İran’da savaş, agresif dış politika, MAGA ve Trump’ın yükselen Jingoizmi

ABD Başkanı’nın İran ile yaşanan savaş ile birlikte belirginleşen agresif ve bilinçli seçilmiş “argo” diskuru, savaş dönemlerinde ulusal çıkarları, saldırgan ve tehditkar bir yöntemle savunan ve milliyetçi duyguları sömüren, saldırgan söylemler için kullanılan “Jingoizm” ile örtüşüyor.

İran’da savaş, agresif dış politika, MAGA ve Trump’ın yükselen Jingoizmi
  • Yayınlanma: 2 Nisan 2026 15:29
  • Güncellenme: 2 Nisan 2026 15:38

ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci dönemi, sadece Washington’da değil, Orta Doğu’dan Güney ve Orta Amerika’ya kadar “yeni bir düzenin” ayak seslerini duyuruyor. ABD Başkanı’nın İran ile yaşanan savaş ile birlikte belirginleşen agresif ve bilinçli seçilmiş “argo” diskuru ise, savaş dönemlerinde ulusal çıkarları, saldırgan ve tehditkar bir yöntemle savunan ve milliyetçi duyguları sömüren, saldırgan söylemler için kullanılan “Jingoizm” ile örtüşüyor.

Aşırı milliyetçiliğin saldırgan ve popülist bir formu olan, savaşı ve milliyetçiliği, bir “temaşaya” dönüştürerek propagandasını yapan Jingoizm, “93 Harbi” olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı- Rus savaşı sırasında dönemin küresel rekabetinin tarafları olan Rus ve İngiliz imparatorluklarına atfen ortaya çıkmış bir kavram.

Savaş sırasında, bu lümpen ve eril forma uygun biçimde İngiliz publarında söylenen şarkının sözleri şöyleydi: “Gemilerimiz, adamlarımız ve paramız var/ Daha önce de Ayı’yla savaştık ve biz hakiki Britanyalı olduğumuz sürece/ Konstantinapolis’i alamayacak Ruslar/ Aslan, ona tekrar inine dönmesi için için elinden geleni yaptı/ Ama işe yaramadı/ Kurbanını özlüyor, kan döküldüğünde mutlu oluyor/ Savaşmak istemiyoruz, ama savaşırsak da Jingo.”

Şarkının nakaratında ise İsa yerine Jingo denmesi nedeniyle bu saldırganlığı “temaşayla örten” milliyetçilik biçimine “Jingoizm” deniyor.

Savaşın dehşetine rağmen bu “kendinden geçme hali” geçtiğimiz günlerde elinde kılıçla dans eden ABD Başkanı’nın görüntüleriyle benzerlik taşıyor. Halihazırda savaş, farklı coğrafyalara da sıçrama potansiyeli taşıyarak çok daha fazla hayatı tehdit ederken, neredeyse dünyanın kaderi elinde olan bir süper gücün başındaki isim “eğlenceli” bir şekilde dans ediyor.

Trump, bu saldırgan milliyetçi politikalarını “Önce Amerika” ve bu söyleme paralel olarak “MAGA-Amerika’yı yeniden büyük yap” doktriniyle hayata geçiriyor. Analist Ed Kilgore, bir dönem MHP’nin kullandığı slogana atıfta bulunarak “Trump’ın ‘ya sev ya terk et’ milliyetçiliği baştan tahmin edilebilirdi” başlıklı makalesinde ABD Başkanı’nın Amerikan sağının geleneksel “Amerikan İstisnacılığı” kavramını bir kenara itmediğini; aksine onu en kaba ve pragmatik haliyle yeniden yorumladığını belirtiyor.

Kilgore Trump’ın “Ya sev ya ter et” milliyetçiliğini “Eğer Trump’ın politikalarını eleştiriyorsanız, doğrudan ‘sorunun kendisi’ haline gelirsiniz. Bu Jingoist yaklaşım, eleştiriyi ‘vatana ihanet’ ile eşdeğer görüyor.” sözleriyle ifade ediyor.

Kilgore’a göre Trump’ın güç odaklı Jingoizmi insan hakları ve sivilleri koruma gibi uluslararası normları, ABD gücünü kısıtlayan “ihanetler” olarak görüyor. Bu paradigma aynı zamanda ABD’nin kaderini bu uluslararası normlarla birleştirmeyi reddederek güç odaklı milliyetçiliğin önünü açıyor.

Kilgore, “O, 2’nci Dünya Savaşı öncesi izolasyonculardan bu yana gelen sağcı figürler gibi, Amerika’nın kaderinin ülkeyi güç kullanımında sınırlayan veya yönlendiren evrensel liberal değerlerle özdeşleştirilmesine karşı çıktı. Bu yüzden tutuklulara işkence sınırlamalarını da, sivilleri korumaya yönelik angajman kurallarını da, eleştirdi” diye belirtiyor.

