Qazî Muhammed’in idam edilişinin 79. yılı: ‘Büyük bir miras bıraktı’

79 yıl önce idam edilmelerine rağmen unutulmayan Qazî Muhammed ve yol arkadaşlarının mücadelesine dair konuşan yazar Kakşar Oremar, “Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar” dedi.

Qazî Muhammed’in idam edilişinin 79. yılı: ‘Büyük bir miras bıraktı’
Qazî Muhammed’in idam edilişinin 79. yılı: ‘Büyük bir miras bıraktı’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 1 Nisan 2026 09:58

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin (Kürdistan Cumhuriyeti)  kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı ve Rojhilat’ın önemli siyasi figürlerinden Qazî Muhammed ve yol arkadaşlarının katledilişlerinin üzerinden 79 yıl geçti.

Mahabad’ın önde gelen Kürt ailelerinden Kadı ailesinin bir ferdi olan Kadı Ali’nin oğlu olarak dünyaya gelen Qazî Muhammed, çocukluğunda Kutabhane denilen din okulunda eğitim aldı.

Kardeşi Sadr Qazi, İran parlamentosunun bir üyesiydi ve Mahabad Vakıflar Dairesi Müdürlüğü yaptıktan sonra babasının yerine kadılığa atanmıştı.

Babasının ölümünden sonra 1930’larda Mahabad’da hakimliğe aday gösterilen Qazî Muhammed Nisan 1945’te İran’da önde gelen bir Kürt örgütü Komele üyesi oldu. Kısa süre sonra örgütün lideri olan Qazî Muhammed, Ocak 1946’da kurulan ve aynı yılın Mart ayında kamuoyuna ilan edilen cumhuriyetin cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Aynı zamanda İran Kürdistan Demokratik Partisi’nin (PDKİ) kurucusu oldu.

Cumhuriyetin kuruluşu

Qazî Muhammed, 22 Ocak 1946 tarihinde Mahabad’ın Çarçira Meydanı’nda, Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti.

Başkenti Mahabad olan Cumhuriyet bölgede yaşayan Kürt halkının tam desteğini aldı.

Qazî Muhammed, meydanda yaptığı 15 dakikalık konuşması ardından 20 gün içerisinde 11 Şubat 1946 tarihinde Kürdistan Milli Meclisi (KMM) toplantısında meclis üyeleriyle birlikte hükümet kurdu. Kürt Cumhuriyeti’nin ilk kabinesi şu şekildeydi:

“Başbakan Hacı Baba Şeyh, Savaş Bakanı Mustafa Barzani, Savunma Bakanı ve Ordu Başkomutanı Mihemed Hüseyin Seyfi Kadı, Eğitim ve Kültür Bakanı Menaf Kerimî, Dışişleri Bakanı Hacı Abdürrahman İlhanîzade, Sağlık Bakanı Sayit Mihemed Eyuban.”

11 Şubat 1946’da KMM Kürtçe’yi devletin resmi dili ve ‘Ey Reqîb’ marşını da Cumhuriyet’in resmi marşı ilan etti. 10 Ocak 1946’da yayın hayatına başlamış olan Kürdistan dergisinin yayına devam kararı alınarak Kürdistan adlı resmî bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi.

KMM, aldığı kararlar ile eğitim alanında iyileştirmeye gitti. Genel ve zorunlu ilköğretimi tesis eden yasalar çıkardı. Kültürel alanda iki Kürt şair Hejar ile Hêmen’in şiir kitaplarını devlet matbaasında bastırdı. Kısa süre içerisinde Kürt okulları kuruldu ve Kürtçe eğitime başlandı. Hawar ve Hilale adıyla iki yeni dergi yayınlandı. 10 Mart 1946’da Sovyetler’in göndermiş olduğu bir verici istasyonu ile Mehabad Radyosu yayın hayatına başladı.

