Çeviri: Sevda Çetinkaya
Yeni yayınlanan bir podcast serisi, Mossad’ın Gazze Şeridi’ni işgal ettikten kısa süre sonra 60.000 Filistinliyi sınır dışı etmeye yönelik başarısız girişimini ortaya koyuyor.
Neredeyse altmış yıl sonra, İsrail’in yöntemleri ve hedefleri ürkütücü biçimde benzerliğini koruyor.
The Guardian, The Nation, New Statesman ve Haaretz için yazılar yazan ve Londra merkezli +972 Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı olan Ben Reiff imzalı tarih- araştırma yazısının Türkçe çevirisi şöyle:
9 Eylül 1969’da, Gazze Şeridi’nden yaklaşık 20 Filistinli, İsrail’in merkezindeki bir havaalanından uçağa bindi. Brezilya’ya gittiklerini düşünüyorlardı. İsrail’in iki yıl önce, Altı Gün Savaşı sonunda işgal ettiği Gazze’de bulabileceklerinden daha yüksek ücretler vaat eden yurtdışında çalışma programına, İsrailli bir seyahat acentesi aracılığıyla kayıt yaptırmışlardı. Ailesi olanlara, eşlerinin ve çocuklarının kısa süre sonra Brezilya’da kendilerine katılacağı söylenmişti. Ancak böyle olmadı tabii.
Uçak São Paulo’ya indiğinde, silahlı görevliler onları daha küçük bir uçağa bindirdi. Bu uçak onları Paraguay’ın başkenti Asunción’a götürdü. Çoğunun daha önce adını bile duymadığı ve o dönemde Alfredo Stroessner diktatörlüğü altında bulunan bir ülkeye. Orada, silahlı polisler tarafından karşılandılar ve geceyi geçirmeleri için bir otele götürüldüler.
Şaşkın ve kaygı icindeki Filistinlilere endişelenmemeleri söylendi: Ertesi sabah devlet yetkilileri kimlik belgelerini verecek ve iş ayarlayacaktı. Ancak yetkililer geldiğinde, kimlik kartlarına keyfi biçimde yeni meslekler yazdılar ve onları uzak bir kırsal bölgeye giden otobüslere bindirdiler.
Bu, Filistinlilerin sözde çalışma programıyla bağlantılı herhangi bir yetkiliyle son temasları oldu. Çünkü böyle bir program aslında hiç olmamıştı. Mossad (İsrail’in gizli istihbarat ajansı) tarafından kandırılarak sürgüne bindirilmişlerdi. Gazze Şeridi’nden Filistinlileri kitlesel olarak sürgün etmeye yönelik gizli bir planın parçasıydı bu.
Dilini bilmedikleri bir ülkede mahsur kalan Filistinliler kendilerini parasız, evsiz, işsiz bir halde buldular ve eve dönmenin hiçbir yolu yoktu. Kısa sürede bu şekilde kandırılıp terk edilen ilk kişiler olmadıklarını ve son da olmayacaklarını fark ettiler.
Onlarca yıl boyunca, bu gizli operasyon hakkındaki bilgi büyük ölçüde bu planın mağduru erkeklerin aileleriyle sınırlı kaldı. Ancak sürgünün iki tanığı ve İsrail ile Paraguay arşivlerinden elde edilen kanıtlar, yeni bir podcast serisi aracılığıyla, İsrail’in uzun süre gizlemeye çalıştığı bu hikaye ortaya çıktı.
İsrail’in son iki buçuk yılda Gazze’de Filistin varlığını tamamen ortadan kaldırmaya yönelik çeşitli yollar denediği düşünüldüğünde, tarihin yankıları bundan daha gür olamazdı.
İki sürgünün hikayesi
Yönetici yapımcı Maxim Saakyan ile ortak yapımcılar Nadeen Shaker ve Nada El-Kouny tarafından hazırlanan dört bölümlük “Paraguay’daki Filistinliler” serisi, Columbia Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olan Hadeel Assali ile Illinois Üniversitesi tarihçisi John Tofik Karam’ın araştırmalarına dayanıyor.
