Hindistan’da aşırı sağcı parti BJP, sınır güvenliğinde dehşet bir yazışmayla gündem oldu. İktidar partisinin başında bulunduğu İçişleri Bakanlığı, Bangladeş sınırındaki nehirlere timsah ve zehirli yılanları salmayı yürürlüğe koymaya hazırlanıyor. Amaç Hindistan’a sığınmak isteyen Müslüman göçmenleri caydırmak! Temmuz 2023 tarihinde ise Texas valisi benzer bir uygulamaya imza atmış ve ABD-Meksika sınırına balonlu testereler döşemişti. Sağın ve aşırı sağın göçmenleri düşmanlaştırdığı küresel göç politikalarında bir eşik daha aşılıyor. Prof. Dr. Cenk Saracoğlu bu sürecin “tekil sapmalardan öte küresel bir faşistleşme prototipi” olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.
Rio Grande nehrine balonlu testereler
Amerika- Meksika sınırını nehirden geçmek üzere olan mülteciler, 2023’ün Temmuz ayında korkunç bir manzarayla karşılaştılar. Nehir üzerine testere benzeri metallerle donanmış şamandıra bariyerler döşenmişti. Ölüm ile umuda yolculuk arasında kalan bazı mülteciler bu bariyerleri geçmeye çalışmış ve jiletli tellere takılmışlardı. Öyle ki, nehirde bulunan bazı cesetlerin bu bariyerler nedeniyle hayatını kaybettiği iddia edildi. Eagle Pass, göçmenlerin en fazla giriş yaptığı noktalardan biriydi.
CNN’in haberine göre, kararın altında Texas eyaletinin Cumhuriyetçi valisi Greg Abbott vardı. Demokratlar bu karar tepki gösterirken, Meksika Devlet Başkanı Obrador, sınıra yüzen bariyer yerleştirmesini “insanlık dışı” olarak suçladı.

Hindistan-Bangladeş sınırına zehirli yılanlar
Bugüne geldiğimizde, benzer plana Hindistan yönetiminin de talip olduğunu görüyoruz. Irkçı ve göçmen düşmanı politikalarla bilinen BJP’nin (Hindistan Halk Partisi) ajandasında timsahlar ve zehirli yılanlar yer alıyor.
The İndependent’ta yer alan habere göre; Hindistan, doğu komşusu Bangladeş’le olan sınıra boydan boya çitler çekiyor. Amaç Rohingyalı Müslüman göçmenleri yıldırmak. Fakat bu plana uymayan öyle yerler var ki, doğa koşulları nedeniyle çitler kar etmiyor. Çitlenmemiş 175 km’lik sınırda bataklık araziler ve sel riski taşıyan bölgeler var. Tam da burada BSF (Sınır güvenlik Gücü) tüyleri diken diken eden bir plan geliştiriyor. 26 Mart tarihli toplantı ve iç yazışmalara göre nehir ve bataklıklara zehirli yılanlar bırakılacak. Bazı yerler için de timsahların bırakılması tavsiye ediliyor.
Modi hükümetinin drone ve kızılötesi veya gece görüş kameralarla başlattığı sert önlemler hak savunucuları tarafından sıklıkla eleştiriliyor. Aşırı sağın figürü olarak öne çıkan Modi, bütün bunları yaparken aynı zamanda toplumu Müslüman karşıtlığı üzerinden dinsel kutuplaşmaya sürüklüyor. Yanı sıra göçmen düşmanlığını köpürterek politik konsolidasyon sağlamaya çalışıyor. Demografik yapıyı tehdit etmekle suçlanan göçmenlere ise “köstebekler” diye hakaret ediliyor.
‘Tekil sapmalar değil küresel faşistleşme süreci’
ABD ve Hindistan örneklerini sorduğumuz Prof. Dr. Cenk Saracoglu “Bugün ABD’den Hindistan’a uzanan bu örnekler, göçmen karşıtlığının tekil sapmalar değil, küresel ölçekte örgütlenen bir faşistleşme sürecinin parçası olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Egemenlerin göçü yalnızca güvenlik meselesi olarak değil, milliyetçi-şoven bir kutuplaşma üzerinden siyasal konsolidasyon aracı olarak da kullandığına dikkat çeken Saraçoğlu, “Daha önemlisi, mücadelelerle kazanılmış asgari insani değerleri sistematik biçimde aşındıran ortak bir eğilim söz konusu. Küresel Kuzey’de kristalize olan bu yönetim aklı, artık Küresel Güney’de de benzer araçlarla yeniden üretiliyor. Müslümanlar, Meksikalılar, Filistinliler ya da başka hedef gruplar; bağlam değişse de işlev aynı: ‘tehdit’ olarak kodlanan topluluklar üzerinden korku siyaseti üretmek ve bu sayede yağma, talan ve otoriterleşme süreçlerinin önündeki toplumsal ve hukuki sınırları kaldırmak. Bu nedenle karşımızda yalnızca benzer politikalar değil, aralarında açık ya da örtük bağlar bulunan bir ‘kara ittifak’ın işleyen mantığı var” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Saracoglu devamında şunları dile getirdi:
“Bu insanlık dışı uygulamalar sınır hattına sıkışmış istisnai tedbirler olarak kalmıyor; siyasal iktidarın içeride tesis edeceği rejimin bir ön-formu, bir tür deney sahası işlevi görüyor. Göçmen bedenleri üzerinde icra edilen insansızlaştırıcı şiddet, hukukun askıya alınmasının, ‘düşman hukuku’nun ve hakların keyfi biçimde budanmasının meşrulaştırıldığı bir eşik yaratıyor. Bu eşik bir kez aşıldığında, aynı teknikler ve mantık yurttaşlara doğru genişletiliyor: hak, güvence ve yaşam değeri kademeli biçimde aşındırılıyor. Dolayısıyla sınırda kurulan bu ölümcül düzeneklere yalnızca göçü durdurmaya dönük araçlar gibi bakmamak lazım; sermaye birikiminin önündeki toplumsal ve siyasal dirençleri tasfiye etmeye yönelen daha geniş bir tahakküm rejiminin habercisi olarak da görmek gerekir. Başka bir deyişle, göçmenler üzerinde denenen faşizan pratikler, toplumun bütününe doğru genelleştirilecek bir yönetimsellik biçiminin prototipini sunuyor”.




