• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Günde 8 saatlik iş gününün 140 yıllık tarihi: 1 Mayıs’ın kökeni neye dayanıyor?

Günde 8 saatlik iş gününün 140 yıllık tarihi: 1 Mayıs’ın kökeni neye dayanıyor?

1 Mayıs’ın kökeni, sanayi kapitalizminin yarattığı sömürüye karşı işçilerin birlikte mücadelesine dayanır. 1886’da Chicago’da başlayan ve 1890’da İkinci Enternasyonal’de küresel bir gün olarak kabul edilen bu tarih, işçi sınıfının birlik ve dayanışma ruhunun en güçlü simgelerinden biridir. Günde sekiz saatlik iş gününün 140 yıllık mücadelesi, emek tarihinin en önemli sayfalarından birini oluşturmaya devam ediyor.

Günde 8 saatlik iş gününün 140 yıllık tarihi: 1 Mayıs’ın kökeni neye dayanıyor?
  • Yayınlanma: 30 Nisan 2026 14:52
  • Güncellenme: 30 Nisan 2026 14:53

1848 devriminin ardından,19. yüzyılın ikinci yarısında sanayi devriminin hız kazandığı dönemde, işçiler insanlık dışı çalışma koşullarına karşı mücadele etmeye başladı.

Fabrikalarda günde 12 ila 16 saat, haftada altı gün süren zorlu mesailer, düşük ücretler ve yetersiz güvenlik önlemleri, işçi sınıfının örgütlenmesini zorunlu kılıyordu.

Bu mücadelenin en somut taleplerinden biri, “8 saat iş, 8 saat uyku, 8 saat yaşam” sloganıyla ifade edilen günlük çalışma süresinin sekiz saate indirilmesiydi.

Bu talebin tarih sahnesine güçlü bir şekilde çıktığı gün, 1 Mayıs 1886 oldu ve bu tarih, günümüz 1 Mayıs kutlamalarının temelini oluşturdu.

1884 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde toplanan Amerikan Emek Federasyonu (Federation of Organized Trades and Labor Unions), önemli bir karar aldı.

Buna göre 1 Mayıs 1886 tarihinden itibaren sekiz saatin yasal çalışma süresi olarak kabul edilmesi ve bu hedefe ulaşmak için ülke çapında grev ve eylemler düzenlenmesi kararlaştırıldı.

Karar, işçilerin uzun yıllardır süren taleplerinin somut bir eylem planına dönüşmesi anlamına geliyordu.

Chicago, o dönemde sanayi merkezlerinden biri olarak bu mücadelenin kalbinin attığı yer haline geldi. Sendikalar ve işçi örgütleri, 1 Mayıs’ı fiilen sekiz saatlik iş gününü hayata geçirme günü olarak ilan etti.

1 Mayıs 1886’da ABD’nin birçok kentinde, başta Chicago olmak üzere, yaklaşık 300 bin ila yarım milyon işçi greve çıktı ve sokaklara döküldü.

Chicago’da düzenlenen yürüyüşlere 80 bin civarında işçi katıldı. Gösteriler barışçıl bir şekilde başladı; işçiler taleplerini haykırırken, ırk ayrımcılığının yüksek olduğu dönemde siyah ve beyaz işçilerin birlikte yürümesi dikkat çekici bir dayanışma örneği sergiledi.

Louisville’de binlerce işçi, o zamana kadar siyahlara kapalı olan parklara hep birlikte girerek önyargı duvarlarını aşma yönünde sembolik bir adım attı.

Bu eylemler, işçi sınıfının örgütlü gücünü ve birlik ruhunu ortaya koyuyordu. Birçok iş yerinde işverenler, grev baskısıyla sekiz saatlik çalışma düzenine geçmeyi kabul etmek zorunda kaldı.

Eylemler 1 Mayıs’tan sonraki günlerde de devam etti. 3 Mayıs’ta Chicago’daki McCormick biçerdöver fabrikası önünde grevci işçilerle polis arasında çatışma çıktı.

Polis, özel dedektiflik şirketi Pinkerton’a bağlı grev kırıcıları korumak için ateş açtı ve hayatını kaybeden işçiler oldu.

Bu olay üzerine 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda büyük bir protesto mitingi düzenlendi. Miting sırasında kimliği belirsiz bir kişi tarafından kalabalığa bomba atıldı.

Patlama ve ardından çıkan kargaşada polisler ve işçiler hayatını kaybetti. Olay, “Haymarket Olayı” veya “Haymarket Ayaklanması” olarak tarihe geçti. Yetkililer, olayı bahane ederek işçi liderlerini hedef aldı.

Sekiz anarşist ve sosyalist işçiler düzmece bir yargılamayla suçlandı.

Anarşist işçiler Samuel Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel, Louis Lingg ve Oscar Neebe idam edildi.

Bir başka anarşist işçi Louis Lingg idamından bir gün önce hücresinde intihar etti.

Yargılanan diğer işçiler uzun hapis cezalarına çarptırıldı.

1886’nın 1 Mayıs gününde ve Haymarket’te yaşananlar, işçi sınıfının bu anlamlı gününün kökenini sekiz saatlik iş günü talebiyle başlayan ülke çapındaki grevlere dayandırdı.

1886 eylemleri sonrasında ABD’de işçi hareketi üzerindeki baskılar arttı ve benzer gösterilerin tekrarlanması zorlaştı. Ancak uluslararası dayanışma bu mücadelenin unutulmasını engelledi.

1889 yılında Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal’in kuruluş kongresinde (14-21 Temmuz), Amerikan işçilerinin mücadelesini anmak ve sekiz saatlik iş günü talebini dünya ölçeğinde yükseltmek amacıyla önemli bir karar alındı.

Fransız işçi temsilcilerinin önerisiyle, 1 Mayıs gününün tüm dünyada “uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak kutlanmasına karar verildi.

Bu karar, 1890 yılında ilk kez geniş çaplı kutlamalarla hayata geçirildi. Böylece 1 Mayıs, sadece ABD’deki bir grev günü olmaktan çıkıp, küresel işçi sınıfının ortak mücadele sembolü haline geldi.

İkinci Enternasyonal’in bu tercihi, 1886 Chicago eylemlerinin mirasını uluslararası bir bayrama dönüştürdü.

140 yılı aşkın süre içinde 1 Mayıs, birçok ülkede resmi tatil haline geldi ve çalışma saatlerinin düzenlenmesi yönünde önemli kazanımlar sağladı.

Sekiz saatlik iş günü, zamanla pek çok ülkede yasal standart oldu; ancak bu hakkın korunması ve genişletilmesi için mücadeleler devam etti.

Bugün 1 Mayıs, yalnızca geçmişin anılması değil, aynı zamanda emekçilerin karşılaştığı yeni sorunlara—uzun çalışma saatleri, eşit işe eşit ücret, güvencesiz istihdam, çocuk işçiliği, düşük ücretler ve sendikal hak gasplarına—karşı ortak bir duruşun ifadesi oldu.

1 Mayıs 1886’da Chicago işçilerinin başlattığı mücadele, daha adil ve insani çalışma koşullarının ancak kolektif çabayla kazanılabileceğini her yıl 1 Mayıs’ta yeniden hatırlatıyor.