Serinin merkezinde, Paraguay Planı kapsamında sürgün edilen iki Filistinlinin tanıklıkları yer alıyor: Mahmoud Yousef; Assali’nin büyük dayısı (2021’de Amman’da öldü, ancak Assali ölümünden önce anılarını kaydetti) ve hala hayatta olan ve dikkat çekici biçimde hâlâ Paraguay’da yaşayan Talal Al-Dimassi.
İkisinin hayat hikayeleri de benzer. Her ikisi de aileleri 1948’deki Nakba sırasında yerinden edildikten kısa süre sonra Mısır’daki mülteci kamplarında doğdu. Daha sonra Gazze’ye taşındılar, o dönemde Gazze Mısır yönetimi altındaydı ve burada El-Mağazi kampında büyüdüler.
1967’de İsrail Gazze Şeridi’ni işgal ettiğinde yetişkinliğin eşiğindeydiler ve çok geçmeden, görünüşte Patra adlı bir seyahat acentesi tarafından düzenlenen yurtdışında çalışma programı kisvesi altındaki gizli sürgün planıyla karşılaştılar.
Yousef, yüksek maaş vaadiyle kandırıldı. Bir ya da iki yıl boyunca ayda yaklaşık 3.000 dolar teklif edildiğini hatırlıyor. Sonra da Gazze’ye dönecekti. Al-Dimassi ise daha önce silahlı direniş gruplarıyla bağlantısı nedeniyle İsrail ordusu tarafından tutuklanıp işkence gördüğü için şantajla karşılaştı: “Programa katıl ya da tüm ailen sürgün edilecek.”
Bugüne kadar Paraguay Planı kapsamında kaç Filistinlinin sürgün edildiği bilinmiyor. Tahminler birkaç düzineden birkaç bine kadar değişiyor. Nereye gittikleri de büyük ölçüde belirsiz. Ancak İsrail Devlet Arşivleri’nde bulunan bir belge, İsrail liderlerinin tam olarak kaç Gazzeliyi sürgün etmeyi planladığını ortaya koyuyor: “İşgal edilen topraklardan Paraguay’a 60.000 kişinin göç ettirilmesine ilişkin Mossad önerisinin onaylanmasına karar verilmiştir.”
Belge, İsrail’in Paraguay hükümetine kişi başına 33 dolar ödeyeceğini ve ilk 10.000 kişi için 350.000 dolarlık bir avans verileceğini de belirtiyor.
Bugün Gazze’de 2 milyondan fazla insan yaşıyor. Ancak o dönemde nüfus 400.000’in altındaydı. Paraguay Planı özellikle Gazze’nin genç erkeklerini hedef alarak nüfusun çok büyük bir bölümünü ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ancak yalnızca birkaç uçuş gerçekleşti. Peki program neden sona erdirildi?
Hayatta kalmaya çalışan sürgün edilenlerin birçoğu, Paraguay’a varmalarından haftalar sonra ülkeyi terk etti. Yürüyerek komşu Brezilya, Bolivya ya da Arjantin’e geçti. Yousef hızla İspanyolca öğrendi ve tekstil ticareti yaparak iş buldu. Sonunda Şili’deki Filistin diasporasıyla bağlantı kurdu. Al-Dimassi ise Paraguay kırsalında kapı kapı dolaşarak kıyafet sattı ta ki, bir gün bıçak zoruyla soyulana kadar. Bu, onun için bardağı taşıran son damla oldu.
Tam anlamıyla çaresizlik içinde ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını fark eden Al-Dimassi ve bir diğer sürgün Khaled Kassab, eski silahlar temin ederek Paraguay’daki İsrail büyükelçisi Benjamin Weiser Varon ile doğrudan yüzleşmek üzere Asunción’a döndü.
