Geçtiğimiz hafta İBB davasından tahliye edilen 18 kişiden 5’i kadındı.
Şehide Zehra Yüksel İBB davasından tutukluydu ve birkaç gün önce bir sabaha karşı serbest kaldı.
Şehide Zehra kendini şöyle anlatmış feminist bellek‘te 2022 yılında:
“İmam hatipten mezun oldum. Sosyoloji ve psikoloji okudum. Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. Tezimde, kadınların evlenme, anne olma, boşanma gibi hayat eşiklerinden geçerken sosyal haklardan ne kadar yararlanabildiklerini inceledim.
“Muhalif ve müslüman bir kadın” olarak Mazlumder, Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi ve Havle Kadın Derneği’nde aktivizm yürüttüm. Feminist hareketle tanıştım, İslami feminizm üzerine bilgi üretimi yaptım, hafıza çalışmaları yürüttüm. Bir süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde sosyal çalışmacı olarak görev alıyorum. İstanbul’un Roman mahallelerini geziyorum. Ali’nin annesi, Konca’nın kızkardeşiyim.”
Bir gazete yazısının kısıtlılığı nedeniyle ne yazık ki seçmek mecburiyetinde kaldığım bazı tutuklu kadınları hatırlatmak istiyorum bu vesileyle.
Akbelen’de toprağını ve zeytin ağaçlarını savundugu için yakın zamanda tutuklanan Esra Işık da cezaevinden gönderdiği mektubunda şöyle tarif etmiş kendini:
“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum.
Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim.
Ben bu toprakların kızıyım. Ben bir köylü kızıyım. Mücadeleden gurur duyuyorum. Buradan yeniden sözüm olsun.
Mücadelemizi de, onurumuzu da, haysiyetimizi de satmayacağız.
Milas bir şirketten büyüktür. Vazgeçmeyeceğiz.”
Yıllardır tutuklu başka kadınlar da var.
Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökkan, Çiğdem Mater ve daha yüzlerce kadın, hayatlarına çizilen sınırları tanımadığı için yıllardır cezaevinde.
Farklı coğrafyalardan farklı hayat hikayelerinden geldiler. Ama aynı yerde buluştular.
Erkek iktidarların onları ‘tehdit’ olarak tanımladığı yerde.
Kim bu kadınlar?
Esra ve Zehra kendini anlattı yukarda biraz.
Ben de diğerlerini hatırlatayım.
Figen Yüksekdağ, çiftçilik yapan 10 çocuklu bir ailenin dokuzuncu çocuğu olarak dünyaya geldi. Lise çağlarında sosyalist harekete katıldı ve 18 yaşında bir sokak gösterisinde tutuklandı. Uzun yıllar kadın mücadelesi içindeydi. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin genel başkanlığını da yapan Yüksekdağ, tutuklandığı zaman HDP eş genel başkanıydı. 10 yıllık mahpusluk süresinde babasını, 3 erkek ve 1 kız kardeşini kaybetti.
Leyla Güven Kürt siyasal hareketi içinde uzun yıllar aktif rol almış, belediye başkanlığı, milletvekilliği yapmış bir kadın.
Çocukluk ve gençlik yıllarını Almanya’da işçi olan ailesinin yanında geçirdi. 1985 yılında Türkiye’ye döndü.
Ailesinin yedinci ve en küçük çocuğu olan Güven, iki çocuğunu tek başına büyüttü.
Siyasete 1994’te Halkın Demokrasi Partisi Konya Kadın Kolları Başkanlığı ile girdi. 2000 yılında partisinin bir sokak gösterisi sırasında ilk kez tutuklandı.
Bundan sonra çok kez yargılandı, çok kez tutuklandı.
En son tutuklandığında Demokratik Toplum Kongresi eş başkanıydı. Cezaevindeyken ve henüz ortada herhangi bir süreç yokken Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 2018 Kasım’ında başlattığı ve yaklaşık 200 gün süren açlık greviyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Tutukluyken annesini, babasını ve abisini kaybetti, sadece abisinin cenazesine katılabildi.
