Toz pembe hayalleri dinleyen kalmadı bir kere de öngörüleri doğru çıksa!..
Süleyman Karan 13 Nisan 2026

Toz pembe hayalleri dinleyen kalmadı bir kere de öngörüleri doğru çıksa!..

Ekonominin belli bir aritmeği, genelgeçer kuralları ve bunun yanı sıra, öngörülmesi çok kolay olmayan ‘siyah kuğular’ı vardır. Mesele siyah kuğu oldu mu, ekonomi yönetimlerini acımasızca suçlamak doğru olmaz, ancak üzerine korna çala çala gelen bir kamyonu göremiyorsa o yönetim, işler hepimiz için fena demektir. Şu İran’a yönelik saldırıyı birkaç yıl öncesinden dile getiren o kadar çok analiz varken, bu affediliir bir şey değildir. Hele ki hâlâ çok iyimser ve umut veren öngörüler yapmaya devam ediliyorsa…
Ne yazık ki, pek çok makro dengesizlik ve risklerle yüz yüze olan Türkiye’de, ekonomi yönetimi analiz ve öngörülerinde hata yapmayı alışanlık haline getirdi. Mesela hampetrolün varil fiyatını 60 dolar olarak alıp enflasyon öngürüsü yapmak gibi…
Durum parlak değil ve pembe tablolar çizmek yerine birkaç senaryo üzerinden yeni önlem paketleri oluşturmak gerek. Ancak o da yok!
Önce bir kredi derecelendirme kuruluşundan gelen değerlendirmeyle başlayalım. Hani ekonomi yönetiminin, ilk not artırımı sonrasında, ardı ardına not artırımı geleceğini iddia ettikleri kuruluşlardan biri olan Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu ‘BB-‘ olarak korurken, kredi notu görünümünü ‘pozitif’ten ‘durağan’a çevirdi. Böyle devam ederse, önce görünüm ‘negatif’e dönecek, sonra gelsin not indirimi!

TEK MESELE 50 MİLYAR DOLARLIK
DÖVİZ SATIŞI OLSA HADİ NEYSE…
Görünüm revizyonunun, İran savaşının başlamasından bu yana Türkiye’nin döviz rezervlerinde yaşanan belirgin düşüşten kaynaklandığı belirtildi. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Türk Lirasını desteklemek amacıyla piyasaya 50 milyar doların üzerinde döviz sattığına işaret edildi ve savaşın uzaması halinde dış borç ödemeleri ve enflasyon görünümünde daha fazla bozulma yaşanabileceğine dikkat çekildi. Fitch’e göre, Türkiye’nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı bu riskleri artıran temel unsurlardan biri. Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları da sıralanmış. Kronikleşen yüksek enflasyon, para politikasına yönelik siyasî baskılar, tekrarlayan döviz krizi riskleri, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalması ve kurumsal zayıflıklar önemli riskler olarak belirtilmiş.

ERKENE ALINMIŞ DEĞERLENDİRME
CİDDİ BİR UYARI OLARAK GÖRÜLMELİ
Fitch, Türkiye ekonomisinin olumlu sayılabilecek yönlerini de şöyle sıralamış: Güçlü ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapı, görece düşük kamu borcu, zorlu dönemlerde dahi dış finansmana erişim kapasitesi ve bankacılık sektörünün dayanıklılığı…
Bir de önemli bir ayrıntı var. Fitch, bu değerlendirmeyi olağan takvim akışının dışında yayımladı. Sebebi; mevcut düzenlemelerin, bir ülkenin kredi görünümünde ani ve önemli değişikliklerin yaşanması halinde, planlı değerlendirme tarihinin beklenmeden güncellenmesi gerekliliği… Fitch’in Türkiye için bir sonraki planlı kredi notu gözden geçirme tarihi 17 Temmuz 2026. Aslına bakarsanız, bu bir sarı alarm!

