Gülistan Doku dosyasında 6 yıl sonra yaşanan gelişmeler, Türkiye’de cezasızlık politikaları ve yargının bağımsızlığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Avukat ve insan hakları aktivisti Eren Keskin, dosyaya ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Keskin, Türkiye’de yargının erkek egemen bir bakış açısıyla hareket ettiğini belirterek, “Devlet güçlerinden birinin ya da siyasi iradeye yakın bir kişinin fail olabileceği davalarda genellikle büyük bir cezasızlık söz konusu” dedi.
Gülistan Doku dosyasında uzun süre ilerleme kaydedilememesinin nedenlerine dikkat çeken Keskin, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in sürecin başından itibaren etkili olduğunu ifade etti.
Keskin “Peki, 6 yıl mı beklemek gerekiyordu ortaya çıkması için? Neden ortaya çıktı onu da konuşalım. İktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı. Bu iktidar savaşları olmasıydı yine ortaya çıkmayacaktı? Bir ailenin 6 yıl boyunca acı çekmesine neden oldular” dedi.
Keskin, “Bu anlayış devam ettiği sürece devlete yakın faillerin dosyaları aydınlatılamaz” diyerek Rabia Naz Vatan ve Rojîn Kabaiş gibi dosyaların da benzer şekilde sonuçsuz kaldığını ifade etti.
Keskin’e göre “şüpheli kadın ölümleri” olarak tanımlanan vakaların tamamı aslında kadın cinayeti niteliği taşıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin de bu süreci derinleştirdiğini belirten Keskin, kadınların en çok aile içinde öldürüldüğüne dikkat çekti.
‘Gizlilik kararı faili koruyor’
Keskin, özellikle devletle bağlantılı olabileceği düşünülen dosyalarda hızlı şekilde gizlilik kararı alındığını belirterek, bu uygulamanın savunma hakkını ortadan kaldırdığını söyledi.
“Gizlilik kararıyla mağdurun avukatı dosyaya erişemiyor. Ancak bazı basın organlarının bu bilgilere ulaşabildiğini görüyoruz” diyen Keskin, bu durumun delil karartma ve bilgi saklama riskini artırdığını ifade etti.
Keskin, Gülistan Doku dosyasında da benzer bir sürecin yaşandığını belirterek, “Gizlilik kararı çoğu zaman faili koruyan bir araç haline geliyor” dedi.
‘Kadın bedeni savaş alanı olarak görülüyor’
Keskin, çatışmalı bölgelerde kadınlara yönelik şiddetin sistematik bir politika haline geldiğini belirtti. Keskin, savaş ve çatışma ortamlarında kadın bedeninin hedef haline getirildiğini söyledi.
Uyuşturucu ve şiddet politikası eleştirisi
Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının da politik bir tercih olduğunu savunan Keskin, özellikle gençlerin bu alanlara yönlendirildiğini belirtti. Küçük yaşta çocukların suç örgütleriyle temas kurduğunu ifade eden Keskin, bunun toplumsal şiddeti beslediğini dile getirdi.
Medya ve dizilerdeki şiddet içeriklerinin de gençler üzerinde etkili olduğunu söyleyen Keskin, mafya temalı içeriklerin yaygınlaşmasının bu süreci güçlendirdiğini belirtti. (MA)




