2026 Newrozu ‘Yenigün’ün kapısını açtı

“Ne yapacak Kürtler?” diyenlere, “Çözüm sürecini destekliyorlar mı?” diye soranlara,
“Öcalan’a güveniyorlar mı?” diye kuşku duyanlara 2026 Newrozu’nda Kürtler net bir cevap verdi.

Yüz binlerce Kürt başta Diyarbakır ve İstanbul olmak üzere onlarca Newroz meydanında bize ne söyledi?

İzlediklerimin ve anladıklarımın bir özetini çıkarmak istiyorum.

Bu Newroz’da Kürt halkı dedi ki;
Kime mi güveniyorum?
Kendi gücüme.
Kendi tarihime.
Kendi mücadeleme.
Abdullah Öcalan’ın temsil ettiği fikre, yönelime, dönüşüm çağrısına.

Bu güven, kör bir bağlılık değil.
Bu güven, bedellerle sınanmış bir bilinç.

“Umut yok” diyenlere de cevap verdi bu Newroz.
En çok umutsuz olanların yüzüne bakarak şöyle dedi:
“Umut benim.”

“Yüz yıldır inkar edilen, yok sayılan, adı bile yasaklanan bir halk olarak, bugün milyonlarla meydanlara akıyorsam,
bu sadece bir duygu değil bir karardır.”

“Yoksun” dediler.
“Dilin yok tarihin yok kültürün yok” dediler.
“Ama ben bir halk olarak diyorum ki; direne direne buraya geldim.
Şimdi barışı da hukuku da nasıl kuracağımı biliyorum.
Bu sadece bir iddia değil irade beyanımdır.”

2026 Newrozu’nda Kürtler şunu da çok net ilan etti:
“Haklarımı biliyorum.
Nasıl alacağımı da biliyorum.”

Belki de en kritik olan bu.
Çünkü artık sadece direnmek değil inşa etmek istiyor Kürtler.
Sadece karşı çıkmak değil kurmak.
Sadece hayatta kalmak değil, onurlu ve özgür bir yaşamı örgütlemek…

Ben demiyorum bunları, Newroz meydanları dedi.

Bu Newroz’da Kürt halkı şunu da söyledi:
“Ben değişirken toplumu da değiştirmek istiyorum.”
Kendi mücadelesini dönüştürürken, toplumu da dönüştürmeye talip oldu Kürtler ve 2026 Newrozu’nun en önemli mesajlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum.

Bu özgürlük ve demokrasi için herkese yapılmış bir çağrı gibi duruyor.
Çünkü Kürtler biliyor: Kendi özgürlüğü, diğer halkların, ezilenlerin özgürlüğünden ayrı değil.

Ama bu meydanlar hafızasız da değildi, eksilenleri unutarak konuşmadı.
Aksine onları çağırarak konuştu.
Kayıpların elinden tutarak, onların yarattığı değerlerle, geleceğe yürüyeceğini dosta düşmana ilan etti.

Newroz mesajında Abdullah Öcalan şöyle diyordu:
“Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım; yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle, yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.”

Bu hem Kürt siyasal hareketi hem de toplum için bir çağrı gibi anlaşılabilir.
Bir eşik belki.
Yani artık eskiyle yürünmeyecek.
Eski tarzlarla, eski ilişkilerle, eski dar anlamlarla bu yol gidilmeyecek.
Aynı meydanda 33 yıl mahpusluktan sonra İmralı’dan tahliye olan Çetin Arkaş’ın yaptığı konuşma da Kürt hareketinin bundan sonra demokratik siyaseti nasıl yapmayı planladığının emaresi gibiydi:
“Önder Apo ve yoldaşları onurlu ve özgür yaşamdan asla taviz vermediler. Öldüler, asit kuyularında yakıldılar, hapishanelerde çürütülmeye, sürgünlerde eritilmeye çalışıldılar, ama asla yılmadılar. Özgür Kürtlük bilinci bu sayede korunmuştur.”
Ve ardından sert bir uyarı geldi:
“Yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar. Bunlara müsaade etmeyeceğiz.”
Bu sözler sadece geçmişe değil, bugüne ve geleceğe söylenmiş sözler gibiydi.

2026 Newrozu’nun bir fotoğrafını çekmek ve altına birkaç cümle ile gördüklerimi özetlemek istesem şöyle derdim:
Kürtler artık sadece direnmiyor.
Yön veriyor.
Sadece talep etmiyor.
Kuruyor.
Sadece beklemiyor.
Dönüşüyor ve dönüştürmeye de hazır.
En önemlisi de kendine güveniyor.
İşte bu yüzden 2026 Newrozu, sorulara cevap vermekle kalmadı, bir dönemi kapatıp yenisini açtı.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.