karşımda. Anlatacağım şimdi. Siyaset insan içindir. İşte komutanım, burada başlıyor başkanım. Ben o tek göz odada yaşayan Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken hakkını koruyorum. Peki sayın başkanım, ben yola nasıl çıktım? Bütün bu işlerin, isnatların hepsinin detayını anlatacağım ama yola çıkış hikayemi görmeniz lazım.”
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu’nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu katıldı.
Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz yargılananlar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi.
Duruşma savcısı, bugünlük değişti
Tutuklu yargılananlar saat 10.20 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı.
İzleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu saat 10.35’te salona getirildiğinde ise tüm tutuklular ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı attı. Mahkeme heyeti, 10.40’ta salona giriş yaptı. Duruşma savcısının ise bugünlük değiştiği öğrenildi.
Avukat Kaptan Yılmaz, ‘milletvekili krizi’ne itiraz etti
Sukas’ın avukatlarından Kaptan Yılmaz, “Vekiller içeri giremiyor. Sizin şifai talimatınız var mı? Bu sorunu çözmenizi rica ediyoruz” dedi. Mahkeme başkanı, “Biz daha önce gerekli işlemlerin yapılması için Basşavcılığa müzekkere yazdık” diye konuştu.
Yılmaz’ın, “Yani sizin şifahi talimatınız yok mu? Jandarma öyle beyan ediyor çünkü” demesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Sizin müvekkilinizle ilgili bir sorun yok. Savunmanıza devam edin” dedi. Yılmaz, “Avukat olarak, duruşmanın aleniyeti beni de ilgilendiriyor Sayın Başkanım. Ben yalnızca bir soru sordum. Şifahi talimatınız var mı, yok mu? Basit bir soru” sözlerine karşılık Başkan, “Biz aleniyeti ihlal eden herhangi bir karar vermedik. Başsavcılıkla iligili bir durum” ifadelerini kullandı.
Duruşma, Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın avukatlarından Beyzanur Açar’ın savunmasıyla başladı. İddianamede yer alan ‘Özel Vasfa Haiz Üye’ kavramının ne kanunda ne de Yargıtay içtihatlarında yer aldığını belirten Açar, “Bu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde, alt sınırdan uzaklaşmak maksadıyla iddia makamı tarafından kurgulanmış bir kavramdan ibarettir. Ali Sukas’ın iddianamede ‘tam bir teslimiyet duygusu ile hareket ettiği’ söyleniliyor. İddianamede bu ifade ile geçen tek isim Ali Sukas” diye konuştu.
Ardından Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, duruşma savcısı değişikliğinin, bir önceki savcının rahatsızlanması nedeniyle olduğunu belirtti.
Altan Ertürk savunma yaptı
Daha sonra, Şişli Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti verdiği belirtilen ve mahkeme tarafından hazırlanan savunma sırasına ilişkin listede 11’inci sırada bulunan tutuklu Altan Ertürk’e söz verildi.
Ertürk, memur olmadığı halde “icbar suretiyle irtikap” iddiasıyla suçlandığını belirtti. 1980 darbesi olduğunda 10 yaşına bile basmadığını, darbenin yalnızca siyasi yapıyı değil, hayatları da nasıl altüst ettiğini birebir yaşadığını dile getiren Ertürk, şöyle devam etti:
“Babamın arkadaşları öldürüldü, işkenceler gördü, sürgün edildi. Babam da Fransa’ya gitmek zorunda kaldı. Ben, annem ve iki yaşındaki kardeşimle birlikte her gece ev baskınlarıyla büyüdüm. 10 yaşımdan 19 yaşıma kadar pasaport alamadım ve 9 yıl boyunca babamı göremedim. 19 yaşında ilk kez yurt dışına çıktığımda, çocukken vedalaştığım babamı bu kez üniversite öğrencisi olarak gördüm. O yıllarda babamla yaptığım konuşmalarda hep şu sorunun cevabını aradım, ‘Türkiye’de siyaset neden insanların hayatlarını parçalayacak kadar sert?’ Bugün burada anlattığım şey yalnızca kişisel bir hayat hikayesi değildir. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin bugününe gelişinin bir özetidir. Bu ülke başbakanlarını, bakanlarını, gençlerini idam sehpalarında kaybetti. Kardeş kardeşi vurdu, aydınlar yakıldı, farklı düşünenler hapsedildi. Dönem oldu Kürtler, dönem oldu Aleviler, dönem oldu gayrimüslimler, dönem oldu muhafazakârlar… Bugün de Cumhuriyetçi, laik, sosyal demokrat kesimler benzer bir baskı hissini yaşamaktadır.”