Nisan 1946’da Sovyetler’in askeri desteğiyle Qazî Muhammed, Seyid Cafer Pişevari tarafından 1945 yılında Tebriz merkezli kurulan Azerbaycan Millî Hükûmeti ile bir barış anlaşması imzaladı ve bu anlaşmada her iki cumhuriyette hem Azerbaycanlı hem de Kürt azınlıklarının haklarının korunacağına dair teminatta bulunuldu. Söz konusu anlaşma “demokratik-ulus” temelinde Ortadoğu’da imzalanan ilk anlaşmalardan biri olma özelliğini taşıyor. Sovyetler’in 9 Mayıs 1946’da İran topraklarından çekilmesiyle eş zamanlı olarak aynı yıl 17 Aralık’ta İran ordusu Mahabad’ı işgal etti. Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılışıyla birlikte 31 Mart 1947’de Qazî Muhammed ve yol arkadaşları Çarçira Meydanı’nda idam edilerek katledildi.

’79 yıl sonra bile yol gösterici oldu’

MA’ya konuşan gazeteci-yazar Kakşar Oremar, son süreçte İran’a dönük saldırılarla yeniden şekillendirilmeye çalışılan Orta Doğu haritasının gölgesinde katledilişlerinin 79’uncu yılında unutulmayan Qazî Muhammed ve yol arkadaşlarının Kürt halkına büyük bir miras bıraktığını ifade etti.

11 aylık bir cumhuriyet deneyiminin bugün bile belirleyici pek çok özelliğiyle unutulmadığını vurgulayan Oremar, “Ortadoğu’da bir Kürt siyasi parti bir öncü yetiştirebiliyor, politika üretebiliyorsa bu Qazî Muhammed’in mirasının bir parçasıdır. Qazî Muhammed katledildiğinde 47 yaşındaydı. Ama milletini asla terk etmedi. Askeri mahkemede iradesiyle, korkusuzca ve cesur bir şekilde o dönemin İran hükümeti olan Şah’ın askerleri önünde durdu. Kendi milletinin haklarını savundu. Monarşist bir sistem içerisinde demokratik bir cumhuriyeti savundu” dedi.

“Qazî Muhammed ve yol arkadaşlarının kurduğu cumhuriyet yıllar sonra Rojava’da, Başur’da renklerini buldu” diyen Oremar, Mehabad’daki deneyimin Kürtler için büyük bir örnek olduğunu belirtti. Oremar, “Qazî Muhammed, bu anlamda kendi canını feda etti. O dönem Pişevarî’nin kurduğu cumhuriyet de aynı şekilde yıkıldı ve Tebriz işgal edildi. Pişevarî kaçarak Bakü’ye sığındı. İran’ın işgal ettiği Tebriz’de büyük katliamlar yaşandı. Ancak Qazî Muhammed, kaçmayarak halkının arasında kalmayı seçti. Hatta rejime, ‘Ne istiyorsanız benden isteyin, halkımdan bir şey isteyemezsiniz’ şartı koştu. İran rejimi o süreçte hem Tebriz’de hem de Mahabad’da büyük katliamlara hazırlanmıştı. Nitekim Tebriz’de 20 binden fazla insanın katledildiği biliniyor. Mahabad’da Qazî Muhammed’in hemed’in müdahalesiyle bu katliamların önü kesildi” diye konuştu.

Qazî Muhammed’in Kürt halkını büyük bir katliamdan koruğunu ve Kürt bölgesinin talan edilmesinin önüne geçtiğini hatırlatan Oremar, hakikat ortaya çıktıkça bu fedakarlığın daha fazla mana kazandığını ifade etti. Oremar, son yıllarda özellikle Bakur’daki Newroz kutlamalarında Qazî Muhammed’in fotoğraflarının gençlerin elinde olması bunun bir işareti olduğunu ifade etti.

