• Ana Sayfa
  • Kadın
  • İzmir Newrozu’nda iki kadın ve bir çocuk tutuklandı: Gerekçesi ‘dudak oynatma’ 

İzmir Newrozu’nda iki kadın ve bir çocuk tutuklandı: Gerekçesi ‘dudak oynatma’ 

Newroz’da milyonlar barış ve Abdullah Öcalan çağrısı etrafında buluştu. Newroz’dan bir gün sonra düzenlenen eş zamanlı operasyonlar, barış süreci beklentisiyle toplanan yurttaşlara devletin nasıl bir mesaj verdiğini tartışmaya açtı. İzmir’de iki kadın ‘dudak oynattığı’ gerekçesiyle tutuklanırken, 15 yaşındaki bir çocuk ise attığı slogan nedeniyle ‘propaganda’ suçundan cezaevine gönderildi.

İzmir Newrozu’nda iki kadın ve bir çocuk tutuklandı: Gerekçesi ‘dudak oynatma’ 
  • Yayınlanma: 27 Mart 2026 14:52
  • Güncellenme: 27 Mart 2026 16:04

Yurttaşların bu Newroz’dan beklentisi barış süreci ile birlikte bayram havasıydı.

Ancak Newroz sonrası birçok kentte eş zamanlı operasyonlar yapıldı. Newrozlara katılan yurttaşlar evlerine döndüklerinde şafak operasyonlarıyla karşı karşıya kaldı.

İzmir’de 22 Mart Pazar günü gerçekleştirilen Newroz kutlamasının ardından düzenlenen ev baskınlarında 23 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 8’i tutuklamaya sevk edildi, 3 çocuğu bulunan bir kadın, bir başka genç kadın ve 15 yaşında Suriye vatandaşı bir çocuk tutuklandı.

Bazı illerde taşıdıkları poster nedeniyle tutuklamalar yapılırken, İzmir’de aynı gerekçelerle gözaltına alınanlar serbest bırakıldı. Ancak bu sefer de farklı gerekçelerle tutuklamalar gerçekleşti. İzmir’de şarkı gerekçesi öne çıktı. Aynı suçlamayla bir hakim tutuklama kararı verirken, başka bir hakim adli kontrolsüz serbest bıraktı.

3, 5 ve 7 yaşlarında bakıma muhtaç çocukları olan bir kadının ve bir çocuğun tutuklanması ne anlatıyor? Yasal bir tedbir olan tutuklama, soruşturma sürecinde bir koruma tedbiri olarak uygulanırken, halay çektikleri gerekçesiyle gözaltına alınıp cezaevine gönderilen kadın ve çocuğun tutuklanması bir mesaj mı? Eğer bir mesajsa, devam eden süreçte bu mesajı Kürtler nasıl anlamalı?

İzmir’deki gözaltı ve tutuklamalara ilişkin İzmir DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü ve DEM Parti Hukuk Komisyonu Üyesi Türkan Aslanağaç ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Semra Akan, İlke TV’ye konuştu.


(İzmir Newrozu -2026)

Kıyafetler ve renkler engellendi

Aynı zamanda Newroz tertip komitesinde de yer alan Türkan Aslanağaç, bu yılki katılımın ciddi biçimde arttığını söyleyerek, emniyetle önceden yapılan olumlu görüşmelere rağmen alandaki tutumun değiştiğini belirtti.

Aslanağaç, özellikle alana girişte ulusal kıyafetlerin ve renklerin sorun haline getirildiğini ifade ederek, “Erkeklerin giydiği geleneksel kıyafetler, kadınların başörtüleri ve özellikle sarı-kırmızı-yeşil renkler sorun edildi. Haki renk kıyafetler ‘tek tip’ sayıldı. Hatta gömleklerin omuzundaki geleneksel detaylar bile ‘apolet’ olarak değerlendirilip engellenmeye çalışıldı” diye konuştu.