Altan Ertürk, iddianamede yer verilen 143 eylemden yalnızca birinde adının geçtiğini, süreçte dosyayı okuyan avukatların hepsinin ortak yorumda bulunduklarını ifade eden Ertürk, “Hepsi, ‘Sen bir eylemden değil, çeyrek eylemden tutuklusun’ diyorlar. Benim adım dosyada bir eylemde değil, fiilen çeyrek bir eylemde geçmektedir. Buna rağmen yaklaşık altı aydır tutukluyum” diye konuştu.
Ertürk, ‘Ben içeride çok sayıda insan gördüm. O kadar uzun süre tutuklu kalan insanlar var ki, bir noktadan sonra ‘Savcı ne koyarsa imzalayayım’ noktasına geliyorlar. Çünkü tutukluluk tehdidi ve korkusu insanı oraya sürüklüyor. Bugün ise insanlar tutukluluk korkusuyla öyle bir noktaya geliyor ki, neredeyse annesini babasını getirseniz onların üzerine bile suç atacak hale geliyor. Bunun da ayrıca ahlaki olarak sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Ertürk, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini isteyerek, “Artık sizden beni çocuklarıma kavuşturmanızı talep ediyorum” diye konuştu.
. Ertürk’ün bir saatlik savunmasının ardından Mahkme Başkanı Ertürk’e soru sordu.
Ertürk ve Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan arasında geçen diyalog şu şekilde:
Mahkeme Başkanı: “Hakkınızda aleyhte beyanda bulunan şahıslar; Abdi İbrahim isimli firmanın sahibi Nezih Barut ile Cem Erdinç, İlker Aydın ve Ali Alaltun’dur. Bu kişilerle aranızda herhangi bir husumet veya sorununuz var mı?”
Altan Ertürk: “Sayın Başkanım, bu şahısların hiçbiriyle bir husumetim yok. İfademde de belirttim. Cem Erdinç hariç diğerlerini zaten tanımıyorum. İlker’le de bu süreçte tanıştım. Hiçbiriyle bir husumetim yok. Bu şekilde beyanda bulunmalarına dair elbette bir fikrim var. Onu burada söyleyeyim mi?”
Mahkeme Başkanı: “Bir tek Cem Erdinç’i tanıdığınızı belirttiniz. Samimiyetinizin boyutu nedir?”
Altan Ertürk : “Cem Erdinç’i eskiden beri tanırım; ancak ileri derecede bir samimiyetimiz yoktur. Ailesini benim eski ortaklarım çok yakından tanır. Bu nedenle ismen de birbirimizi biliriz. Tanışıklığımız yaklaşık 25 yıl öncesine dayanır. Zaman zaman iş lansmanlarında bir araya gelirdik; ailece görüşmezdik.”
Mahkeme Başkanı: “Siz elektrik mühendisisiniz ve inşaat işleriyle bir ilginiz olmadığını söylediniz. Cem, neden sizi arayıp imar problemi için yardım istiyor?”
Altan Ertürk: “Politik kimliğim ve siyasi bağlantılarımı bildiği için yardımcı olabileceğimi düşünmüş olabilir.”