Trump’ın başkan olmadan önceki statükoya duyduğu nefret, kendi ülkesini eleştirmeye veya tartışmaya açık olmak değil; 20. yüzyıl otoriterlerinin zayıf rejimleri, vatansever olmayan ve asalak elitleri, yıkıcı göçmenleri ve ‘bedavacı’ sosyalistleri, ulusal mirası yağmalamakla suçlamasına yol açan aynı temel dürtüydü.

Analist Robert Robb ise “Trump’ın Jingoizmi: Bu gerçekten olmak istediğimiz ülke mi?” başlıklı makalesinde, Trump’ın dış politikasının artık ideolojik bir örtüye ihtiyaç duymayan “çıplak bir emperyalizm” olduğunu vurguluyor.

“Ne tür bir ülkeyiz? Ve ne tür bir ülke olmak istiyoruz?” sorularını soran Robb, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun derdest edilerek kaçırılmasını hatırlatıyor ve “Bu sorular hiçbir yerde, Trump’ın Batı Yarımküre’ye yönelik giderek artan Jingoist yaklaşımında olduğu kadar net sorulmuyor.” diye belirtiyor.

Robb “Maduro’nun ele geçirilmesi için yönetim tarafından seçilen yasal paravan şuydu: Bu, ABD’de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla aranan bir firarinin yakalanmasıydı. Ordu sadece destek vermek için oradaydı. Oysa bundan sadece bir aydan biraz fazla süre önce Trump, uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla bizzat ABD’de mahkûm edilmiş eski Honduras Devlet Başkanı’nı affetmişti.” diye hatırlatıyor.

Trump’ın danışmanı Stephen Miller’ın “Dünya güç ve zorbalıkla yönetilir” sözünü hatırlatan Robb, Trump’ın Venezuela veya Grönland gibi konulardaki tutumunun demokrasi getirmekle değil, kaynaklara (petrol vb.) el koymakla ilgili olduğunu vurguluyor.

Robb, Trump’ın Grönland’ı “öyle ya da böyle” ilhak etme arzusunun, müttefiklik hukukuna ve yerel halkın rızasına ne kadar aykırı olduğunu, bu durumun aynı zamanda ABD’nin kurucu değerleriyle de taban tabana zıt olduğunu belirtiyor ve “Bağımsızlık Bildirgesi’nde kurucular, meşru hükümet otoritesinin güçten değil, yönetilenlerin rızasından kaynaklandığını ilan etmiştir.” ifadelerini kullanıyor.

Mevcut ABD yönetiminin gerçeklikle bağını sorgulayan Robb “Bu yıl Bağımsızlık Bildirgesi’nin 250. yıl dönümü. Trump bunu kutlamak için Beyaz Saray arazisinde bir UFC karma dövüş sanatları maçı planlıyor. Ülkenin mevcut hali için bundan daha uygun bir metafor düşünemiyorum. Stephen Miller’ın gerçek dünyasında olaylar, hicvin yeteneklerini bile aşıyor.” diye belirtiyor.

2’nci Dünya Savaşı “hasımları” ve Soğuk Savaş sonrası konjonktürü hatırlatan Robb, “Almanya, İtalya ve Japonya, bağımsız, egemen demokrasiler ve sağlam müttefikler haline gelmişti. Dünya yalnızca güç, kuvvet ve iktidarla yönetilmemiştir. Ve ABD, Bağımsızlık Bildirgesi’nde ifade edilen evrensel değerleri rehber edinmiştir.” diyor.

“Trump için meşruiyet, halkın rızasından değil, elinde tuttuğu silahtan ve ekonomik baskı gücünden geliyor” diyen ve ABD Başkanı’nın “Grönland hevesini” hatırlatan Robb “Trump Jingoizminin bu kısmı ise gereksizdir. Grönland’ın, altyapı ve kamu hizmetlerini sürdürmek için devasa sübvansiyonlar gerekiyor. Danimarka bu sübvansiyonları şu anda sağlıyor ve sağlamaya devam etmeye hazır. ABD’nin Grönland konusunda Danimarka’nın rolünü üstlenmesinin hiçbir ulusal çıkarı yoktur” ifadelerini kullanıyor.

Trump yönetiminin normları “rafa kaldırdığını” belirten Robb “Yasalarımızın uygulanmasını istiyoruz. Ancak demokratik uyumu sağlayan normlar ve sınırlamalar vardır. Trump ve yönetimi kendilerini bu norm ve sınırlamalarla bağlı görmüyor” diye belirtiyor.