• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Silivri’de İBB davasını izleyen CHP’liler İLKE TV’ye konuştu

Silivri’de İBB davasını izleyen CHP’liler İLKE TV’ye konuştu

İBB davasını Silivri’den takip eden CHP’li isimler, İlke TV yayınında yaptıkları değerlendirmelerde yargılamanın siyasi olduğunu savundu. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu, kayyım uygulamalarını, “kent uzlaşısı” soruşturmalarını ve duruşma sürecindeki usul tartışmalarını değerlendirdi.

Silivri’de İBB davasını izleyen CHP’liler İLKE TV’ye konuştu
  • Yayınlanma: 25 Mart 2026 18:33
  • Güncellenme: 25 Mart 2026 18:53

İlke TV‘de yayınlanan Ahmet Ayva’yla Öne Çıkanlar programı bugüne özel Silivri’de yapıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davayı Silivri’den takip eden CHP’li isimler, İlke TV yayınına katılarak dava sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu, yargılamanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu.

‘31 Mart’tan sonra başka enstrümanları devreye soktular’

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından iktidarın CHP’yi sandıkta yenemeyeceği kanaatine vardığını öne sürdü. Çelik, CHP’nin İstanbul’da “İstanbul İttifakı”, Türkiye genelinde ise geniş bir toplumsal ittifakla tarihi bir başarı elde ettiğini belirterek, iktidarın bu tablonun ardından farklı araçlara yöneldiğini söyledi.

Çelik, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak İstanbul’da İstanbul İttifakı dedik ve güçlü bir toplumsal ittifakla beraber Cumhuriyet Halk Partisi tarihi bir başarı elde etti. Türkiye’nin birinci partisi oldu. 25 yıla yakın Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar ilk defa ikinci parti konumuna geldi. O akşam bir karar verdiler. Dediler ki artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da karşımızda oluşmuş o Türkiye İttifakı’nı, İstanbul İttifakı’nı sandıkla yenme şansımız kalmadı. Bu aşamadan itibaren artık sandıkla yenemeyeceksek başka enstrümanları devreye sokmamız gerekir” dedi.

İlk aşamada belediyeler üzerinde mali baskı kurulduğunu savunan Çelik, “Önce belediyelere başladılar; tasarruf tedbirleri genelgesi, finansman baskısı. 20 yılı aşkın süre belediyeleri borçlandırdılar. Sonra belediyelerin vatandaşa hizmet yoluyla bağ kurmasını engellemek istediler” ifadelerini kullandı.

‘İstanbul yargı düzeninin içine siyasi bir klik yerleştirildi’

Özgür Çelik, daha sonra yargı üzerinden bir müdahale sürecinin başlatıldığını ileri sürdü. Çelik, “İstanbul’da, İstanbul yargı düzeninin içerisine bir klik yerleştirdiler. Siyasi bir klik yerleştirdiler. İstanbul’da hâkimlik yapmış, sonra Ankara’da bakan yardımcılığı yapmış bir kişiyi getirip İstanbul’a başsavcı yaptılar ve İstanbul yargı düzeninin içerisine yerleştirdikleri o klikle düğmeye bastılar” diye konuştu.

Bu sürecin Esenyurt’la başladığını söyleyen Çelik, “İlk önce 30 Ekim 2024’te Esenyurt’la başladılar. Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i gözaltına alıp tutukladılar. Sonra Beşiktaş, Beykoz ve 19 Mart. 19 Mart süreciyle de bu operasyonlar zirveye çıktı” dedi.

Çelik, operasyonların yalnızca CHP’li siyasetçilerle sınırlı kalmadığını belirterek gazetecilerin de hedef alındığını savundu.

‘Kent uzlaşısı’ soruşturmasına tepki

Çelik, “kent uzlaşısı” soruşturmalarına da geniş yer ayırdı. Bu başlık altında yalnızca CHP’lilerin değil, farklı siyasi partilerden çok sayıda kişinin tutuklandığını belirten Çelik, soruşturmaların Kürtlerin temsiline dönük ayrımcı bir bakış açısı taşıdığını savundu.

Çelik, “Bir savcılık sevk yazısında açık açık şöyle yazdılar: Batı illerinde belediye seçimlerine girip kazanamayacak olsalar bile meclis üyesi yazarak Kürtlerin Batı illerinde söz sahibi yapılması. Bu nasıl bir şeydir? Bu nasıl bir ayrımcılıktır? Hani faşizm dediğimiz şeyi somut olarak nasıl tarif edersiniz derseniz, işte bu yazıyla tanımlayabilirsiniz. Bunun adı ayrımcılıktır, bunun adı faşizmdir” dedi.

