“Teklifte anne-çocuk birlikteliği, ailenin güçlendirilmesi deniyor ama kadının adı yok. İktidar ne zaman ‘Ailenin güçlendirilmesi’ politikalarına ilişkin bir düzenleme yapsa kadınların aleyhine sonuçlanıyor.” / Özgül Saki
“Çocuk sadece annenin mi sorumluluğu? Babayı neden bu sürecin paydaşı yapmıyorsunuz? Gerçekten aileyi güçlendirmek isteyen, kadını eve kapatan değil, sorumluluğu eşitleyen bir düzen kurar.” / Asu Kaya
Meclis Genel Kurulu bugün, Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni görüşmeye devam edecek.
Bu teklifin içinde, doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasını içeren bir düzenleme bulunuyor ve halihazırda doğum izninde olan yaklaşık 36 bin kadının da düzenlemeden yararlanması bekleniyor.
İlk bakışta olumlu bir adım gibi görünüyor.
Ancak babalık izninin 10 gün gibi sınırlı kalması, kreş hizmetleri gibi kamusal desteklerin konuşulmaması ve kadın istihdamına nasıl bir etkisi olacağı, soru işaretleri arasında.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, İlke TV’nin teklife ilişkin sorularını yanıtladı.
Teklif, kadınları güçlendirmekten çok toplumsal cinsiyet rollerini yeniden mi üretiyor? Yani, zaten var olan erkek kamusal alan/kadın ev içi alan ayrımını daha da derinleştiriyor olabilir mi?

Özgül Saki’nin değerlendirmelerine göre, birçok kadın için tüm açmazlarına rağmen doğum izninin uzatılması önemli. Ancak teklif, tüm yükü kadının omuzlarına bırakan ve bunu doğallaştıran bir mantıkla hazırlanmış. Üstelik kanun teklifinin gerekçelerinde anne-çocuk birlikteliğinin önemi, ailenin güçlendirilmesi, nüfus politikaları, doğum oranlarının artırılması gibi ifadeler var ama kadının adı yok. Babalık izni ise sadece 10 gün.
Düzenlemenin kağıt üzerinde olumlu görünse de gerçek ihtiyaçlara yanıt vermediğini söyleyen Asu Kaya’ya göre, bebeğin bakım ihtiyacı, emzirme süreci, anne-bebek bağının güçlenmesi ve annenin toparlanma süreci açısından önemli. Ancak mesele yalnızca süreyi uzatmak değil. Asıl mesele ve soru şu: Kadınların hayatı gerçekten kolaylaştırılıyor mu, yoksa tüm sorumluluk yine kadınların omuzlarına mı yükleniyor?
Nitekim veriler de bunu doğruluyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre kadınların yaklaşık yüzde 40’ı doğumdan sonraki ilk altı ayda işten ayrılıyor. Bir yıl içinde bu oran yüzde 56’yı aşıyor. Bu bir tercih değil; bakım yükünün tek başına kadınlara bırakılmasının ve cinsiyetçi iş bölümünün bir sonucu.
Kadın istihdamını nasıl etkiler?
Konuya dair görüşlere geçmeden önce kadın istihdamındaki tabloya bakarsak Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistiklerle Kadın, 2025” çalışmasında yer alan verilere göre:
Türkiye’de kadınların istihdam oranı yaklaşık yüzde 31-32,5 bandında, erkeklerde ise bu oran yüzde 66-67 civarında. Yani kadın istihdamı, erkeklerin yaklaşık yarısı düzeyinde.
Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36 civarında. Erkeklerde bu oran yüzde 70’in üzerinde. Yani kadınların büyük bir kısmı zaten işgücüne hiç dahil olamıyor.
3 yaş altı çocuğu olan kadınlarda istihdam oranı yüzde 26,9. Aynı durumda erkeklerde ise bu oran yüzde 90,9.
Halihazırda tablo bu iken, doğum izninin uzatılması işverenlerin kadın çalışanlara “maliyetli ve uzun süre işten uzak kalacak kişi” gözüyle bakmasına, yani kadın istihdamının daralmasına yol açar mı?
‘Özel sektör açısından kadın istihdamını riskli hale getirebilir’
Özgül Saki, şöyle değerlendirdi:
“Teklif kamu emekçileri ve özel sektör işçilerini kapsıyor. Özellikle özel sektör açısından kesinlikle böyle bir sonuca yol açacağı aşikar. Halihazırda zaten işe alımlarda ‘çocuk sahibi olmayı düşünüyor musun?’ sorusu kadınlara sorulan ilk sorulardan biri. Ayrıca kadınların terfi etmelerinin önünde de en çok karşılaştıkları engel, çocuk sahibi olmaları ya da olmayı düşünmeleri…
Ayrıca teklifte yer alan düzenleme, bu sürecin ekonomik yükünü kamusal bir politika olarak ele almıyor; bakım emeğini fiilen kadın ve işveren arasında bırakıyor. Bu, kadınların istihdamda kalmasını güvence altına almak yerine özel sektörde kadın istihdamını daha riskli hale getirebilir ve dolaylı ayrımcılığı derinleştirebilir. Kadınların doğum nedeniyle daha uzun süre işgücünden uzak kalmasına neden olacak, gerekli güvenceler sağlanmadığı takdirde kadınları güvencesiz, esnek ve kayıt dışı çalışma biçimlerini kabul etmeye razı edecek sonuçlar doğuracaktır.