Ayşe Gökkan Özgür Kadın Hareketi’nin sözcülüğünü ve Nusaybin Belediye Başkanlığı yapmış bir kadın. Özgür Gündem ve Azadiya Welat gibi gazetelerin kuruluşunda yer almış. Ekim 2021’den bu yana tutuklu. Cezaevinde Covid geçirdi. Diyarbakır’dan Ankara’ya gönderildi. Cezaevinde annesini kaybetti. 2 kere ameliyat oldu tutukluyken. Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında 26 Mart 2026’daki son duruşmasında, savcı mütalaasında tahliyesini talep etmesine rağmen mahkeme tutukluluğunun devamına karar verdi.
İBB davasından tutuklu ve tahliye edilen Kadriye Kasapoglu’nun babasının, o içerdeyken demans olduğunu ve artık onu hatırlamadığını okurken vicdanını ve adalet duygusunu kaybetmeyen herkesin boğazı düğümlenmiştir. Boğazı düğümlenen herkese, Aysel Tuğluk’un da cezaevindeyken demans olduğunu hatırlatmak isterim.
Kürt siyasal hareketi içinde uzun yıllar aktif rol almış bir hukukçu Aysel Tuğluk. Demokratik Toplum Partisi’nde kurucu üyelik ve eş başkanlığını yaptı. 2007-2009 yılları arasında Diyarbakır milletvekili seçildi. 2011-2015 yıllarında HDP Van milletvekili oldu. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı iken 29 Aralık 2016’da tutuklandı.
Cezaevindeyken annesini kaybetti ve annesinin cenazesi hakarete ve saldırıya uğradı. Annesini ne istediği yere defnedebildi ne de yasını tutabildi.
Aysel Tuğluk, unutarak başa çıktı bu acıyla. Hafızasını yavaş yavaş sildi.
Ve Çiğdem Mater tabii…
Onu hatırlamasak, kadınların neden hedefte olduğunu anlamak eksik kalır.
Çiğdem Mater, 2013 Gezi Parkı eylemleri gerekçe gosterilerek açılan davada “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla Nisan 2022’den beri tutuklu. 18 yıl hapse mahkum edilen Çiğdem Mater, “yapılamayan” şeylerden suçlu bulundu. Çekmediği bir belgesel yüzünden cezaevinde.
Sinemacı, yapımcı ve gazeteci Çiğdem Mater. Toz Bezi, Sivas ve Çoğunluk gibi önemli filmlerin yapımcısı. Sinema televizyon bölümü mezunu, Marmara Üniversitesi’nde medya sosyolojisi üzerine yüksek lisans yapmış. Gazetecilik ve çevirmenliğe 1997 yılında başlamış. BBC, Boston Globe, Sky News, Radio France International gibi uluslararası medya kuruluşlarında muhabirlik ve yapımcılık yapmış.
Burada da sözü Çiğdem Mater’e bırakayım.
Yargılandığı davanın karar duruşması 22 ve 25 Nisan 2022‘de yapılmıştı. Savunmasında şöyle demişti:
“Bu iddianame eğer bir film senaryosu olsaydı mantık hataları nedeniyle reddedilirdi ama burada hayatın sinemadan daha kurgu olduğunun gördük.”
Bu kadınlar neden tutuklu?
Bunun cevabı hem çok uzun hem çok kısa.
Çünkü kendi hayatlarının seyircisi değil baş karakteri olmaya karar verdiler.
Kendilerine sınır çizmek isteyenlere itiraz ettiler.
Başka bir fikrin, başka bir dünya ihtimalinin gücünü hatırlatıyorlar egemen erkeklere.
Adını anamadığım tüm mahpus kadınlar beni bağışlasın. Hepsi kendi hikayesinin kahramanıdır.