Qazi Muhammed’in ulusal birlik mesajı 

İran rejimine dönük saldırılara ve Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmeye çalışılmasına dair konuşan Oremar şunları kaydetti: “Görüyoruz ki eğer bir devlet içerisinde demokrasi olmazsa, kendi içerisindeki farklı seslere diktatöryal bir yerden yaklaşmaya devam ederse eni sonu büyük sorunların içerisinde bu şekilde cebelleşecektir. Öte yandan Ortadoğu’da değişecek çok var gibi gözüküyor. Bunlardan biri, İngiltere’nin eliyle oluşturulan Sykes Picot Anlaşması’yla sonuçlanan dizaynda Kürtler yer almıyordu. Bugün İngiltere’nin arkasında ve onun siyasetini destekleyen bir ABD gerçekliği mevcut. Bir an önce bir petrol bölüşümü yapmak istiyorlar. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde da bu sorun hüküm sürüyor. Mesela Suriye’de bir anda Colani hükümetine verilen destek bunun bir örneğiydi. Kürtlerin uzun yıllar süren parçalı duruş da aslında bir arada olmama ve Kürtlerin kendi renkleriyle bu coğrafyada yer almamasına sebep olan içsel sebeplerin başında geliyor. Bu anlamda Qazi Muhammed’in idam sehpasına çıktığı güne kadar söylediği sözler bize miras bıraktığı bir gerçeklik vardı. Kürt halkının birliğinin önemine işaret ediyordu. Bugün geçmişte olmadığı kadar büyük bir arada olma durumunu görüyoruz. Bu çok önemli bir mesele. Örneğin geçen yıl Nisan ayında Rojava’da yapılan ulusal konferans çok önemli bir yer tuttu. Qazî Muhammed, ‘Birliğini sağlamamış her ulus sömürge olmaya doğru yol alır’ diyordu. Kürtlerin medeniyet ve kültür olarak derinliğine işaret ediyordu.”

‘Eğitim ve kadınların eşitlik mücadelesine önem verdi’ 

Yeni kuşakların eğitimi ile kadınların eşitlik mücadelesine de Qazî Muhammed’in büyük önem verdiğini söyleyen Oremar, “Buna önce kendi evinden başladı. 1946 yılında eşi Mina Qazî’nin de desteğiyle cumhuriyeti kurdu. Eğitime verdiği öneme dair, ‘Ben öldürüldükten sonra eğer gerçekten okumaya devam ederseniz, hedeflerimi amaçlarımı daha iyi anlarsınız. Benim ölümüm sizi korkutmamalı, benim başlattığım mücadele yolunda yürümeye devam ederek amaçlarımıza ulaşmanız gerekiyor’ demişti. Diğer mesajı da ‘Kürdistan tüm Kürtlerin evidir’ oldu. Bunu söylerken bir Kürdün verdiği mücadelede sınırları önemsizleştirmesi bu mücadelenin sınırları ortadan kaldırmasını amaçlıyordu. Newroz’da onun fotoğraflarını her yerinde o yüzden görüyoruz. O, nerede bir Kürdün sorunu varsa bunun çözüme kavuşturulması gerektiğini savunuyordu” dedi.

‘Qazi Muhammed’in mirası yol gösterici oldu’ 

Qazî Mihemed’in mirasının bugün Kürt siyasi partilerine çözüm için fikir verdiğini belirten Oremar, bu anlamda dört parçada da tek sesli bir siyasetin ibarelerinin olduğunu vurguladı. İran’ın kapattığı diyalog yolları ve bugüne kadar yürüttüğü politikalar sebebiyle yaşadığı savaşı daha derinden hissettiğinin altını çizen Oremar, “İran bir yüz yıl boyunca toparlanmaya çalışsa dahi bir ay önceki İran’ın konumuna gelemeyecektir” dedi.

‘Kürtler barış dilini kuran tek kanat oldu’

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın önemine değinen Oremar, “Kürtler barış dilini kuran ve yürüten tek kanat oldu. Türkiye bu anlamda tek adım atmış değil” dedi ve ekledi:

“Kürtler onlarca yıl İran’ın demokratik bir yapıya kavuşması için mücadele etti. Qazî Muhammed gibi pek çok liderini bu uğurda feda etti. Qazî Muhammed’in mirası ve taleplerinin bu anlamda sahiplendiğini ve yerini bulduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz gün Londra’da bir kongre yapıldı orada da en ayakları yere basan siyaseti Kürt tarafı yaptı. PJAK’ın talepleri çok olumlu karşılandı. Qazî Muhammed’in ardından fotoğrafının yükseldiği Newroz alanlarına bakarak şunu kendimize sormamız gerekiyor, ‘Neredeydik ve nereye geldik?’ Biz bugün çok büyük bir gücüz. Bu Qazî Muhammed’in mirasını devralan liderler ve onların oluşturduğu gücün sayesindedir.” (MA)