4 Mayıs 1970’te büyükelçiliğe geldiler ve Varon ile konuşmak istediklerini söylediler. Büyükelçilik görevlileri onun orada olmadığını söyledi. Bunun yalan olduğundan şüphelenen ikili içeri zorla girdi. Görevliler silahlarını çekti ve çatışma çıktı.
Arbede sırasında Filistinliler Varon’u gördü ve birkaç el ateş etti. Kurşunlardan biri büyükelçinin sırtına isabet ederek yaraladı. Bir diğeri ise sekreteri Edna Peer’i öldürdü. (Hem Al-Dimassi hem de Kassab daha sonra ateş edenin kendileri olmadığını söyledi; Al-Dimassi ateş edenin Kassab olduğunu, Kassab ise yanlarında bulunan üçüncü bir kişi olduğunu iddia etti.)
Olay Güney Amerika’da ve tüm dünyada manşetlere çıktı. Yapılan ilk haberlerde, Filistinli erkeklerin Gazze’den sürgün edilmesinden hiç bahsedilmedi. Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından düzenlenen bir suikast girişimi olarak sunuldu. Ancak bu haberler kısa süre içinde sorgulanacaktı.
İki yıl süren dava boyunca Kassab ve Al-Dimassi, mahkemeyi başlarına gelenleri dünyaya anlatmak için kullandı ve Paraguay Planı’nın üzerindeki gizlilik perdesini yırttı. Sıktıkları kurşunlarla, fiilen programın sonunu getirdiler.
Paraguaylı yargıç sonunda iki Filstinliyi cinayetten suçlu buldu ve her birine 13 yıl hapis cezası verdi. Bunların 8 yılını yattılar. Al-Dimassi’ye göre İsrail, hapiste bulunduğu süre boyunca onu birkaç kez öldürmeye çalıştı (kendi ifadesine göre zehirli kek de dahil). Bu da serbest bırakıldıktan sonra yaklaşık on yıl boyunca bir tür tanık koruma programına girmesine neden oldu. Ancak yaptıklarından pişman değil.
Podcast’te şöyle diyor: “Paraguay’a sürülecek 60.000 Filistinliyi kurtardım. Onlar anavatanlarında kaldı.”
Zorunlu göç
Siyonizmin ilk günlerinden bu yana, hareketin liderleri kontrol ettikleri toprak miktarını maksimize etmeye ve bu topraklarda yaşayan Filistinlilerin sayısını minimize etmeye çalıştı. İsrail devletinin kurulduğu 1948’de yaklaşık 750.000 Filistinlinin sürgün edilmesi ve 1967’de Batı Şeria ile Gazze’den 300.000 kişinin daha yerinden edilmesi, bunun en açık göstergesidir.
1967 Altı Gün Savaşı, İsrail’in genişleyen sınırları içinde yaklaşık 1 milyon Filistinliyi daha barındırmasına yol açtı. (Savaş sonunda İsrail Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası’nı, Ürdün’den Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ele geçirdi. Ç.N.)
Neredeyse hemen ardından, iktidardaki İşçi Partisi hükümetinin üst düzey yetkilileri bu nüfustan mümkün olduğunca nasıl kurtulabileceklerini tartışmaya başladı. (“Hepsinin gitmesini istiyorum, Ay’a bile gitseler olur,” dediği aktarılır dönemin başbakanı Levi Eşkol’un.) İşte Paraguay Planı bu noktada devreye girdi.
İsrail hiçbir zaman bu programın varlığını resmen kabul etmedi. Ancak 2004’te, konu hakkında doğrudan bilgi sahibi bazı eski yetkililer konuşarak bunun devlet politikası olduğunu doğruladı. Mossad’ın başında bulunan Meir Amit şöyle dedi: “Gönüllü göçü teşvik etmeye çalıştık. Amaç bölgedeki Arap nüfusu mümkün olduğunca azaltmaktı.”
