Mahir Çayan kitabı ve şiirleri üzerine

Bazı kitaplar sadece kitap değildir. Okunup kitaplığın rafına kaldırılmaz. Ruhu vardır, anlamı vardır. Kitabın isminden, kapağının yarattığı fırtınadan kopamazsınız. Benim için hafıza tarihine ait olan kitaplar hep böyledir. Sarsıcı olduğu kadar, bir dönemi anlamamın tanıklığına sahiptirler.

1980’nin karanlık günlerinde dönemin devrimcilerine yapılanları gazetecilerden, onların yazdıkları kitaplardan öğrenebiliyorduk. Yani gazetecilerin ve basının ağırlığı her şeye rağmen vardı ve önemliydi. Ahmet Kahraman’ın Sanık Ayağa Kalk kitabı bunlardandır ve beni  derinden yaralayan bir kitaptır. Seksen darbesinin işkencehanelerinde direnen devrimcilerin yakalanma anları e onlara yapılanları anlatır. Osman Balcıgil’in İdamın Günlüğü, Erbil Tuşalp’ın Sen Sofi’nin Oğlusun ve daha bir çok kitap dönemin adaletini ve işkencelerini ortaya koyar. Nokta ve Yeni Gündem dergilerinde bu anlamda özel dosyalar yapılmıştı.

Son yıllarda ise bizzat devrimci hareketlerin önder kadroları kendi tarihlerini içeriden anlatarak önemli katkılar sundular ve süreç 68 kuşağı önderlerine kadar uzandı. Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Ulaş Bardakçı, Cihan Alptekin, Orhan Savaşçı, Sabahattin Kurt, Saffet Alp kitapları yapıldı. Tümü de kıymetli ve Türkiye devrim tarihinde anlamlı izler bırakanlar. Yaşamları ve yazdıkları unutulmasın ve hafıza tarihinde yerleri olsun diyedir.

Bugünlerde ise Dipnot Yayınları tarafından çıkarılan, Emir Ali Türkmen’in hazırladığı Mahir Çayan Kitabı yayımlandı. Mahir Çayan sol gelenek içinde önemli isimlerden biri. Türkiye devrim tarihine hem teorik hem de pratik anlamında kazanımlar sağlamış önderlerdendir. Kitap için ciddi eleştirilerim olmayacak. Çünkü ilk bölüm tamamen Mahir Çayan’ın yazdıkları. Yani toplu yazılar olarak bildiklerimiz. İkinci bölüm ise hakkında yazılanlar. Bunları da önemsiyor ve değerli buluyorum. Ancak Mahir Çayan’ın yazdığı şiirler var. Onların da bu kitapta oması gerektiğini düşünüyorum. Hatta mektupları da dahil edilse tam anlamıyla bir Mahir Çayan kitabı olmuş olacaktı. Kuşkusuz Çayan bir şair değil, belki şiir diyemeyiz yazdıklarına. Ancak içinde bulunduğu koşulları, dostluğu, yoldaşlığı ve en önemlisi de somutlaştırdığı “adası” ve “adalıları” görürüz.

Bu neden önemli? Dünya devrim tarihi incelendiğinde çoğu önderin şiir yazdığını görürüz. Ancak bu çok bilinmez. Bilinmeyişinin nedeni de daha çok teorik çerçevenin ön plana alınmasından kaynaklı. Oysa bir yaşam var ve o yaşamın içinde şiir, müzik, roman, öykü, resim, sinema, tiyatro ve dans var. Belki koşulların çetinliğinden kaynaklı bir uzaklaşma olabilir. Ancak bu insanların yaşamında şiir başta olmak üzere bunların hepsi var. Anlatılan Onların Şiiridir kitabımda devrimci önderlerin şiirle olan ilgilerini, şiirle olan bağlarını, şiirin yaşamlarında hep var olduğuna dair tespitlerimi şiirlerinde örnekler vererek anlattım. Marx’tan Mao’ya, Ho Şi Minh’ten Che Guevera’ya, Amilcar Cabral’dan. Agustino Neto’ya uzanan bir çerçeve çizmiştim etraflıca. Direnişin olduğu her herde şiir, şiirin olduğu her yerde direniş omuz omuzadır.