ENFLASYON TAHMİNİNİ
2 PUAN YUKARI ÇEKTİ
Gelelim gözden geçirilmiş beklentilere… Fitch, 2026 yılında carî açığın yüksek enerji fiyatları nedeniyle büyüyeceğini ve 2027’de daha da genişleyeceğini öngörüyor. Kuruluş, rezervlerin 2027 sonunda benzer ülkelerin ortalamasının altına düşeceği uyarısında bulunuyor. Eğer petrol fiyatları varil başına 20 dolar daha artarsa, carî açığın millî gelirin yüzde 1’inden fazla büyüyeceği ve enflasyonu körükleyeceği uyarısı da var. Fitch, enflasyon tahminini ise 2026 sonu itibarıyla 2 puan artırarak 27’ye yükseltti. Kuruluş, 2027 yılı sonunda ise enflasyonun yüzde 21’e gerileyeceğini öngörüyor.

12 AYLIK VADELİ DIŞ BORÇ
239 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNDE
Fitch bir hesaplama yapmış ve akaryakıta uygulanan eşel mobilin yeniden devreye alınmasıyla sağlanan malî desteğin yüksek enerji fiyatlarının enflasyona yansımasını, yaklaşık üçte iki oranında absorbe ettiğini belitmiş. Kuruluş, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının yüksek seyrini sürdürdüğüne de işaret ediyor. Önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak dış borcun 239 milyar dolar seviyesinde ve bu tutar döviz rezervlerine kıyasla yüksek kalıyor.
Dış likiditenin ise 2025 sonundaki yüzde 82 seviyesinden 2027’de yaklaşık yüzde 98’e yükselmesi beklentisinde olan Fitch, ancak bu oranın hâlâ ‘BB’ not grubunun yüzde 140 seviyesindeki medyanının altında kalacağını hatırlatıyor.
Büyüme öngörüsüne gelince… Fitch’e göre, Türkiye ekonomisi 2026’da yüzde 3.6 büyüyecek, 2027’de ise yüzde 4.2 ile büyüme ivme kazanacak.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI PEMBE
GÖZLÜKLERLE BAKMAKTA ISRARCI
Uluslararası derecelendirme kuruluşunun öngörlüleri ve uyarıları böyle…
Peki bu konulara ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ne düşünüyor? Bloomberg HT’deki özel röportajında bayağı ayrıntılı konuşmuş bakan…Bakana göre, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta yaşanan şok İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan en büyük şok! Sanmıyorum ama hadi öyle olsun! Şimşek’e göre, ateşkese varılması memnuniyet verici ama normalleşme en iyi ihtimalle aylar alacak. Ki bildiğiniz üzere İslamabad’daki görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. Yani savaşın biteceğine ilişkin bir işaret henüz yok. Şimşek’e göre, küresel enflasyonun yükselmesi riskiyle karşı karşıyayız. Öyleyse Türkiye’deki enflasyon da bundan çokça etkilenmeli anck göreceğiniz üzere öyle bir sonuca varmıyor.
Finansal koşullar sıkılaşırken, büyüme tahminlerinin aşağı yönlü risk taşıması risk iştahını azaltıyor. Risk iştahının azalması birçok gelişmekte olan ülkeden fon çıkışına neden oluyor. Şimşek yine de iyimser görünüyor. “Gelişmekte olan ülkelerin makroekonomik temelleri aslında sağlam. Türkiye’de de bunu gördük. Türkiye’de risk fiyatlaması çarpıcı biçimde dün indi. Risk iştahının dönme ihtimali oldukça yüksek” diyor. Açayım; İslamabad’da olumlu sonuç çıkacağı beklentisini kast ediyor burada… Ve yine bugün itibarıyla risk iştahı yine tıkalı!