Onlarca yıl boyunca bu işin içinde olanlar gizlilik yemini etti. Edna Peer’in eşi Moshe Peer’e göre, eşinin ölümünden sonra bir Mossad ajanı onu ziyaret ederek 30 yıl boyunca bu konu hakkında konuşmamasını söyledi. Bugün bile, planın detayları ortaya çıkmış olmasına rağmen resmi sessizlik politikası sürüyor.
Geçtiğimiz yıl Anma Günü için hükümetin internet sitesinde yayımlanan kısa bir anma metni, Peer’in ölüm nedeninden hiç bahsetmedi; olayı yalnızca “Gazze’den Filistinli teröristlere” bağladı. Podcast yapımcıları, plan için paravan görevi gören ve hala Tel Aviv’de faaliyet gösteren Patra seyahat acentesine ulaştığında şirketin CEO’su Reem Greiver, ajansın Filistinlilerin organize şekilde transferinde rol oynadığını reddetti.
Bu sessizliğin sürdürülmesinin çeşitli nedenleri olabilir; ancak en önemlilerinden biri muhtemelen İsrail’in Gazze’den Filistinlileri hem gizli hem açık yollarla sürme çabalarının hiçbir zaman sona ermemiş olmasıdır.
Tam bir döngü
Geçtiğimiz Kasım ayında, Gazze’den 153 Filistinliyi taşıyan bir uçak İsrail’in güneyindeki Ramon Havalimanı’ndan kalktı ve Kenya’nın Nairobi kenti üzerinden Güney Afrika’nın Johannesburg kentine indi. Bu sıradan bir uçuş değildi. Yolcular nereye gittiklerini bilmiyordu ve Filistin’in Güney Afrika Büyükelçiliği’ne göre uçuş önceden bildirilmemişti.
Pasaportlarında çıkış damgası bulunmaması ve dönüş bileti ya da konaklama planlarının olmaması nedeniyle Güney Afrika sınır yetkilileri yolcuların yaklaşık 12 saat boyunca uçaktan inmesine izin vermedi. Sonunda “insani nedenlerle” inmelerine izin verildi ve yerel bir yardım kuruluşu geçici barınma sağladı.
Yolcular, seyahatlerinin Al-Majd Europe adlı bir grup tarafından organize edildiğini ve kişi başı 1.000 ila 3.000 dolar alındığını söyledi. Daha sonra yapılan araştırma, bu yapının İsrail bağlantılı olduğunu ve devletin “Gönüllü Göç Bürosu” tarafından yetkilendirildiğini ortaya koydu.
Sonuç
Bugün Gazze’de yaklaşık 2 milyon Filistinli yaşamaya devam ediyor. İsrail’in nüfusu “azaltma” girişimi en azından bunu yönetenlerin ölçütlerine göre başarısız oldu. Ancak bu çabanın sürekliliği, neredeyse altmış yıl sonra bile aynı yöntemlerle devam etmesi, Filistinlileri topraklarından silme hedefinin ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor.
Aynı zamanda bu girişimlerin başarısızlığı da ortada. İki yıl süren yıkıcı askeri kampanyaya rağmen Filistinliler kalmaya devam ediyor. Enkaz ve tozun içinden hayatlarını yeniden kurmaya kararlılar.
İsrail, Al-Dimassi’nin Gazze’ye dönmesine asla izin vermedi. Ancak Gazze onun rüyalarına dönmeye devam ediyor. Podcast’in son bölümünde anlattığı bir rüyada şöyle diyor Al-Dimassi:
“Gazze’de bir dağın üzerinde duruyordum. Solumda otlayan hayvanlar, sağımda dalgalanan Filistin bayrağı vardı. Aynı anda hem ayı hem güneşi gördüm. Bunun anlamına baktım. Gazze geri dönecek. Bir gün barış olacak.”