Dolayısıyla kadınların çalışma yaşamından dışlanmasına yol açmaması için, özel sektörde çalışan kadınların izinli oldukları sürelerde çalışmadıkları günlere ilişkin ücretleri ile sosyal güvenlik primlerinin kamu tarafından karşılanmasına dair düzenlemelere ihtiyaç olduğunu önerdik, ancak bu önerilerimiz dikkate alınmadı.”
‘İktidarın kurduğu eşitsiz düzenin sonucu’
Asu Kaya, her iki kadından birinin annelik ile çalışma hayatı arasında sıkıştırılarak sistem dışına itildiğini, tablonun kadınların tercihi değil iktidarın kurduğu eşitsiz düzenin sonucu olduğunu vurguladı.
Kadınların uygun koşullar sağlandığında iş hayatına döndüğünü belirten Asu Kaya, şunları söyledi:
“Kadın istihdamı ile doğurganlık arasında bir çelişki yoktur. Doğru politikalarla ikisi birlikte artabilir. Ama siz yanlış politikalarla hem kadınları işsizliğe itiyor hem de aileyi zayıflatıyorsunuz. Kadınlara işgücüne katılım ile annelik arasında tercih dayatıyorsunuz. Bu nedenle bu teklif eksiktir, eşitsizdir, yetersizdir. Kadınları güçlendiren değil, onları yalnızlaştıran bir anlayışın ürünüdür.”
‘Aile Yılı’ ve kutsal ‘aile kurumu’

(Fotoğraf: csgorselarsiv.org)
İktidarın uzun süredir “aile kurumunu” güçlendirme ve doğurganlığı artırma yönünde bir politikası var. Hatta içinde olduğumuz bir “Aile Yılı” var. Peki teklif bu politikanın bir parçası mı?
Kadın hareketi yıllardır kadın bedeninin ve emeğinin siyaset malzemesi haline getirilmesine itiraz ediyor. Uzun süredir iktidarın gündeminde olan bu düzenleme, kadınların hayatını mı kolaylaştırıyor yoksa iktidarın ‘makbul kadın’ vizyonunu mu destekliyor?
‘Önce kadınlara eşit ve özgür bir yaşam sunun’
“Bugün iktidarın bu düzenlemeyi neden gündeme getirdiğini herkes çok iyi biliyor” diyen Asu Kaya, şunları ekledi:
“Türkiye’de doğum oranları düşüyor, genç nüfus azalıyor ve yıllardır yanlış ekonomi politikalarıyla derinleşen geçim krizi ailelerin çocuk sahibi olma kararını erteliyor. Şimdi yalnızca analık iznini artırarak bu tabloyu değiştirebileceklerini düşünüyorlar. Oysa doğum oranlarındaki düşüşün nedeni birkaç haftalık izin eksikliği değildir.
Gençler işsizse, barınma krizi büyümüşse, kiralar maaşları aşmışsa, kreş yoksa, bakım hizmeti yoksa, kadınlar güvencesiz çalışıyorsa siz sadece izin süresini uzatarak bu sorunu çözemezsiniz. Gerçek bir nüfus planlaması yapmak istiyorsanız önce gençlere umut, ailelere güvence, kadınlara eşit ve özgür bir yaşam sunmak zorundasınız. Aksi halde yapılan her eksik düzenleme, gerçek sorunları gizlemeye çalışan pansuman tedbirlerden öteye geçemez.”
İktidarın ne zaman “Ailenin güçlendirilmesi” politikalarına ilişkin bir düzenleme yapsa, bunun kadınların aleyhine sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Özgül Saki, arka planını şöyle anlattı:
“Çünkü bu politikalar azalan doğurma oranlarının artırılması, boşanmaların zorlaştırılması, LGBTİ+’lara karşı nefret politikaları amaçlayan düşünsel bir arka plana sahip. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile tüm yasama yargı yürütme güçlerinin tek bir elde toplanması ile baskıcı otoriter bir toplumsal inşa hedeflenirken ‘Ailenin Güçlendirilmesi’ politikaları ile de aynı baskıcı otoriter düzen kadınların eşitliği özgürlüğü pahasına patriyarkayı güçlendiren bir politik hatta realize oluyor.”