İstanbul’da milyonlarca Kürdün yaşadığını hatırlatan Çelik, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Lazlar ve Çerkeslerin iç içe yaşadığı bir toplumsal yapıya dikkat çekti. Çelik, “Barış’ı konuştuğumuz böyle hassas bir dönemde, toplumsal barışın en fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, Orta Doğu’da bir ateş çemberindeyiz. Böyle bir dönemde ‘Batı illerinde Kürtlerin söz sahibi yapılması’ nasıl suçlama konusu olabilir?” ifadelerini kullandı.

‘Şişli’de rantı yönetmek için kayyım atandı’

Özgür Çelik, Resul Emrah Şahan’ın durumuna ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Şahan’ın “kent uzlaşısı” dosyasından tahliye edildiğini, ancak yerine kayyım atandığını anımsatan Çelik, bunun asıl nedeninin Şişli’deki rant alanları olduğunu iddia etti.

Çelik, “Sadece ve sadece yerine kayyım atadıkları için, Şişli’nin rantını yönetmek için işte o gökdelenler, oradaki müteahhitler istediğini yapabilsin diye oraya bir kayyım atadılar” dedi.

Şişli’de 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelen yapılmak istendiğini söyleyen Çelik, bu projeye Şahan’ın karşı çıktığını belirtti. Çelik, “Resul Emrah Şahan belediye başkanı olmadan basın toplantısı yapıyor ve diyor ki bu iş yanlış. Bu proje, bu 72 katlı yapılacak gökdelen, Şişli’nin Kanal İstanbul’udur diyor” ifadelerini kullandı.

Şişli’de kişi başına düşen yeşil alan miktarının mezarlıklar hariç 0,7 metrekare olduğunu vurgulayan Çelik, söz konusu alanın deprem toplanma alanı ya da yeşil alan olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Çelik, “Bir tane diye diye bu hale geldik. İstanbul’da nefes alacak alan kalmadı” dedi.

‘İç cephe nasıl güçlenecek?’

Bölgedeki çatışma ortamı ve Türkiye’de sıkça dile getirilen “iç cepheyi güçlendirme” söylemine de değinen Çelik, bunun kayyım politikaları ve tutuklamalarla sağlanamayacağını söyledi.

Çelik, “Şimdi peki iç cepheyi bu şartlar ve bu koşullar altında nasıl güçlendireceksiniz? Esenyurt’ta kayyım olduğu sürece, Mardin’de kayyım olduğu sürece, Van’da kayyım olduğu sürece, Şişli’de kayyım olduğu sürece iç cepheyi nasıl güçlendireceğiz? Bu kayyım uygulamalarının ortadan kaldırılması lazım” diye konuştu.

Çelik ayrıca CHP’nin kurumsal yapısına yönelik hamleler yapıldığını, İstanbul İl Kongresi’ne ve parti içi tartışmalara dönük girişimlerin de partiyi kavgalı göstermek amacı taşıdığını öne sürdü. “Amaçları CHP’de kavga var görüntüsü vermekti” diyen Çelik, kendisinin görevdeki il başkanı olduğunu ve bu tartışmaların kamuoyunda bilinçli olarak büyütüldüğünü savundu.

‘TRT canlı yayınlasın’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi de davanın toplumun tamamını ilgilendirdiğini belirterek, duruşmaların TRT’den canlı yayınlanması çağrısında bulundu.

Çiftçi, “Eğer bir başsavcı, bugünün Adalet Bakanı, o günün başsavcısı çıkıp bu davayı ‘Türkiye’nin yüzyılın yolsuzluk davası’ diye adlandırıyorsa, bu davanın 86 milyon kişi tarafından bilinir, görünür ve duyulur olması gerekiyor. O yüzden en başından beri şunu söylüyoruz: TRT canlı yayınlasın” dedi.

Duruşmalarda şimdiye kadar somut bir delil ortaya konulmadığını savunan Çiftçi, “Bugün 10. gün. Bugüne kadar ne iddia makamından ne yargılama yapan heyetten bir tane somut belge konulmadı. İki gün önce iddia makamı pointer ile bir belge gösterdi. Ekrem Başkan söz aldı ve dedi ki bu belge doğru bir belge değil, iddianamede de yok, buna itiraz ediyoruz. İddianamede olmayan bir belgeyi savcılık makamı dosyada önümüze koydu” ifadelerini kullandı.