Mahkeme Başkanı: “Şişli Belediyesi ile nasıl bir ilişkiniz var?”
Altan Ertürk: “Önceki dönem Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ile yaklaşık 20 yıllık dostluğumuz ve birlikte siyaset yapmışlığımız var.”
Mahkeme Başkanı: “O dönem imardan sorumlu başkan yardımcısı Engin Polat…”
Altan Ertürk : “Kendisini tanımıyorum. Sadece randevu aldım; bir tanışıklığımız yok.”
Mahkeme Başkanı : “Bahsi geçen proje, Şişli Bomonti’deki Rotana Kuleleri. Bu çapta bir projede neden sizden yardım alınıyor?”
Altan Ertürk: “Aslında benden yardım alınmıyor. İnşaat firmasının böyle bir talebi yok; zaten beni tanımıyorlar. Cem, konunun içine dahil olmak istemiş olabilir. Kendisi Abdi İbrahim’de idari işler müdürüdür. Anlattığı kadarıyla kariyeri açısından bu sürece dahil olmak istiyordu. Benim gördüğüm de bu.”
Mahkeme Başkanı: “Daha önce benzer bir işe aracılık etmedim dediniz. Buna rağmen neden aklına siz geliyorsunuz?”
Altan Ertürk: “Benden inşaat işiyle ilgili bir yardım istemedi. Sadece bir randevu ayarlamamı, insanları tanıştırmamı istedi.”
Mahkeme Başkanı: “Savcılık ifadenizde ‘İstenen paraları kulaktan dolma olarak biliyorum’ demişsiniz…”
Altan Ertürk: “Evet. Cem, görüşmelerin aracılar üzerinden yürüdüğünü ve bu kişilerin para talep ettiğini söyledi. Ben de bunu kulaktan dolma olarak bildiğimi ifade ettim.”
Mahkeme Başkanı: “Yani doğrudan şahitliğiniz yok?”
Altan Ertürk: “Yok. Zaten süreçlerin aracılar üzerinden yürütüldüğünü söylediler.”
Mahkeme Başkanı: “Cem ile aranızda herhangi bir husumet var mı?”
Altan Ertürk: “Hayır, yok.”
Mahkeme Başkanı: “Size yardım talebiyle gelip ardından neden aleyhinize beyanda bulunuyor?”
Altan Ertürk: “Yorum yapmam gerekirse; birincisi tutuklanma korkusu etkili olabilir. Ben tutuklandığım için kendisinin de benzer bir endişe yaşamış olabileceğini düşünüyorum. İkincisi, Engin Polat’ın vefat etmiş olması nedeniyle, süreçte adı geçecek bir kişiye ihtiyaç duyulmuş olabilir. Bu noktada benim ismimin kullanıldığını düşünüyorum. Ayrıca ifadeler arasında ciddi tutarsızlıklar var. Belki benim üzerimden başka isimlere ulaşmayı hedeflemiş olabilirler.”
Ertürk’ün avukatları ise “Müvekkilimiz, ‘icbar suretiyle irtikap’ suçuyla yargılanamaz çünkü kamu görevlisi değil” şeklinde savunma yaptı.
Resul Emrah Şahan savunma yapıyor…
“İBB Davası”nın 9’unca gününde, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması alınmaya başlandı. Davada ilk kez bir belediye başkanı savunma yapıyor.
Dün ne oldu?
Duruşma, dün Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’ın yarım kalan savunmasıyla başlamıştı. Savunmasının ardından Sukas’ın çapraz sorgusu tamamlandı. Ekrem İmamoğlu da Sukas’a sorular yöneltti. Ardından Sukas’ın ilk avukatı Kaptan Yılmaz’ın savunması dinlendi. Yılmaz, müvekkili Sukas hakkında iddianamede bulunan iddiaların “dayanaksız” olduğunu savunarak, müvekkilinin tahliyesini istedi. (ANKA)