Avukatlar kapılardan ayrılamadı

Güvenlik kontrol ve arama noktasında kıyafetle ilgili sorunun Newroz kutlaması bitene kadar sürdüğünü aktaran avukat Semra Akan ise orada yaşananları şöyle anlattı:

“Şal û şepik dediğimiz kıyafetlerin neredeyse hiçbiri alınmadı. Kolluk inatlaştı, hiçbir gerekçe sunmadan bu kıyafetleri problemli gördü. Oysa bu kıyafetler bizim kültürümüzün, geleneğimizin parçası. Günlük hayatta kullanılan kıyafetler olduğunu anlatmamıza rağmen olumlu bir dönüş alamadık. Balıkesir’den, Aydın’dan gelen insanlar alana girebilmek için kıyafetlerini değiştirmek zorunda kaldı. Bir noktada daha önce geçirdiğimiz bir kıyafet, bir sonraki kişide sorun haline getirdiler. Biz bunu hatırlattığımızda ise ‘iyilik yaptık, bunu başımıza mı kalkıyorsunuz’ gibi tepkiler aldık.”

Gözaltılar ertesi gün sabah operasyonuyla yapıldı

Semra Akan’ın aktardığına göre, gözaltı sırasında bazı ailelere kötü muamelede bulunuldu. Bazı kişiler çocuklarının gözleri önünde darp edilerek gözaltına alındı, evleri dağıtıldı, bazı ev baskınlarında ise kapılar kırıldı ve silah doğrultuldu.

Gözaltıların gerekçesi ise halay ve şarkı oldu.

İki kadının tutuklanma gerekçesi ‘dudak oynatma’ 

Tutuklama kararlarının video kayıtları üzerinden verildiğini belirten Akan, “Videoyu hakimle birlikte izledik. Hakim, görüntülerde iki kişinin dudaklarının oynadığını söyledi ve bunu şarkıyı tekrar ettikleri şeklinde yorumladı. Söylenen şarkı gerekçesiyle iki kadın tutuklandı” dedi.

Tutuklanan kadınlardan birinin ciddi sağlık sorunu olduğunu aktaran Akan, sağlık raporlarını sunmalarına rağmen omurgasında platin bulunan ve ayakta dahi durmakta zorlanan kadının yine de tutuklandığını belirtti.

Semra Akan’a göre gözaltı süresinin uzatılması ve tutuklamaya sevk edilmeleri hukuki bir gerekçeden çok, aynı gün Diyarbakır ve İstanbul’daki tutuklamalar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıyla bağlantılıydı.

İzmir’de çocuklar ‘propaganda’ yapma suçundan tutuklanıyor

Dosyada yer alan 15 yaşındaki Suriye vatandaşı çocukla ilgili sürecin daha ağır ilerlediğini belirten Akan, “Çocuk ‘Biji Serok Apo’ sloganı attığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Oysa buna ilişkin yüzlerce yerleşik içtihat var. Bu sloganı atmak tek başına suç kabul edilmiyor” dedi.

“Çocuk, Suriye vatandaşı ve savaş nedeniyle Türkiye’ye gelmiş. Cezaevinden çıktıktan sonra geri gönderme merkezine gönderilme riski var. Bu nedenle en ağır tedbir uygulanmış oluyor. Savcılık tarafından aslında tutuklama yerine daha hafif tedbirler uygulanması gerekirken, en ağır tedbir tercih edildi.”

Burada ayrıca önemli bir ayrıntıyı hatırlatmak gerekiyor. Süreç başladığından bu yana İzmir’de ‘propaganda’ iddiasıyla tutuklanan üçüncü çocuk oldu…

İlk olarak İzmir’de Menemen’de lise son sınıf öğrencisi A.Y., Kürtçe şarkı eşliğinde halay çeken sınıf arkadaşlarının videosunu sosyal medya hesabında paylaştığı için “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanmıştı. Daha sonra Rojava’ya yönelik saldırılarda bir kadının saç örgüsünün kesilmesi sonrası başlayan saç örme protestosuna katıldığı için 16 yaşındaki bir çocuk tutuklanmıştı. Şimdi ise aradan hiç zaman geçmeden attığı slogan nedeniyle “propaganda” suçundan bir çocuk daha tutuklandı.