‘Vicdanlarda bu davanın siyasi olduğu kanaati tam’

Gül Çiftçi, davanın bir yolsuzluk ya da mali suç dosyası olarak değil, siyasi dava olarak görüldüğünü savundu. “Türkiye’de yaşananlar karşısında 86 milyon yurttaşın bu dosyanın bir yolsuzluk dosyası olmadığına, mali dosya olmadığına, davanın siyasi dava olduğuna dair kanaati tam. Vicdanlarda o yargılama yapıldı” dedi.

Çiftçi, aynı dönemde Meclis çatısı altında kurulan komisyon ve hazırlanan raporun da önemine işaret ederek, demokratikleşme ve barış tartışmalarının yargı süreçlerinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi. “Eğer siz bir barışı konuşuyorsanız, barışı demokrasiden ayrı tutamazsınız. Demokrasinin olmadığı yerde barış olabilir mi? Mümkün değil” diye konuştu.

İmamoğlu ve diğer belediye yöneticilerine yönelik sürecin ekonomiye de olumsuz yansıdığını savunan Çiftçi, “19 Mart’ta Sayın İmamoğlu ve yol arkadaşlarımız gözaltına alındığında ekonomide yaşananları hatırlayın. Zaten kırılgan bir ekonomimiz var. O günden bugüne kırılganlığımız gün geçtikçe derinleşti” dedi.

‘Kent uzlaşısı hukuk ve demokrasi tarihine kara leke olarak geçti’

Çiftçi, “kent uzlaşısı” soruşturmalarının henüz iddianamesi yazılmamış olmasına rağmen Türkiye’nin hukuk ve demokrasi tarihine kara leke olarak geçtiğini söyledi. Soruşturmalarda, Kürtlerin batı illerinde kendi partileriyle seçilemeyecekleri için CHP listelerinden siyasete girdiği yönünde kurulan yaklaşımı eleştiren Çiftçi, bunun açık bir ayrımcılık olduğunu savundu.

Çiftçi, “Biz ne ara böyle bir ayrıma giden ülke olduk? İnsanlar başka bir partiden seçime giremez mi? İttifak yapamazlar mı? Tabii ki yaparlar. Bunlar siyasetin doğasındadır” ifadelerini kullandı.

‘Dosyada soyut beyan var, somut delil yok’

Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu da yargılamanın yalnızca sanıklar için değil, bütün toplum için yapıldığını belirterek beraat beklediklerini söyledi.

Şanlıoğlu, “Yargı da 86 milyon için yapılıyor. Biz orada yaptığımız savunmalarla, beyanatlarla bunun tecellisi için uğraşıyoruz. Gerçekten bu dosyadan pür-i pak bir şekilde çıkacağına inanıyoruz. Umarım ülke demokrasi tarihimiz için, barış için, huzur için böyle bir katkısı olur” dedi.

Dosyada çok sayıda çelişki bulunduğunu söyleyen Şanlıoğlu, özellikle “kent suçu” olarak nitelenebilecek bazı dosyalarda Resul Emrah Şahan ve belediyenin izin vermediği işlerin suçlama konusu yapılmasına dikkat çekti. Şanlıoğlu, “Bu dosyada soyut delil var, yani beyanatlar var ama somut delil yok. İsnatlar var ama bunları açıklayacak illiyet bağları yok” diye konuştu.

Savcılık tarafından sunulan bazı belgelerin eksik değerlendirildiğini öne süren Şanlıoğlu, “Bir müteahhit firma bir belge sunuyor. Diyor ki 2025’te bir taahhütname verdik. Ama 2020’de de aynı taahhütnameyi vermiş. Bunu söylemiyor. Savcılık da dönüp 2025’te gördüğünde 2020’ye atıf var mı diye araştırmamış. Lehe delili niye koymuyorsunuz diye insan soruyor” dedi.

‘Şafak operasyonu olmaması gerekirdi’

Şanlıoğlu, Resul Emrah Şahan’ın çağrılması halinde ifadeye gelebilecek konumda olduğunu, buna rağmen şafak operasyonuyla gözaltına alınmasının hukuki olmadığını savundu.

“Resul Emrah Şahan Şişli Belediye Başkanı’ydı. Günün sonunda Şişli Belediye Başkanı’nın Çağlayan Adliyesi’ne mesafesi bir kilometreyi çok geçmez. Çağrılsak gelirdik, kendi ifade etti. O yüzden bir şafak operasyonu olmaması gerektiği görüş ve kanaatindeyiz. Sabah saatlerinde kimse istenmez bunu. Ne siz istersiniz ne biz isteriz. Toplumun 86 milyonu bu şafak operasyonunu istemiyor” diye konuştu.