Türkiyeli devrimcilere gelince; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Hüseyin Cevahir, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil’in şiirle olan bağlarının derinliği çoğu kişi tarafından bilinmemektedir. Oysa kalplerinin en coşkun yerlerinde şiir olmuştur hep. Şiir yazmışlar, ezbere şiirler okumuşlar. Keza, Behice Boran ve Hikmet Kıvılcımlı’nın da şiirleri vardır. Mihri Belli, Pierre-Jean de Béranger’den “Eşit Olmayan Savaş” şiirini çevirmiştir.

Mahir Çayan’ın şiirleri, Kurtuluş Sosyalist Dergi’nin Mayıs 1977 yılında yayımlanan 10. sayısında yer almıştır. Çayan’ın üçü isimli, biri isimsiz toplam dört şiiri yayımlanmıştır. Hüseyin Solgun’un, Mahir Çayan, Kızıldere’den Önce 10 Ay kitabında şiirler üzerine değinisi olduğu gibi, Çayan’ın Halil Ergün’e yazdığı mektupta Che’nin ölümü üzerine yazdığı bir şiir de vardır. Dil olarak Çayan’ın şiirlerindeki dile benzemektedir. Solgun da bir not düşmüştür kitaba. “Şiir, kuvvetle muhtemel, Che’nin ölüm haberini gazetede okuyan Mahir Çayan tarafından aynı gün kağıda dökülmüştür. Bu yüzden -aksi kanıtlanmadıkça- bu şiiri Mahir Çayan’ın yazdığı şiir olarak olarak kabul ediyoruz.”

Mahir Çayan kitabı söylediğim gibi önemli bir kitaptır. Türkiye devriminin ana omurgasını oluşturan üç hareketten biri olan THKP-C’nin kurucusu ve önderidir Çayan. Kızıldere katliamının üzerinden 54 yıl gibi bir süre geçmesine rağmen, Mahir ve yoldaşları hâlâ çok önemli bir yerde durmakta. O nedenle bir Mahir Çayan Kitabı bana göre eksiksiz ve daha özenli olmalıydı. Kitabı hazırlayan Emir Ali Türkmen’in yazısında tashih hataları ve tekrar basım vardır. Bunun gözden kaçması böyle prestijli bir kitap için iyi olmamıştır.

Mahir Çayan’ın şiirleri “Toplu Yazılar” içinde olması gereken belgelerden. Aslında bu tip kitaplar hazırlanırken bana göre kalemden çıkan her şey konulmalıdır. Kitapta, Çayan’ın şiirlerinin olması iki açıdan önemlidir. İlki hücredeki durumunu ve itirazını ifade etmektedir. İkincisi yoldaşlarını ve adasını anlatmaktadır. En çok da kalbinde sakladığı Cevahir’ini. Bazı durumlarda yazı insanın kendi ruh halini anlatmaya yetmeyebilir. O yalnızlık duygusunu, o sorgulamaları ve iç kanamayı en iyi anlatan şey şiirsel dildir. Hesaplaşma sözcüklerle yapılır ve sözcüklerin kalbe değen bütünlüğüyle. Çayan’ın şiirleri o nedenle önemlidir ve Mahir Çayan’la ilgili bir kitapta yer almalı, almalıydı. Çünkü şiirler onun yaşamının çok önemli bir kesitini vermektedir. En az teorik yazıları kadar önemli ve belge niteliğindedir.

………………..

Kahpe İstanbul’un, kahpe bir bölgesinde,

Bir evdeyim, yoldaşlarımla beraber.

Bu ev, yoldaşlık-dostluk-kardaşlık-mertlik- kıvanç

ve sevgi evidir.

Bu evde, her şey o kadar güzel ve o kadar anlamlıdır ki…

Ev de değil, ada, ada!

Satılmışlığın, kahpeliğin, riyakârlığın, adiliğin ve her

çeşit aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın

karışımı olan,

Karanlık denizinin ortasında,

Güneşi batmayan bir ada.

Ben ne şuralıyım ne buralı,

Adalıyım adalı,

Adam ormanlıktır.

dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı,

bütün ada’mı kaplar.

Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada’mı,

biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.

……………………………

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.