3 tutuklama bir mesaj mı?

‘Newroz’un taleplerine yönelik bir yaklaşım’

Türkan Aslanağaç’ın anlattıklarından anlaşıldığı kadarıyla gözaltı ve tutuklamaları tek tek olaylar gibi değil, daha geniş bir siyasi ve toplumsal bağlamın parçası olarak değerlendirilmeli:

“Bu yılki Newroz’un şiarı özgürlük ve demokrasiydi. Aynı zamanda Kürtlerin demokratik birliği, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, barış sürecinin toplumsallaşması ve Türkiye’nin demokratikleşmesi gibi talepler öne çıktı. Milyonlarca insan bu talepleri dile getirdi. Bu taleplere yönelik bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Sürecin başladığı Ekim’den Öcalan’ın çağrısının yapıldığı Şubat’a kadar toplumsal desteğin zayıflayacağına dair beklenti vardı. Ancak bunun aksine süreç ve Öcalan geniş kesimlerce sahiplenildi. Newroz milyonlarca kişinin katılımıyla kutlandı, talepler güçlü biçimde dile getirildi.”


(İzmir Newrozu -2026)

Devletin bu tabloya yaklaşımını “tahammülsüzlük” olarak değerlendiren Aslanağaç, “Bu kadar geniş bir sahiplenme olunca, bunun karşısında bir tahammülsüzlük geliştiğini düşünüyorum. Evet, Newroz bir bayram ancak, aynı zamanda siyasal taleplerin ifade edildiği de bir alan. Bu yüzden bu müdahaleleri bu taleplere yönelik bir yaklaşım olarak görüyorum” dedi.

‘Barış süreciyle çelişen uygulamalar’ | ‘Bu tablo sürecin samimiyetini sorgulatıyor’

“Devletin Newroz’a yaklaşımı, aslında barış sürecine yaklaşımını da ortaya koyuyor” diyen Aslanağaç, konuşmasına şöyle devam etti:

“Ortada hala değişmeyen bir güvenlikçi bakış açısı var. Kürt meselesine bu perspektiften yaklaşıldığını bir kez daha gördük. Bu da sürecin samimiyetini tartışmaya açan bir durum. En zor dönemlerde bile yapılmayan uygulamaların bugün hayata geçirilmesi, bir yılı aşkın süredir yürüyen sürece dair devletin yaklaşımını ve samimiyetini ortaya koyuyor. Özellikle 27 Şubat’ta yapılan çağrıdan sonra artık ikinci aşamasına geçildiği söylenen bir süreçten bahsediyoruz. Ama Newroz alanlarında verilen mesajlarla uygulamalar arasında ciddi bir çelişki var. Barışın kalıcılaşması için hukuki adımların atılması, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda somut gelişmeler beklenirken, bu tür uygulamalar tam tersini gösteriyor.”

Kadınların tutuklanması

Kadınlar, sürecin başından bu yana “jin jiyan azadî” sloganıyla barış talebinin en görünür ve en örgütlü öznesi olarak sahada, sokakta yer aldı. Hatta süreç içerisinde Meclis’e yürüyerek, sık sık Ankara’ya taleplerini ileterek bu sürecin merkezinde olma iradelerini gösterdiler.

Girişte de sorduğumuz üzere kadınların tutuklanmasını nasıl anlamak gerekiyor?

Aslanağaç’a göre özellikle kadınların tutuklanmış olması ayrı bir mesele:

“Kabul edilmesi mümkün olmayan bir noktada duruyor. Süreç başladığından bu yana barışın toplumsallaşması için en yoğun çabayı gösteren kesim de kadınlar aslında. Eğer bir barış toplumu kurulacaksa bunu sağlayacak olan da kadınlar. Ancak buna rağmen hedef alınmaları, özellikle de küçük çocukları olan genç kadınların tutuklanması devletin hem kadın politikalarına hem de sürece yaklaşımını gösteriyor.”