GEÇEN YIL RÜŞT İSPAT EDİLMİŞ
BİR TEK MİLLET FARKINDA DEĞİL!
Sonrasında ise iyimserlik öngörüsüzlüğü tetikliyor sanki! Bu ruhsal eğilim ekonomi yönetiminin yumuşak karnı gibime geliyor. Sonucu olumludan çok olumsuz olması muhtemel islamabad müzakerelerini sanki savaş sona ermiş gibi yorumluyor Şimşek: “Savaşın süresi beklenenden uzun sürdü, yayılımı da öyle. Ama 45 günün altında kalması olumlu. Krizin etkisi yayılımına ve süresine bağlı. Savaşın bir ay sürebileceğini ana senaryo olarak düşünmüştük. Şokları yönetme kapasitesinde geçen yıl rüştümüzü ispat ettik”. Nasıl bir rüşt ispatı olduğunu bilemiyorum, bilen olduğunu da sanmıyorum!
Dönelim Türkiye’nin en temel meselesine, enflasyon demeyelim, hayat pahalılığı diyelim. Ekonomi yönetiminin özünün yaşam pahalılığıyla mücadele olduğunu vurguluyor Şimşek. Eşel mobil uygulamasının bunun bir örneği olduğunu söylüyor. “Eşel mobili uygulamaya koymasaydık, mazotun litresi 103 lira, benzinin litresi 76 lira olacaktı” diyor, ancak akaryakıt üzerindeki dolaylı vergi yükünün oranını ve satın alma gücüyle 1 litre bezin fiyatı arasındaki ilişkiyi diğer ülkelerle kıyaslamayı pas geçiyor. Bu görece olumlu olanı gösterip ‘oldukça kötü olan’ı görmezden gelmek, ekonomi yönetiminin bir diğer alışkanlığı ve çok zararlı… Sorunların yapısal yönlerini perdeleyince, doğru kararlar alma ihtimali de ortadan kalkıyor.

REZERV TANIMINI DOĞRU YAPIP
UYGULAMAYI YANLIŞ YAPARSANIZ
Şimdi gelelim “Eyvah” dedirtecek kısma!.. “Rezerv uluslararası yükümlülüklerin yerine gelmesi ve şoklarda tampon görmesi için tutulur. Rezervlerde giriş ve çıkışlar tek yönlü olabiliyor, bunları yönetmeniz gerekiyor”. Buraya kadar doğru… Peki ama TCMB 50 milyar dolarlık satışı niye yaptı? Döviz kurunu tutabilmek için… Sebep? Carry trade için gelen sıcak parayı çekmek, yani yüksek faizden faydalanan ve düşük dolar kurundan tekrar dolar alıp yüksek kazanç sağlayanları mutlu etmek! Peki ya değerli TL sebebiyle küresel rekabet avantajı gerileyen ihracatçı ne olacak? Onun cevabı yok, daha doğrusu yapay zekâ, yeşil ekonomi, dijitalleşme gibi fantezi öneriler yapıyor ekonomi yönetimi… O önerileri yaptıkları sanayici ise yüksek faizle kredi alıp ayakta kalmaya çalışıyor! Tabii krediye erişebilirse… Ancak ihracatçıların feryatlarını pek ciddiye almıyor bakan, “Rekabet gücünde döviz kuru üzerinden olumsuz bir akım oluşmadı. Burada önemli olan bundan sonraki süreçte başka ülkelerle olan enflasyon farklarıdır” dediğine göre! Sonra desteklerden, Eximbank kredilerinden falan bahsediyor. İhracatçılara cevabı bu kadar! Bu arada Şimşek yılın ilk çeyreğinde gelen dış ticaret verilerinden söz etmeye hiç ama hiç gerek duymuyor!

YA REZERVLER TOPARLANMADAN
YENİ BİR SİYASÎ KRİZ ÇIKARSA?..
Şu sıralar herkes rezervlerdeki düşüşten tedirgin, malûm rezervlerde ciddi bir düşüş yaşandı. Yine de oldukça ‘cool’ Şimşek, “Rezerv düşüşünün dörtte biri altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı. Şok çok daha büyük ama geçen seneye göre döviz talebi daha mütevazı. Eski rezerv seviyelerine çok hızlı şekilde geri geleceğiz” diyor. Geri gelinebilir mi? Evet gelinebilir. Ancak Türkiye gibi siyasî istikrarsızlığın ve krizlerin ansızın geldiği bir ülkede bu rahatlığı anlamak mümkün değil. Geçen yıl Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından TCMB panikle 57 milyar dolar satmamış mıydı? Pek yakında ‘mutlak butlan’ kararı çıkarsa nasıl bir siyasî atmosferle karşı karşıya kalacağımız öngörülemez mi? Buna şu andaki rezerv seviyesiyle dayanmak mümkün olabilir mi?