Teklifin eksik kalanları
Eğer gerçekten ‘kadınların yaşamını kolaylaştırmak’ hedefleniyorsa hangi politikalar öncelikli olmalıydı, eksik kalan en noktalar ne?
Asu Kaya, teklifte en büyük eksikliklerden birinin bakım hizmetleri olduğunu söyledi:
“Kadınların iş hayatında kalabilmesi için yalnızca izin süresi yetmez. Kreş gerekir, nitelikli ve erişilebilir bakım hizmetleri gerekir, gelir kaybını azaltacak destekler gerekir, güvenceli ve esnek çalışma koşulları gerekir. Ama bu teklifte bunların hiçbiri yok.
Kreş yok, kamusal bakım desteği yok, kadının işe dönüşünü kolaylaştıracak mekanizmalar yok. Kısacası kadının bakım yükünü hafifletecek politikalar yok.
O halde bu düzenleme neyi çözüyor? Kadına biraz daha uzun süre evde kalmayı dayatıyor ama sonrasında onu yine yalnız bırakıyor. Kreş yoksa, destek yoksa bu teklif eksiktir.”
Babalar bu işin neresinde?
Dünyada son yıllarda ebeveynlik politikalarıyla birlikte tartışılan bir model var: devredilemez ebeveyn izni.
Devletin babaya tanıdığı, ancak baba kullanmazsa yanan ve anneye devredilemeyen özel bir süre. Eğer baba bu izni kullanmazsa, aile o izin hakkını tamamen kaybediyor. Bu modelin arkasında yatan ana fikir ise bakım yükünü kamusal zorunlulukla eşitlemek.

Özgül Saki, teklifin eksik kalan yanlarını değerlendirirken bu konuya da değinerek şöyle aktardı:
“Çocuk bakımının yalnızca kadına yüklenmesini önlemek amacıyla babalar için de zorunlu, devredilemez ve ücretli ebeveyn izni tanınmalı, bu süreye ilişkin ücret ve prim desteği de kamu tarafından karşılanmalı.
“Fransa, İtalya, Portekiz ve İspanya gibi bazı Avrupa ülkeleri babalık izninin bir kısmını zorunlu ve devredilemez hale getirdi. Özellikle Fransa’da özel sektör çalışanları için babalık izninin bir bölümü zorunlu tutuluyor. Bu ülkelerdeki temel yaklaşım, babaların izni tercihe bağlı değil, fiilen kullanılan bir hak haline getirmek.
İzlanda, devredilemez ebeveyn izni modelinin en başarılı örneklerinden biri. Başlangıçta babalar toplam ebeveyn izninin yalnızca yüzde 3’ünü kullanırken, anne ve baba için ayrı kotalar getirildikten sonra bu oran yaklaşık yüzde 45’e yükseldi. Bu model, eşit ebeveynlik politikalarının davranışları doğrudan değiştirdiğini gösteren en güçlü örneklerden biri.
Portekiz ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde ise bonus sistemleri uygulanıyor. Eğer baba belirli bir süre izin kullanırsa, aileye ek izin haftaları tanınır. Bu sistem de teknik olarak devredilemez bir çekirdek süre yaratır; çünkü baba izin almazsa aile bu ek hakkı kaybeder.”
Özgül Saki, Asu Kaya gibi kreş meselesinin de altını çizerek, kamusal kreşlerin artırılması, işyerinde kreş açılabilmesi için ‘o işyerinde 150 kadın çalışma şartı’nın tamamen kaldırılması ve talep olması durumunda her işyerine kreş açılmasının sağlanması gerektiğini söyledi.
‘Çoğul gebeliklerde ek süre verilmeli’
Bir diğer başlık ise çoğul gebeliklere ilişkin düzenleme. Asu Kaya konuya dair şunları söyledi:
“İkiz ya da üçüz doğum yapan kadınların yükü katlanarak artıyor. Erken doğum riski, yoğun bakım süreçleri, fiziksel ve psikolojik yıpranma çok daha ağır yaşanıyor. Buna rağmen sadece iki haftalık ek süre veriliyor. Bu gerçeklerden kopuk bir yaklaşımdır. Biz komisyonda en az dört hafta ek süre verilmesini, babaya da doğum sonrası izin tanınmasını önerdik. Ancak tüm önerilerimiz reddedildi. Çünkü onların derdi çözüm üretmek değil, günü kurtarmaktır.”
İktidara çağrı yapan Asu Kaya, “Gerçekten aileyi güçlendirmek istiyorsanız kadını yalnız bırakmayın. Gerçekten sosyal politika yapmak istiyorsanız kreşleri yaygınlaştırın, ev bakım yükünü eşitleyin, babayı sorumluluğun parçası yapın. Gerçekten samimiyseniz kadınların hayatına dokunan, onları özgürleştiren düzenlemeler getirin” diye konuştu.