YÜZDE 30’LUK ENFLASYON
BEKLENTİSİ ABARTILIYMIŞ
Ve enflasyonla mücadele… Sanırım her şey bir yana, beni tümüyle umutsuzluğa sürükleyen, Şimşek’in bu konudaki öngörüleri! Neyse ki, enflasyonda beklentilerde bir miktar bozulma olduğunu görüyorlarmış. Sonrası fazlanın da ötesinde iyimser: “Konut arzının etkisiyle kira enflasyonunun gerilemesi, kural bazlı uygulamayla eğitim enflasyonunu gerilemesi, temel mallarda enflasyonun düşük seyretmesi, en önemli olan konu gıdada şokların yaşanmayacağı beklentisiyle yüzde 20’nin bir tık altındaki beklentimizi koruyoruz”. Gerçekten böyle düşünüyorsa çok ama çok fena! Bütün ilgili uluslararası kurumlar, savaş bitse bile, özellikle emtia fiyatlarında ciddi artışlar, gıda fiyatlarında hem fiyat artışı hem tedarik zincirlerinde kopukluklar olacağını beklerken, işte size taban tabana zıt bir tahmin!
Böyle iyimser öngörüler yaparsanız, tabii ki dezenflasyonda da ciddi bir sorun olacağını düşünmezsiniz. Belli ki o rahat; “Eğer ateşkes sürer ve kalıcı barış sağlanırsa piyasadaki beklentilerin abartılı olduğu kanısındayız. 30’lara doğru giden beklentilerin enflasyonda abartılı olduğunu düşünüyoruz” diyor. Olmadı bir, o da mı olmadı iki yukarı yönlü revizyon yaparlar, hava olaylarından savaşa kadar pek çok gerekçe üretirler. Bugüne kadar yaptıkları hep bu oldu.

REZERVASYON İPTALLERİ SÜRERKEN
TURİZMDE NASIL BİR FIRSAT OLABİLİR?
En azından birkaç meselede biraz daha gerçekçi ama yine en iyi olasılık üzerinden değerlendirme yapmayı tercih ediyor. Büyüme beklentilerinde şokun etkisiyle bir miktar bozulma olacağını, carî dengede de önemli bir bozulma beklentilerinin olduğunu belirtiyor. Ve hemen ardından yine iyimserlik tavana vuruyor. Çizdiği tablo şöyle: “Savaşın etkisiyle turizmde bir pay alabiliriz. Hürmüz Boğazı’ndan akışın kesilmesiyle birlikte bölgedeki en önemli tedarikçi biz olacağız”. Bir ihtimal tedarikçi olma açısından avantajlar var ama bir o kadar alternatif rota ve rakip de var. Turizme gelince, Ortadoğu’daki turist potansiyelinden pay almak şöyle dursun, ciddi bir düşüş olası… Avrupalı turistlerin de hemen sınırında bir savaş olan destinasyonu tercih etmesi pek mümkün değil. Savaş bitse bile Akdeniz’deki daha uzak destinasyonları tercih etme olasılıkları daha yüksek. Ve zaten Türkiye’deki tesisler de şu anda rezervasyon iptallerinden şikayetçi…
Anlaşılan o ki, Şimşek senaryolarını İslamabad’daki müzakereler sonucunda savaşın biteceği üzerine kurgulamış. Her zamanki gibi yanlış bir öngörü daha… Peki B planı var mı? Varmış, o çekmecedeymiş!.. Bir ‘tepki fonksiyonu’ymuş. Doğal olarak, öngörüyü doğru yapamayanların ‘önalıcı fonsiyonlar’ı olmaz. Palyatif tepkileri olur, o da bir yere kadar!

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.